LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Azınlık Kurumları Dingo’nun ahırı mı yoksa deneme tahtası mı?06 Eylül 2018Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Dilimizde 'Dingo'nun ahırı mı?' diye kullandığımız bir söz vardır. Hiç merak ettiniz mi bunun ne demek olduğunu?

Atlı Tramvaylar zamanında, tramvaylar 2 atla çekilirken dik Şişhane yokuşunu çıkabilmek için Azapkapı'dan takviye at alarak yokuşu çıkabilirlermiş. 

Tramvay bu haliyle Taksim’e kadar gelir, burada çıkartılan atlar, bu gün Taksim alanının batı kısmındaki sular idaresi maksemi ile Fransız konsolosluğu arasında bir ahırda, bir süre dinlendirildikten sonra tramvaya bağlanmadan boş olarak Azapkapı’ya götürülürlermiş. 

Taksim deki bu ahırı Dingo adlı bir rum vatandaş işletirmiş. Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından dolayı dilimizdeki "Burası Dingo'nun ahırı mı, giren çıkan belli değil" sözünün buradan geldiği söylenir. Ha bu arada Dingo’nun gerçek adının Konstantinos’dan geldiğini zannediyoruz yani Dino’dan. Zamanla o bile değişmiş.

Deneme tahtası ise üzerinde bilgisizce sağaltım vb. yapılan kimse, ya da bilgisizce onarıma konu olan şeydir. İnsanları kobay gibi kullandıklarında da bu terim kullanılır  (adamı deneme tahtasına çevirdiler) diye.

İşte burada şu anda kurumlarımıza yapılmaya çalışılan da aynen buna benziyor. Girip çıkanlar açısından baktığında Dingo’nun ahırı, kurumların içinin boşaltılması ve arşivlerinin kullanılması açısından baktığımızda da deneme tahtası gibi bir şey çıkıyor ortaya. Aslında doğrusu azınlık şu an deneme tahtası durumunda, mecliste onayla ve yürürlüğe sok, ondan sonra gerekli kanunu geri çek, raflarda sakla, yıllar sonra yine ortaya çıkar. Ama önceden bu insanların sinirini ve sabrını bir dene. Bakalım kabul görecek mi, yoksa karşı mı çıkılacak? Kabul görmezse seneler sonra küçük bir değişiklikle yeniden ortaya çıkar, ya da çok önemli ve acil ise insanların dikkatini farklı yerlere çekerek diğer önemli olanları unutmasını sağla. Taktiğe bak sen ve maalesef çoğumuzun farkında olmadan bu ince unsurlar dikkatten kaçıyor. Kaçıyor da, haklarımız konusunda bu dikkatimizden kaçanlar ve ilgilenmediğimiz konular nedense hep bu azınlığa zarar veriyor.

Neden böyle olduk diye düşünmek gerek aslında. Büyüttüğümüz çocuklarımızdan örnek alın biraz. Çocuğa yaptığı zararlar yüzünden aynı anda bir ceza verilmezse o çocuk yaptığının başkasına zarar verdiğini bilmez ki, başarılı olunca da ödüllendirilmezse o başarının hiçbir işe yaramadığını düşünmeye başlar ki bu da geleceği açısından onun aleyhine olur.

Aynı şey burada da geçerli. Düşünün, Celal Bayar lisesinde eski yıllarda bir defa kura ile öğrenci alımı başlamıştı sonra milletvekillerinin de girişimi ile geri çekilmişti. Ne var ki, yıllar sonra bölgede orta ve lise eğitim müfettişi değiştiğinde, ardı ardına bunu önümüze çıkarıp çıkarıp durdu.

240 imam yasası ya da din adamı yasasına bakın. Çıkartılma tarihi 2007 ama o zaman güçlü bir şekilde karşı gelindiğinden dolayı rafa kaldırıldı ve 2014 yılında yeniden karşımıza çıkıverdi ve küçük değişikliklerle uygulamaya konuldu. Yani Yunanistan’da hiçbir şey iptal edilmiyor arkadaşlar. Zamanında iptal edilen tek şey vatandaşlıklardı.

Örnekler çok aslında, şimdi de Müftülüklerle ilgili çıkan ve diğer müftülük kararlarına atfen çıktığı söylenen ve bir şekilde Osmanlı’dan kalmış müftülüklerimizin özerk olması gerekirken devlet kurumu haline getirmeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Sinsi, çıkarcı ve azınlık duygusunu iliklerinde yaşamış bir zihniyet. Kilisenin çöpçüsüne dahi karışamayan bu zihniyet, şimdi müftülerin çalışma arkadaşlarını dahi kendisi seçmek istiyor. Bu ne perhiz, ne lahana turşusu demezler mi sonra insana? Ama olay bence biraz farklı. Şu an bizim psikolojimizi ölçüyorlar, sabrımızın nereye kadar olduğunu çözmeye çalışıyorlar. Çünkü aslında yapılan Avrupa din işleri ve insan hakları kararlarına da aykırı. Bunları biliyorlar tabii ki, zaten o yüzden dolayı da müftülük seçimi hala konuşulmuyor. Hem nasıl yapacaklarını daha bilmiyorlar, hem de eskilerinden kurtulup Türkiye’ye bir adım attıklarını göstermeye çalışıyorlar. Halbuki bu adım atılırken müftünün sadece ıslak imzayı atabilecek birinin olmasını hayal ediyorlar. İşte o zaman hem istediklerini yapabilecekler, hem de komşunun istediği adamları o makama yerleştirebileceklerini düşünüyorlar. Ha bu da olmazsa, o zaman da Yunan mahkemelerinin bağımsız çalıştığını savunur geciktirebildiklerince geciktirmeye çalışırlar. Onu da başaramazlarsa o zaman kabak bir sonraki iktidar partisine kalıp onların kafasında patlayacak. Böylece şimdiki hükümet de hem barışı bozmayacak hem de kangren haline gelmiş bu meseleyi kendi çıkarları yolunda halletmemiş olacak. Atina’daki cami olayına benzeyecek yani.

İyi komşuluk, misafirperverlik, işin içine sadece kendi çıkarlarını koyarsan maalesef olmuyor. Yeni nesillerin farklı yetiştirilmesinde adımlar atılmazsa, komşular arasında gençler farklı programlarda birlikte olmazlarsa bu işin çözümleneceği yok.

Allah herkese düşünüp de hakkın yolunu, tek başına bulabilecek, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek beyinler nasip etsin.

Bu haftalık bu kadar yeterli diyoruz ve bol sağlıklı, bol kazançlı bir hafta diliyoruz. Hoşça kalın, Dostça kalın…
Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerMedrese-i Hayriye Okulu’nda da vaka tespit edildiDünden beri tespit edilen yeni vakalar açıklandıŞampiyonlar Ligi'nde ikinci hafta heyecanı başlıyorİslam dünyası, Hazreti Muhammed'e hakareti destekleyen Fransa'ya karşı tek ses olduGümülcine Meslek Yüksekokulu’nda 3 vaka tespit edildi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech