LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Uçuş Modu-218 Haziran 2018Doğuş ŞÜKRÜdogussukru123@gmail.com

Okullar kapanmış ve yaz tatili nihayet başlamıştı. Memleketim Batı Trakya'ya büyük bir özlemle döndüm. Döner dönmez tatlı bir koşturmaca kovalamaca başlamıştı yine. Beni çalışıyor vaziyette görenler "Sen buraya tatile gelmedin mi ?" diye soruyorlar; onlara cevaben "Biz çalışarak dinlenenlerdeniz" diyorum. Durmak yok yola devam...

Gelir gelmez aklıma ilk gelenlerden biri de dostum Barış'tı. Deli çocuk kıza açılacağını filan söylüyordu. N'aaptı ki acaba? Onun da okulu kapanacaktı; bir arayayım dedim. Yunan hattının numarasını çevirmeye başladım. Evet telefonu çalıyordu; demek ki dönmüş. Çok geçmeden cevap verdi:

- Oo efendim dostum.

- Merhaba ortak. Nasılsın ?

- Merhaba dostum.Teşekkür ederim iyiyim sen nasılsın?

- Sağ olasın ben de iyiyim. Madem ki gelmişsin yakından bir görüşelim diyorum. Bu akşam müsait misin?

- Dostum, kalpten kalbe yol varmış diyorlardı da inanmıyordum, ben de aynı şeyi sana soracaktım.

- Eski günlerdeki gibi teravih namazından sonra sahile gider bir ateş yakıp kahvelerimizi yudumlarız. Ne dersin ?

- Tabii gidelim. Hem sana anlatacaklarım var.

- Bu gece sahura kadar birlikteyiz merak etme.

- Peki kardeşim. O zaman saat 22:30'da sizin evdeyim.

- Anlaştık ortak.

Uzlaştığımız gibi kadim dostumla vakit geldiğinde görüşmüştük .Biraz hasbihal ettikten sonra teravih namazını eda etmek üzere camiye geçtik. Namaz bitince arabamızla siyahlıklara doğru yola çıktık. Artık sahildeydik. İkimiz de ayakkabılarımızı ve çoraplarımızı çıkartmış dalgaların kıyıya vurduğu o muazzam ıslak kumsalda yürüyorduk..

Hava da iyice serinlemişti ama Barış'ın her hali onun ateşler içerisinde ızdırap çektiğini anlatıyordu. Yine de ateş yakmak için çalı çırpı toplarken bana eşlik etti; küçük bir ateş yaktık. Kahvelerimizi de kor üzerinde eşsiz manzaranın keyfini çıkartırken hazır hale getirdik. Artık yıldızlar ve ay bizim konuşacaklarımıza kulak kesilmişti. Bu gezegen bizim konuşacaklarımıza sabırsızlanıyordu...

- Evet ortak nedir konuşmak istediğin mes'ele, diye söze başladım.

Yanı başında duran defteri eline aldı ve şöyle devam etti:

- O gün... Açılmayı düşündüğüm günün sabahı okula gitmeden önce hatıra defterime birkaç satır bir şeyler karalamak istedim, önce onları sana okumak istiyorum.

- Dinliyorum kardeşim.

Ateşin ışığının yardımıyla okumaya başladı:          

"Bugün kalemimin rengi bile farklı.. Belki de ona en çok yakıştırdığım elbisenin rengiyle, turkuaz renk kalemle karalıyorum bu satırları.. Nisan ayının son günü bugün. Okula gitmek üzereyim. Şu an kendimden tam olarak emin olmamakla birlikte Aşiyan'la konuşmayı düşünüyorum. Zaten rüyalarım da bu kararımı destekler nitelikte. Peygamberimiz buyurmuyor mu 'İyi rüya müjdedir' diye. Bu yüzden dersten hemen sonra, en iyi fırsatı kolladığım vakit hakkımızda hayırlısı neyse o olsun inşallah"

- Bunları düşünüyorken son bir defa aynanın karşısına geçmiş saçıma başıma çeki düzen verirken birdenbire göz bebeklerim dehşet büyümüştü. Bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordum. Bu hal sanki bana çok mutlu ve de heyecanlı olduğumu anlatıyordu...

- Kardeşim hele ağzındaki şu baklayı çıkartsana, konuştun mu peki?

- Konuşacağım demiştim. Sabah derse girdim, ara verdik ve tekrar devam ettik .Aşiyan da sınıftaydı, sonunda ders bitmişti... Aşiyan ve arkadaşı Sibel'in fakülteden çıkmasını bekliyordum. Çıkar çıkmaz güya arkalarından seslenip bir şekilde konuşmaya başlayacaktım. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, bir türlü seslenemiyorum, dilim ağzımda topaç gibi oluyor, tarif edilemez bir hal yaşıyordum. Onlar önümde ilerlerken ben yirmi metre kadar arkalarında onları gözlüyordum. Sonra bana ne olduysa vazgeçmiştim birdenbire ve geriye doğru adımlarımı hızlandırdım, daha sonra sanki görünmeyen bazı güçler beni yolumdan çevirdi.. Tekrar takibe devam edecektim ama bu sefer de gözümden kaybolmuşlardı. Çevreyi iyice bir gözlerken, işte oradaydılar karşı kaldırımda yemekhaneye doğru yürüyorlardı. Anlaşılan öğle yemeğine gidiyorlardı. En sonunda yemekhanenin çıkış kapısında nöbet tutmaya karar verdim, nasılsa buradan geçecekler düşüncesiyle...

- Film seyrederken bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum kardeşim.

- Bir saate yakın kapının önünde ayakta ve de güneşin kavurucu sıcaklığı altında bekledim."Ah Barış!Sen bir kız için bu hallere düşecek adam mıydın", diye söylendim kendi kendime ama durum ortadaydı. Aslında kendimi bu tarz konulardan hep uzak tutmaya çalıştım ama beni ona çeken gizemli bir şeyler var gibiydi. Bu yüzden anlayamadığım bazı şeylerin peşine takıldım istemsiz. Sonunda çıktılar... Kalbim duracak gibiydi. Arkalarından aceleyle yetişiyormuş gibi yaparak:

"Aşiyan, biraz vaktiniz var mı konuşabilir miyiz" dedim. Nihayet bir lahza kelam edebilmiştim...

"Tabii var" dedi.

Elimle yolu göstererek "İsterseniz şöyle yürüyelim" dedim..

Yavaştan yürümeye başlamıştık bile, çimlerin üzerine basıp tam kütüphaneye doğru yönelmeye başlayacakken onun gözlerini şiar edinerek:

- W.Holman Hunt ismini daha önce duydunuz mu, dedim.

- Duymadım sanırım,dedi.

- Bende yeni duydum zaten. Bu adam on sekizinci yüzyılın İngiltere'sinde dünyanın en iyi tablolarından seçilen bir tablonun resmini çiziyor. Bu tabloda bir adam bir elinde ışık lambası tutuyor diğer eliyle de bir kapıyı vuruyor. Çimlerin üzerine henüz ayak basmıştık ki, "Ancak", dedim ve durdum, gözlerim gözlerinde asılı kaldı ve şöyle devam ettim:

"Ancak bu kapı sadece tek taraflı açılan bir kapı."

"Nasıl tek taraflı" dedi şaşkın şaşkın.

"Bu kapı insan kalbini temsil ediyor". Bir elimle de bir kapıya vuruyormuş gibi yaparak:

"Başvururuz ve isterse gireriz, Aşiyan, ben senden geçen yıldan beri hoşlanıyorum ama nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum. Eğer senin de düşüncelerin olumlu yöndeyse birbirimizi daha yakından tanıyalım inşallah, yakınlıktan kastım her gün görüşelim filan değil, sen anladın"...

Aşiyan, renkli gözlerini gözlerime yarı şaşkın yarı da sevinçli bir şekilde dikerek iki elini iki yana çok nazik bir biçimde açarak;

"Ama ben şimdi kalakaldım" dedi.

Ben de kalakalmıştım, bütün bunlar olurken sağ ayağım aşağıda dehşet titremeye devam ediyordu, sonra "İstersen biraz zamanın olsun iyice bir düşün.Kendini hazır hissettiğin zaman söylersin" dedim. Tebessüm ederek, tatlı bakışlarını on beş saniye kadar gözlerimde bıraktı ve "Tamam" dedi.

- Vedalaştık. Çok sevinçliydim, adeta göklere doğru yolculuğa başlamıştım. Mutluluğun çok farklı bir boyutunun kapısını daha tıklatmıştım. Artık her şey onun elindeydi, arzu ederse açar etmezse...

Hava kararınca derin derin düşüncelere daldım, onu rüyamda ne kadar güzel gördüğüm aklıma geliyor, akabinde de bugün yaşadıklarımız bu güzel rüyayı takip ediyordu...

- Birader rüya rüya diyorsun ama hiç anlatmıyorsun, hele bir anlatır mısın? Merak ettim...

- Aman kardeşim; o nasıl rüyaydı öyle. Öyle zannediyorum ki ben okuldan başım eğik, ona nasıl açılacağımı düşüne düşüne yolda yürüyorum. Fakat birdenbire kulaklarıma gelen çok tatlı ses dalgacıkları benim eğik başımı yerden kaldırmayı başarıyor. Bakıyorum karşımdaki Aşiyan.. Benim hasta olduğumu fark ediyor tebessüm ederek "Geçmiş olsun" diyordu ve de yüzünden inanılmaz bir nur fışkırıyordu, sonra biraz da dersler hakkında konuştuk...

2.BÖLÜM SONU

Yazarın Diğer YazılarıUçuş Modu - 7 (Son)Uçuş Modu-6Uçuş Modu - 5Uçuş Modu - 4Uçuş Modu - 3Güncel HaberlerGökçeler Türk Azınlık İlkokulu eyleme katılma kararı aldıMaduro'nun Diriliş Ertuğrul ve Osmanlı hayranlığıBilinen en eski hayvan fosili bulunduSusica toplama kampı kurbanları unutulmadıErbaş: Din eğitimi olmadan din hizmeti olmaz
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech