Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
Entelektüelin iktidar karşısındaki duruşuna İslami model önerisi24 Mayıs 2018Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Entelektüel ve iktidar modern zamanların hep tartışılan konularından birisi haline gelmiştir. Entelektüelin iktidarın tarafında olması onun hakikati söylemesine engel olacağı düşünülür. Özellikle modern zamanlarda tartışılan bir konu olduğunu söylüyorum, çünkü birçok sosyalbilimci entelektüelin modern zamanlarda doğduğundan bahseder. Entelektüelin ne zaman doğduğu, entelektüel kavramından ne anladığımızla ilgilidir. Örneğin Kenan Çağan entelektüeli iktidardan taraf olmayan ancak gerek duymadığı takdirde karşı da çıkmayan, kısacası hakikati söylemeye meyilli biri olarak görüyor. Demek ki bazılarına göre entelektüelin doğuşunun modern zamanlarda başlamasının sebebi entelektüelin iktidarın yanında olduğu takdirde ister istemez hakikatten uzak kalacağı, iktidardan uzak olduğu takdirde ise hakikati daha rahat dile getirebileceğidir.

Burada anlaşılması gereken şey, entelektüelin sadece modern zamanlarda karşı çıkabilecek imkanı bulduğu için gerçek anlamda entelektüel olduğudur. Acaba gerçekten öyle mi? Öyle olduğunu düşünmeyenler Oraçağ’a atıfta bulunarak klasik ‘Karanlık Çağ’ metaforundan yola çıkacaklar, “Peki, Antikçağ’ın nesi var?” dersek, Ortaçağ gibi sıkıntıları olmasa da modern dönemdeki gibi politikanın toplum sözleşmesine dayanmadığını iddia edecekler ve İlkçağ’da politikanın aynı zamanda erdemi temsil ettiği görüşünden yola çıkarak toplumun devleti belirlemesi yerine devletin toplumu belirlemesi olgusunu öne süreceklerdir. Onların perspektifinden bakıldığı takdirde bunun gerçekten doğru olduğu su götürmez bir gerçek. Fakat, doğruya ulaşmak için her açıdan bakıp, ondan sonra hangisi bizi doğru bilgiye götürecekse onu seçmemiz gerekir. Her toplumun kendi içerisinde ilk, orta ve yeni çağlarını yaşadığını düşünmeyip, Batı’nın kendi yaşadığı dönemleri bütün dünyaya mal edenler, hiç şüphesiz karanlık çağı yaşadıkları dönemlerde bazı toplumların rönesanslarını yaşadıklarını farkedemediler.

Öyle ki Batı Medeniyeti karanlık çağında entelektüele karşı takındığı tavrı nedeniyle, bu dünyada entelektüel diye bir olgunun var olduğunı Modern Çağ’da farkederken, Batı’nın karanlık çağında İslam Medeniyeti altın çağını yaşamış ve entelektüeli de iktidar karşısında şu an hayretle karşılayacağımız bir biçimde rahat ve hakikati söyleyebilecek konuma getirmişti.

Nasıl mı? İslam Medeniyeti’nde alim ile velinin hükümdara gitmesi yasaktır. Burada alim, yazı boyunca entelektüel olarak adlandırdığımız kişidir. Veli ise evliya, tasavvuf erbabı ve sanatçı gibi kesimlerdir. Alim ile velinin hükümdara gitmesi yasak olunca hükümdarın işi düştüğünde alim ve veliye gitmesi icap olurdu.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair söylenen rivayetlerden birini bilirsiniz. Şeyh Edebali, Osman Gazi’nin rüyasına girerek yüzyıllar boyunca ayakta kalıp cihanın her bir yanına adalet götürecek bir devlet kuracağının müjdesini verir. Rüyasına Şeyh Edebali’nin girmesi asla tesadüf olmayıp, kendisine sürekli gittiği bir veli olduğu için özellikle Şeyh Edebali rüyasına girmiştir. Yine  aynı şekilde herhangi bir hükümdar dara düştüğünde veliye gider, ilim alanında fikir almak istediğinde de alime giderdi.

Böyle bir durumda entelektüelin iktidardan taraf olması mümkün olmuyordu, çünkü iktidar entelektüelden taraf oluyordu. Tabi böyle bir durumda entelektüel aynı zamanda hem entelektüel hem de iktidar olabilir mi sorunu ortaya çıkar. İkisinin aynı anda olabilmesi için İlkçağ’da dile getirilen filozof-kral durumunun ortaya çıkması gerekir ki, bu durum ya çok istisnai olur ya da sadece ütopya olarak kalır. Bu anlamda entelektüelin moderniteyle ortaya çıktığını iddia edenlerin öne sürdüğü İlkçağ’da entelektüel olmadığı iddiasına katıldığımı belirtmeliyim. Öyleyse, İslam Medeniyeti’nde halk için iktidar hükümdar olsa da, hükümdar için iktidar veli ve alimdir, her üçü için ise iktidar Allah’tır. İslam Medeniyeti’nde iktidar kavramı böylesine esnek ve geçişkendi. Bu da entelektüelin doğuşunun moderniteyle değil ilk İslam Devleti’nin kuruluşuyla başladığını, Endülüs’te ise filizlendiğini gösterir.

Sonuç olarak, günümüzde entelektüel ile iktidarın aynı safta olması imkansız görülürken İslam Medeniyeti bunu 1200 sene boyunca başarıyla sürdürmüştü. Günümüzde ise her ne kadar modern devlet anlayışı buna izin vermese de Müslüman liderlerin bunu fiilen gerçekleştirebileceğini ve gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyorum.  Çünkü İslam Medeniyetleri  tarihte yaşadıkları duraklamaları hep hükümdar-alim-veli üçlüsü arasındaki düzenin bozulduğu dönmde yaşamıştır. Günümüzde böyle bir düzenin yokluğunda ise dünyaya İslam barış ve adaletinin gelmesi mümkün olmayacaktır.

Yazarın Diğer YazılarıAzınlık yangın mağdurları için tek yürek oldu!Herkes çalışmak için Almanya’ya gidiyor, ya Almanya olmasaydı?Aliya İzzetbegoviç ve Nurettin Topçu’nun yoluBatı Trakya’nın yekûnu bir Fuat Sezgin etmezKafeteryalardaki kültürel emperyalizmGüncel HaberlerKammenos'tan, Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar'a davet'İki Yunan askeri serbest bırakıldığı için mutluyum'Serbest kalan Yunan askerler evlerine gönderildiHun-Türk Kurultayı Macaristan’da geçrekleştiAB'den Yunan askerlerinin tahliyesine ilişkin açıklama
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech