Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
Mahkemelerin aleyhimize verdikleri kararlar, doğru yolda olduğumuzun kanıtıdır28 Haziran 2018Feyzullah Hasankâhya

Batı Trakya Müslüman Türkleri 90 küsur yıldan beri yunan yönetiminin baskıcı, bölücü ve ayırımcı politikalarına karşı mücadele vermektedir. Yunan yönetiminin (ve patrikhane’nin) hayalindeki Batı Trakya Azınlığı, aslını, tarihini, geçmişini inkâr eden, ecdadına küfreden, Türk düşmanı bir “Helen Müslüman” azınlık devşirebilmektir. Böyle bir evrimi gerçekleştirebilmek için akla hayale sığmayan her türlü oyun ve tezgâha başvurmaktan geri durmamışlardır.

Kimliksizleştirme, tarih, din ve mezhep dayatma konusu, Fener Rum patrikhanesinin uzmanlık alanıdır. Bu konuda bütün Türk ve Ehl-i Sünnet düşmanlarına profesörlük yapacak kabiliyettedir. Gerçek niyetlerini gizleme ve takiye yapma en temel karakteristik özellikleridir. Fitne ve fesat çıkarma, çatıştırma, bölme ve parçalama faaliyetlerini gayet sinsi ve profesyonel bir şekilde yürütmeyi başarırlar. Gündüzleri insanlar arasında ruhban, geceleri yalnız kaldıklarında çok rahat bir şekilde “Taliban” olabiliyorlar. Son iki yüz yılda Balkanlarda ve Anadolu’da bunun sayısız örnekleri mevcuttur.

Fener Rum Patrikhanesi geçmişte, (günümüzde olduğu gibi) bütün emperyalist güçleri arkasına alarak, Heybeli Ada Ruhban Okulunda özel olarak yetiştirdiği “Taliban” zihniyetli çete başı andart ruhbanların kılavuzluğunda bütün Balkanları ve Anadolu’yu nasıl cehenneme çevirdiklerini bütün (doğu, batı ve kilise) tarih kaynakları belgeleriyle kaydetmiştir.

Fener Rum Patrikhanesi, yüzlerce yıllık “Helenleştirme” tecrübesine güvenerek, çok kısa bir zaman içerisinde Batı Trakya’da, böyle ucûbe bir azınlığı devşirebileceklerine dair kendinden gayet emindi. Dolayısıyla Batı Trakya Müslüman Türkleri Fener Rum Patrikhanesi ve Yunan yönetimi için kolay yutulacak lokma olarak zannedildi. Fakat hiç ummadıkları ve beklemedikleri direnişlerle karşı karşıya kaldılar.

Fener Rum Patrikhanesi ve Yunan yönetimi, (her türlü baskı ve oyuna rağmen) Batı Trakya Müslüman Türklerine kimlik ve tarih dayatma “Helenleştirme” operasyonlarını, ecdadından, tarihinden ve kültüründen koparmayı bugüne kadar başaramadılar, bundan sonra ise hiç başaramayacaklardır.

Batı Trakya Müslüman Türkleri Uluslararası Lozan Barış Antlaşmasına göre, İstanbul Rumlarına mütekabil, nüfus mübadelesine tabi tutulmamıştır. Patrikhane ve Yunan yönetimi, Yunanistan sınırları dâhilinde kalan Batı Trakya Müslüman Türklerinin, anavatanından koparılan bu toplumun zaman içerisinde ruh köklerini unutacağını ve eriyip yok olacağını zannettiler.

Yunanistan, İkinci dünya Savaşı, İtalyan, Alman ve Bulgar işgalleri, iç savaş, darbeler, açlık ve sefaletlerle boğuşurken, Osmanlı Devleti döneminde yetişmiş aydın, mütefekkir ve din hizmetlilerinin bir kısmı Anavatan’a göç etmiş, bir kısmı ise ecelini doldurarak Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. 1950'li yıllara gelindiğinde, Batı Trakya’da okullarda eğitim verecek öğretmen, camilerde din hizmetleri verecek ciddi manada hoca sıkıntısı çekiliyordu.

Batı Trakya’da, temel din hizmetleri ihtiyacını karşılayacak hocalar yetiştirmek için, İskeçe ve Gümülcine’de birkaç yıllık medreseler hizmete açılmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında eğitim anlaşması ve protokoller imzalanmış, Gümülcine ve İskeçe’de birer azınlık ortaokulu ve lisesi açılmasına karar verilmiştir. İlk ve ortaokullardaki Türkçe okutulması ön görülen dersleri okutmak için öğretmenler ve ders kitapları anlaşmalar gereğince Anavatan Türkiye’den temin edilecekti.

Ancak bu anlaşmalar doğru dürüst uygulamaya geçmeden, 1955’te İstanbul’da 6-7 Eylül provokasyonları, Kıbrıs’ta Başpiskopos Makaryos vahşetleri, Yunanistan’da 1967 Albaylar Cuntası ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra Batı Trakya Müslüman Türkleri için daha beter zulüm ve karanlık günler başlamıştır.

Yunan yönetimi, Batı Trakya Müslüman Türklerinin Anavatan ile olan millî, manevî, tarihî ve kültürel bağlarını koparmak için, bütün uluslar arası antlaşma ve sözleşmelere aykırı bir şekilde çok radikal kararlar almaya başlamıştır. Seçimle yönetime gelen vakıf ve cemaatler işgal edilmiş, diktatörvari bir şekilde keyfi tayinler yapılmıştır. Günümüzde halen vakıf ve cemaatler işgal altındadır.

Anavatan Türkiye’de millî şuurla yetişen öğretmen, müftü, vaiz, imam ve hatipler göreve gelmesinler diye, Suudi Arabistan ve Mısır yönetimleriyle işbirliği yaparak, millî şuurdan yoksun bazı proje “Helen Müslüman” müftü ve hocalar yetiştirdiler.

Batı Trakya’da halen, İskeçe, Gümülcine ve Dimetoka müftülükleri Suudi Arabistan mezunu vahhabî zihniyetli, Patrikhane ve Yunan derin devletinin amaline hizmet eden “Helen Müslüman” müftülerin işgali altındadır.

Türkiye’den öğretmen yetişmesin diye, Yunan derin devleti ve Fener Rum Patriği Athinagoras projesi olarak, FETÖ okullarının da prototipi sayılan, Batı Trakya Müslüman Türklerini Helenleştirme projelerinin uygulamaya konduğu, Selânik Özel Pedagoji Akademisi ihdas edilmiştir.

Bu ucûbe okulu, bugünkü Fener Rum Patriği Bartholomeos’un çocukluk ve okul arkadaşı Heybeli Ada Ruhban Okulunun en parlak ruhbanlarından olan Evstratios Zenginis yönetmiştir. Ruhban Zenginis, Fener Rum Patrikhanesi ve Yunan derin devletinin ihalesiyle, Batı Trakya Müslüman Türklerinin Anavatan ile olan her türlü millî, manevî ve kültürel bağlarını koparma, toplumumuzu Alevî, Sünnî, Pomak-Türk-Çingene gibi parçalara ayırarak Helenleştirme faaliyetlerini yıllarca yürütmüştür.

Anavatan’dan Türkçe okul kitapları gelmesin diye, Batı Trakya’daki azınlık okullarında okutulacak okul kitapları Heybeli Ada Ruhbanı ve Selânik Özel Pedagoji Akademisinde Helenleştirme projelerini yürüten Evstratios Zenginis’e hazırlatılmıştır.

Yunanistan’ın en yüksek yargı organı Yargıtay, Batı Trakya’da “Müslüman-Türk” yoktur, “Helen Müslüman” vardır kararını almıştır. Yargıtay’ın bu kesin kararından sonra, Yunanistan’da Türk olduğunu söylemek kanunen yasak sayılmıştır. Israr edenler Yunan mahkemelerinde yargılanmıştır.

1920’lerde kurulmuş olan ve tabelâlarında “Türk” ifadesi yer alan bütün dernek ve kuruluşlar kapatılmış, tabelâları sökülmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yunanistan’ı bu çağdışı ve ilkel uygulamalarından dolayı mahkûm ettiği halde, halen Yunanistan’da “Türk” ismini kullanmak yasaktır.

Geçmişiyle, tarihiyle, millî, manevî değerleriyle ve Anavatan Türkiye ile bağlarını koparmayanlar, potansiyel millî tehlike olarak algılanmış, kovuşturmaya tabi tutulmuşlardır.  Yunan vatandaşlıkları ıskat edilmiştir. On binlerce aile sebepsiz bir şekilde parçalanmıştır.

Batı Trakya Müslüman Türklerinin hür iradeleriyle seçtikleri müftülere paralel olarak Suudi Arabistan’da neo-selefî vahhabî zihniyetle özel olarak yetiştirilen Müslüman Türk düşmanı, proje “Helen Müslüman” müftüler dayatılmıştır. Batı Trakya Müslüman Türk toplumunu “Helen Müslüman” ve Yunanlılara göre, kendilerini “Müslüman Türk” olarak niteleyenler diye bölmüş, toplumun içine fitne ve fesat tohumları ekerek parçalamaya çalışmıştır.

Bazıları diyebilir ki, bütün bunları niçin anlatıyorsun? Bütün bunları Batı Trakya Müslüman Türkleri, Fener Rum Patrikhanesi+Heybeli Ada Ruhban Okulu+Yunan derin devleti kıskacında nasıl bir Helenleştirme projesiyle karşı karşıya olduğunu daha iyi anlayabilmemiz için anlatmaya çalışıyorum.

Patrikhane’nin Batı Trakya’da uygulamaya koyduğu, tahrifat,  İslâmsızlaştırma, Helenleştirme projeleri ne kadar iyi anlaşılırsa, FETÖ ve diğer marjinal grup ve cemaatlerin ana kaynağının patrikhane olduğu daha rahat anlaşılacaktır.

Tabi yukarıda örnek olarak vermeye çalıştığımız Yunan yönetiminin haksızlık ve zulümleri bunlarla sınırlı değildir, bunlar sadece ilk akla gelenlerdir. Yoksa Batı Trakya Müslüman Türklerinin günlük hayatta, işte, ticarette, ekonomide v.s. böyle bir yönetim zihniyeti altında maruz kaldıkları baskı ve ayırımcılıkları tahmin etmek zor değildir.

Gayrı Müslim ellerin hiç değmemesi gereken en mahrem kurumlarımız olan camilerimiz, Kur’an kurslarımız ve müftülüklerimiz de fitne ve fesattan ziyadesiyle nasibini almaktadır. Camilerimize “Helen Müslüman” paralel imamlar, “Helen Müslüman” din “daskalosları” ve müftülüklerimize “Helen Müslüman” paralel müftüler tayin edilmektedir. Oysa Batı Trakya Müslüman Türklerinin hür iradeleriyle seçtikleri müftüler, vaizler, imamlar, hatipler ve Kur’an kursu hocaları halkın desteğiyle görevlerini bütün cami ve Kur’an kurslarında sürdürmektedirler.

Batı Trakya Müslüman Türklerinin cami ve Kur’an kurslarında hiçbir görev yapmadıkları halde, dinlerini dinar karşılığında satan “Helen Müslüman” maşaların temel görevi, Fener Rum Patrikhanesinin ve Yunan derin devletinin resmi devlet politikalarını uygulamak ve  Batı Trakya Müslüman Türklerini Helenleştirme projelerini hayata geçirmektir.

Dinlerini dinar karşılığında satan bütün bu paralel “Helen Müslüman” din bezirgânları, halk nazarında hiçbir itibar ve kabul görmedikleri halde, camilerde ve Kur’an kurslarında görev yapmadıkları halde, gölge din simsarları olarak emeksiz maaş almaya devam etmektedirler.

Göstermelik dernekler, göstermelik toplantılar düzenliyorlar. Yunanistan’da ve Türk düşmanı İslâm ülkelerinde, Patrikhane’nin ve Yunan derin devletinin ezberlettiği yalan ve iftiraları tekrarlayarak, Batı Trakya Müslüman Türklerinin aleyhine yanlış algı oluşturmaya çalışıyorlar.

Fener Rum Patrikhanesinin ve Yunan derin devletinin iddialarına göre, Batı Trakya’da Süleyman Şah’ın, Ertuğrul Gazi’nin, Osman Gazi’nin, Fatih Sultan Mehmet'lerin  torunları olan “Müslüman Türk”ler yoktur. Batı Trakya’da Büyük İskender’in torunları olan “Helen Müslüman”lar vardır. Bunların da Türklerle, Türkiye Cumhuriyetiyle hiçbir tarihî, kültürel ve hukukî bağları yoktur.

Bu zihniyet, Batı Trakya’da yaşayan “Helen Müslüman”ların bütün hak ve özgürlüklerinin Yunan Anayasa’sının teminatı altında olduğunu, Müslümanlarla Hıristiyanların bir arada huzur ve barış içerisinde yaşama konusunda dünyada örnek ülke olduğunu iddia etmektedir. Aynı şekilde Yunanistan’da yaşayan Müslümanlara tanınan hak ve özgürlüklerin, İslâm ülkelerinde bile tanınmayan hak ve özgürlükler olduğu palavralarını bütün dünyanın kabul etmesini bekliyorlar.

Fener Rum Patrikhanesi ve Yunan derin devleti istediği palavra, yalan ve iftiraları uydurabilir, isteyen inanır veya kabul eder bizi ilgilendirmez. Bizim kimseye karışmak gibi bir niyetimiz de yok. Ancak aleyhimize uydurulan yalan ve iftiraları, bize dayatılmak istenen din, tarih ve kültürü kabul etmemizi kimse isteyemez, hiçbir güç dayatamaz.

İçimizden fakat bizden olmayan, “Müslüman Türk” kimliğini reddedip, “Helen Müslüman" kimliğini benimseyen marjinal küçük bir grup Batı Trakya Müslüman Türklerinin % 99,9’u adına söz sahibi olamaz, bizi hiçbir yerde temsil etme hakkına sahip olamaz.

Biz “Millet Gazetesi” olarak yıllardan beri bu hakikatleri savunduğumuz ve dile getirdiğimiz için, yoktan bahanelerle davalar açılıyor, hapis ve tazminat cezaları veriliyor. Kısıtlı imkânlarla ayakta durmaya çalışan ve haftalık yerel bir yayın organı olduğumuz halde, ulusal ve uluslar arası basın yayın kuruluşlarına bile verilemeyen astronomik rakamlara ulaşan yüz binlerce euroluk tazminat davaları açılmaktadır.

En son 6 Haziran 2018 tarihinde İskeçe 3 Hakimli Ceza Mahkemesinde, Batı Trakya Müslüman Türklerine dayatılan “Helen Müslüman”ların müftüleri Şinikoğlu ve Meço’nun şahsıma ve gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni meslektaşım Cengiz Ömer’e karşı açtıkları dava görüşüldü. Mahkeme, şahsıma ve genel yayın yönetmenime basın yoluyla hakaretten 20’şer ay hapis cezasına hükmetti.

Uluslar arası basın yayın özgürlüğüne aykırı bir şekilde verilen bu ağır cezalar, yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığım hakikatleri yazdığımız için verilmiştir. Bu maksatlı ve haksız cezaları kabul etmemiz mümkün değildir. Biz doğru bildiğimiz hakikatleri dile getirmeye devam edeceğiz. Yunan mahkemelerinin bu haksız ve taraflı kararı bizim ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor.

Bizim yayın siyasetimiz bellidir. Biz Batı Trakya Müslüman Türklerinin sesiyiz, avazıyız. Toplumumuzun duygularına ve düşüncelerine tercüman olmaya gayret ediyoruz. Bir nebze olsun, toplumumuzun duygularına tercüman olabiliyorsak bize ödül olarak yeter. İnancımızdan ve onurlu davamızdan vazgeçirebilmek için yapılan tehditler ve verilen cezalar bizi korkutamaz ve hak yoldan döndürmesi mümkün değildir.

Yazarın Diğer YazılarıPatrik Athinagoras'ın din kisvesi altındaki operasyonları -I-“Evrensel” din projeleri ve algı operasyonlarıBatı Trakya ve dünyadaki ahval ve şeraitten son manzaralarYunanistan Lozan Antlaşması'ndaki “mütekabiliyet”ten ne anlıyor?Lozan'da Batı Trakya ve PatrikhaneGüncel HaberlerBatı Trakya'da müftü seçimi konusunda birbirini tutmayan açıklamalarTürkçe Yaz Okulu'nda gençler Türkçelerini geliştiriyorİki Yunan askerinin tutukluluğu devam edecekRodop ilinde sivrisinekler için hangi gün nerede ilaç atılacakDEB Partisi'nden Trakya İstinaf Mahkemesi'nin İTB kararına ilişkin açıklama geldi
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech