Cinar FM
Çınar FM Dinle
Ana sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıGiriş Yap
Devletin Şakşukacıları: Yönetiyor muyuz, yönetiliyor muyuz?04 Temmuz 2018Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Cevabı sorusunda saklı olan bir bilmece. Yönetilirken yönettiğini zannetmek, yönetirken kullanıldığını zannetmek. Kısacası elindeki serbestliği nasıl kullanacağını bilememek. İşte genelde bu durumdakiler de bilinçli veya bilinçsiz kafalarını duvara toslayanlar...

Mecburen eski yıllara gitmek gerek bazı şeyleri anlamak için.

Eski mahalleleri hatırlayın, evden eve komşu kapılar, komşuların birbirleriyle olan bağları, yardımları ve candan davranışları. Bunlardan kalan var mı? Yok. Sebebi kim. Bizler.

Peki eski birlikler ve güvenler? Onlar da mı gitti? Sebebi kim. Yine bizler.

Eski okullar ve oradaki arkadaşlıklar. Her geçen gün onları da kaybediyoruz, bunun da sebebi bizler değil miyiz?

Kabul etmeyebilirsiniz ama, burada bir suçlama yok. Sadece sistem bizi o şekilde karar vermeye itmiş ve işin garip tarafı da kararı kendimiz verdiğimizden dolayı kendimizi suçlu saymayıp, suçu dananın kuyruğunda aramamız da işin komik yönü olarak karşımıza çıkıyor.

Devlet her konuda alternatifler sunup onlar için cazip olanı seçmemiz açısından kolaylıklar sunuyor, bu imkanları bizler kendimize daha yakın olanları hemencecik seçiyoruz. Ve nihayetinde kimsenin eli tozlanmadan, kimseye rezil rüsva olmadan bunu bizlere kabullendirmiş oluyorlar. Tabii işin ucunda bunun şakşukacılığını yapan kişiler de mevcut. Arabulucular. Bunlar bazen milletvekili, bazen öğretmen, bazen hacı hoca, bazen de bir gazeteci olabiliyor.

Önemli olan bu kişilere yapacakları iş için beyin yıkamasını güzel yapabilmek. Bazıları kendilerini kullandırmasına rağmen farkında değil, bazıları ise daha akıllı, çıkarının peşinde koşuyor. Doğal olarak bu şekilde devam eden azınlıktaki bölünmeler yerini güvensizliğe ve tek taraflı kazanç sağlamaya itiyor. Bu da tabii ki devletin işine geliyor.

Örnekler çok tarihte. Sadece önemli olanlardan birkaç tanesini hatırlamak yeterli olacaktır…

Devlet azınlık okullarındaki öğretmenleri ben öderim dedi, gelecekteki zararını düşünmeden kabul ettik.

Okullar kapatılmıyor sadece az çocuklu olduğundan dolayı geçici kapatılıyor dedi sanki bizim yararımızaymış gibi kabullendik. İşin güzel tarafı ise ayaklanma olabilecek her durumda sanki bir iyileştirmeye gidiliyormuş gibi yeni bir kanun devreye soktu kabullendik, hatta hoşumuza bile gitti.

Yani demek istediğim şu ki, devlet azınlık içinde yaşayan insanları bir şekilde kullandı. Onların hayatlarından örnekler vererek diğerlerini galeyana  getirdi. Ana okullarını örnek alın. Kurcalı köyünde yaşananlardan sonra ana okullarımızı kaybettik. Orada hatırlayanlar iyi bilirler, oradaki devlet anaokuluna kayıtların başlayabilmesi için yetkililer azınlık önde gelenlerin çocuklarını örnek vermişlerdi. Aynı şey çocuklarımızı Yunan okullarına göndermek için de yapılıyor. Örnek alınması gereken insanların yaptıkları kahvehanelerde halka anlatılıyor. Tabii bunları duyan ve öyle olduğuna kanaat getiren halk da günden güne bu insanlara karşı olan güvenini yitiriyor. Sözünde başka, özünde başka olan liderlerine nefret duymaya başlıyor, bu da tabii ki devletin elini güçlendiriyor.

Aslında bize direttikleri fazla bir şey yok, biz çoğu zaman kendi kendimize idam fermanımızı hazırlıyoruz, bilerek veya bilmeyerek. Ana okullarında çift dili savunduk, fakat pilot uygulama ile ana okullarına ilk etapta tercüman olarak gelen öğretmenlere, yunanlı meslektaşları grev yapıyor diye karşı çıktık. Neden? Korkutulduğumuz için. Kendi çıkarları için bir yerlere imza atmaya korkanlar her zaman pratikte kendilerine daha fazla zarar verdiler. Tabii etrafındakilere de. Düşünmeden araştırmadan hazır söze inananlar hep oyunlara geldiler. Şimdi birlikten bahsediyoruz, beraber olmaktan bahsediyoruz ama her yerde açık veriyoruz. Açık verilince birlik nerede görülmüş, birbirine güven olmadan beraberlik nerede görülmüş? Sadece kendi çıkarını düşünen insanların çoğalmasını isteyen devlet tabii ki bu konuda kazançlı çıkacak. Ne kadar çok bölünürsek o kadar kolay yönetiliriz. Kendi insanını bölmeye çalışan veya ayrımcılık yapan liderler olduğu sürece tabii ki o insanlar "denize düşen yılana sarılır" misali yanlarına her yaklaşanla işbirliği yapacak, tabii ki zorda kalan kişiler bu durumda kolayca satılacak.

Eğitim şart da nasıl bir eğitim üzerine yoğunlaşmamız gerek biraz da onu araştırmamız gerek. Hatta bir düşünce ve karar verme platformu kurulması lazım. Gençler yurt dışına göç ediyor, dur diyecek gücümüz yok, okuyanlar yurt dışında kalıyor geri dön diyecek gücümüz yok. Peki bunlar için ne yapılıyor?

Önemli olan bu toplumda bilinçli fertler yetiştirmekse amacımız, o zaman ana okulundan önce hareket etmemiz gerekiyor. Daha fidanken dik durmasını sağlamalıyız. Unutmayalım ki, hayata kendi gücüyle ve cesaretiyle tutunan çocuklar başarılı olurlar, onun bunun şakşukacıları olmazlar. Sonraki pişmanlık fayda vermiyor.

Bizi anlatan bir hayat deneyimi de cevizin içine karnını doyurmak için giren kurtla ilgili, güzel okuyun ve düşünün…

Ceviz kurdu, gireceği kadar bir delik açarak cevizin içine girer. Cevizin içi insan beynine benzer, başlar onu yemeye.

Buraya kadarı normal. Yedikçe şişmanlar. Karnı büyür.

Yeterince yükünü tutup doyunca gitmek ister ama girdiği delikten çıkamaz. Daha da kötü olanı; içi yenilen ceviz de kurumuş ve sertleşmiştir, o deliği genişletmek artık imkansızdır.

Kurtçuk oturup bakar, delikten geçip çıkmak için tek çaresi vardır: Zayıflamayı beklemek.

Aç kaldıkça zayıflar, eski cılız haline döner. Ve bir gün çıkar. Ama çıktığında mevsim bitmiş, ortada aç ve cılız bir kurtçuk ile bir içsiz ceviz kalmıştır.

Kimi insanlardaki para ve mal - mülk hırsı da ceviz kurduna benzer. O hırsı yenip, artık yeter, dediğinde baharlar ve yazlar bitmiş olur. Geriye sadece, ömrünün sonbaharı ve belki de
çeşitli hastalıklar, ilaçlar ve diyetler ile geçirmek zorunda kalacağı, koskoca bir kara kış kalmış olur...

Geri dönüşü olmayan bir hayatta daha akıllı olmak zorundayız.

Bizden bu haftalık bu kadar değerli dostlar. Hoşça kalın, Dostça kalın…
Yazarın Diğer YazılarıSosyal medya ve demokrasiDedeciğin dedekodusu dedekorkut masallarına benzediTürkiye-İslâm-ErdoğanAvrupa için MÜSLÜMAN eşittir TÜRKAzınlık okulunda salyangoz satmakGüncel HaberlerBatı Trakya'da müftü seçimi konusunda birbirini tutmayan açıklamalarTürkçe Yaz Okulu'nda gençler Türkçelerini geliştiriyorİki Yunan askerinin tutukluluğu devam edecekRodop ilinde sivrisinekler için hangi gün nerede ilaç atılacakDEB Partisi'nden Trakya İstinaf Mahkemesi'nin İTB kararına ilişkin açıklama geldi
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech