LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Dinimiz ve dini kurumlarımız devletle pazarlık konusu yapılamaz06 Eylül 2018Cengiz Ömercengiz.omer8@gmail.com

Müftülük Sorunu, Batı Trakya Türklerinin hayatını zorlaştırmak ve temel kurumlarından biri olan Müftülüklerin işlevsiz hale getirilmesi için Yunan derin devleti tarafından ortaya çıkarılmış bir “sorun”dur. Yani aslında Azınlığın bir sorunu değil, fakat Azınlığı ülkenin milli menfaatleri açısından “sorun” olarak algılayan devletin sorunudur.

Sorun, aslında devletin azınlığa bir düşman ve potansiyel tehlike olarak yaklaşmasından kaynaklanıyor. Bu, suni olarak hayatımızın ve Yunan “milli siyaseti”nin bir parçası haline getirilen sorunun oluşmasında azınlık olarak bizim hiçbir payımız yoktur. Doğal sebeplerle oluşan bir sorun yok ortada ve çözümü aslında bu açıdan çok kolay. Devletin azınlığa bakışı değiştiği anda, ortada “müftülük sorunu” diye bir sorun kalmaz.

Devletin, azınlığın hayatında önemli bir yer bulan ve toplumun birlik ve beraberliği noktasında temel belirleyici faktörlerden biri olan İslam ve bunun kurumsal anlamda etkin bir mekanizması olan müftülüklerden tamamen elini çekmesiyle bütün sorunlar ortadan kalkar.

Devletin müftülüklere müdahalesi en azından kiliseye olduğu kadar olmalıdır. Kilisenin kapısındaki mandalına karışamayan bu devlet, Batı Trakya’daki Müslüman Türk Azınlığın müftülüklerine el koymuş ve adeta çökmüş durumdadır. Burada bir işgal olduğunu da söyleyebiliriz.

Kilisenin işleyişine, iç işlerine, kurumsal yapısına, dini hiyerarşisine, papazların ve başpapazların seçilmesine karışamıyorsa, ülkede varolan ve kurumsal anlamda resmi olarak mevcut olan Batı Trakya’daki müftülük müesseselerine de karışmamalıdır. Bu, basit bir mantık ile ortaya çıkan bir sonuçtur. İşin, İslam dini, insan hakları ve anlaşmalar açısından iktiza eden kısmı ise ayrıdır. Bu açıdan bakıldığında da Yunanistan’ın şu an yürüttüğü azınlık siyasetinin elle tutulur, haklı ve meşru hiçbir tarafı yoktur.

İslam, “Herkesin dini kendisine” der ve noktayı koyar. Kafirun suresinin 6. Ayetindeki bu hüküm bile tek başına Yunanistan’ın dinimiz üzerindeki yanlış tasarruflarını çürütmek için yeterlidir. Yine İslam der ki, “Din, Allah’a mahsustur ve inananlarına aittir”. Yani, ona dinsiz veya başka dinden olanlar karışamaz.  Karışınca, işler karışıyor. Yunanistan’ın karıştırdığı gibi. Devlet, özellikle Yunan devletinin müdahale ettiği gibi İslam dinine haksız bir şekilde karışınca, eşyanın tabiatına aykırı hareket edilmiş oluyor.

Velhasıl bugün azınlık olarak dini özgürlükler alanında bir özgürlükler ülkesi olduğunu iddia eden Yunanistan’da acı çekiyor ve mağdur ediliyorsak, bu, tamamen bizleri “milli sorun/tehlike” olarak gören devlet anlayışının bir sonucudur.

LOZAN, EVRENSEL HUKUK ve ANAYASA NE DİYOR?

Biz Lozan’daki mütekabiliyet esasına göre Batı Trakya’da bırakıldıysak, o zaman azınlığın da kurumsal anlamda karşılığı olan İstanbul Patrikhanesinin nasıl yönetildiğine ve Türkiye’de devletin buna ne kadar müdahale ettiğine bakmak lazım.

Türkiye, Patrikhanenin içişlerine, kurumsal işleyişine, hiyerarşik yapısına ne kadar karışıyor veya karışıyor mu? Buradaki papaz ve başpapazın seçilme şekline, patrikhanenin idari ve kurumsal yapısına reform veya yapılandırma adı altında müdahale ediyor mu?

Benim bildiğim kadar Türkiye bugün hiçbir dini azınlığın dini meselelerine müdahale etmiyor. Tam tersi eski yanlışlarını düzeltiyor ve azınlıklara olabildiğince özgürlük alanı açmaya çalışıyor. Ama yok müdahale ediyorsa, Yunanistan da ona göre ben mütekabiliyet esasına göre böyle hareket ediyorum diyerek kendisini meşruiyet açısından konumlandırmaya çalışır. Tabii, doğru olan Yunanistan’ın her durumda hak ve hukuka göre hareket etmesidir. En önemlisi de Evrensel İnsan Hakları ve Yunanistan Anayasasının din-devlet ilişkilerini belirleyen maddelerine göre hareket etmesidir.

Bir defa bu müftülük taslağının keyfi olarak hazırlanması ve azınlığa danışılmadan önüne konması yanlış. Devletin böyle bir hakkı yok. Devlet, resmi dini olan Hıristiyanlık konusunda ne yapmış, diğer dini cemaatlerin dini kurumları hakkındaki mevzuat ve devletle ilişkisi nedir, Anayasa bu konuda ne diyor, ona bakmak lazım. Sonra meseleye insan hakları açısından da bakmak lazım. Evrensel hukuk ne diyor, dünyadaki örnekleri nedir?

Anayasaya göre Ortodoks Hıristiyanlık, devletin resmi dinidir. Bu da bağımsızdır. Kendi iç kanun ve şeriatına göre yapılanır ve hareket eder. Kurumsal çalışması, bürokratik işleyişi ve mevzuatı tamamen kendi hukukuna göre belirlenir. Tamamen bağımsız hareket eder ve devletin asla bir müdahalesi söz konusu olamaz.

Bakın Yunanistan Anasayası’nın II. Bölüm, “Kilise Devlet İlişkisi” başlığı altında yer alan 3. maddesi ne diyor:

  1. Yunanistan’daki din, Hz. İsa’nın Doğu Ortodoks Kilisesi dinidir. Baş olarak, Efendimiz Hz. İsa’yı tanıyan Yunanistan Ortodoks Kilisesi ile (Konstantinopolis) İstanbul’daki büyük kilise ve aynı dinde olan bütün Hıristiyan kiliseleri arasında inanç bakımından ayrılmaz bir bağ vardır ve aynı zamanda kutsal Sinod Meclisleri Kanunları ile kutsal geleneklere bağlıdır. Yunanistan Kilisesi bağımsız olup daimi kutsal Sinod’a bağlı ve muvazzaf baş rahiplerden oluşan kutsal Sinod tarafından yönetilmektedir. Kutsal Sinod, 29 Haziran 1850 tarihli Patrikhane Kanunnamesi hükümleri ile 4 Eylül 1928 tarihli Sinod tutankaları korunarak Kilise Yönetim Tüzüğü’nün belirlediği şekilde toplanmaktadır.
  1. Ülkenin belli bölgelerinde mevcut kilise rejimi, bundan önceki paragraf ile çelişemez.
  1. Kutsal kitabın (İncil) metninde değişiklik yapılamaz. Yunanistan bağımsız kilisesi ile Efendimiz Hz. İsa’nın İstanbul’daki Büyük Kilisesinin onayı alınmadan resmi olarak başka dile çevirilemez.

Yine Yunanistan Anayasasının 13. Maddesinde de şu hususlara yer veriliyor:

  1. Dinsel inanç özgürlüğü dokunulmazdır. Bir kimsenin kişisel ya da siyasal haklardan faydalanması onun dinsel inançlarına bağlı değildir.
  1. Tanınmış her din serbesttir; dinin ibadetleri de kanunun himayesi altında ve serbestçe icra edilir. İbadetin, kamu düzenine ya da ahlak kurallarına zarar vermemesi gerekmektedir. Dinsel propaganda yasaktır.
  1. Tanınmış her dinin görevlileri (din adamları), egemen (Hıristiyan) dinin görevlileri ile devletin aynı denetimine tabidirler. Ona karşı aynı yükümlülükleri taşırlar.

Anayasanın bu maddelerini birlikte değerlendirdiğimizde, devletin egemen dini Hıristiyanlıktır. Bunun yanında diğer tanınmış dinler de özgür ve dokunulmazdır. Aslında Hıristiyanlık üstün dindir, ama 13. Madde ile diğer dinlere de özgürlük tanınarak bir denge sağlanmaya çalışılmaktadır.

Anayasanın 3. Maddesi’nde dikkatimizi çeken husus, Kilise’nin bağımsız olup kendi mensupları (Kutsal Sinod) tarafından yönetilmesi ve bu yönetim şeklinin Patrikhane Kanunnamesi hükümleri ile Kilise Yönetim Tüzüğü’ne göre olmasıdır.

Diğer yandan Anayasanın 13. Maddesi’nde de diğer dinlerin ve ibadet şeklinin özgür olduğu ve din görevlilerinin de egemen Hıristiyanlık dininin din görevlileri ile aynı denetime tabi oldukları ve devlete karşı aynı yükümlülükleri taşıdıkları belirtilmektedir.

Sonuç olarak aslında hükümetin şu anda azınlığın müftülüklerle ilgili hazırladığı kararname taslağı ve yapmak istedikleri sadece İslam’a, insan haklarına değil aynı zamanda kendi anayasasına da aykırıdır. Çünkü anayasaya göre eğer bütün dinler bir şekilde özgür ve dokunulmaz ise ve devletin dini Hıristiyanlık bağımsız ve kendi kurallarına göre bir kurumsal yapı ile yönetiliyorsa,  buna göre aynı denetim ve yükümlülüklere tabi olan diğer dinlerin bağımsız bir yapıya sahip olması ve yönetilmesi gerekiyor. Bu bir haktır ve görüldüğü gibi anayasal olarak da teminat altına alınmaktadır.

Tabii burada Lozan gibi uluslararası anlaşmaların da devletlerin kanunları ile ihlal edielemeyeceğini hatırlatmamız gerekiyor. Lozan’ın azınlığımıza tanıdığı kurumsal özerklik ve haklar, devletin kanunları ile teminat altına alınması bir yükümlülüktür.

DİYALOG VE İSTİŞARE ADI ALTINDA OYUN VE HİLE

Görülüyor ki, hükümetin bu kararnameyle yapmaya çalıştığı açıkça yanlıştır. Milletvekili Zeybek’in dediği gibi bu konuda azınlığın görüşü olmaması da yanlış olur. Evet, bizim görüşümüz var ve o da, bu işin başından ve temelden yani tümden (esas ve usul açısından) yanlış olduğudur. Bu konuda azınlık olarak yapılacak en büyük yanlış ise, bunu doğru kabul ederek “devletin oyunu”na gelmektir. Bu yanlışa ortak olmak için de bizleri sözde “diyalog ve istişareye” çağırıyorlar.

Ortada bir diyalog yok. Azınlık, “diyalog ve istişare” sözcükleriyle oyuna getirilmeye çalışılıyor. Bu oyuna gelmemek lazım. Bu diyalog “zokası”nı yutmamak lazım. Masaya oturduğumuz an hapı yutarız. Din ve müftülükler, devletle pazarlık konusu yapılamaz. Devlet bizim dinimizi pazarlık konusu yapmamızı istiyor. Müftülükleri tamamen kontrol altına almak istiyor. Daha doğrusu müftülük “işgalini” meşrulaştırmak, “kanuni” hale getirmek istiyor. Diyalog ve İstişare değil, oyun ve madrabazlık yapıyor. Bunu, bizim sinirlerimizi, reflekslerimizi kademeli olarak törpüleyerek yapıyor. Azınlık olarak taslak’a tepki göstermez ve masaya oturursak bu onlar için ilk adım ve başarı olur. Ondan sonrası gelir.

Peki, biz neyin diyalogunu yapacağız? Bize sormadan bir kararname taslağı hazırlamışlar, sonra da seçenek sunmadan bize dayattıkları şeyi oturun tartışalım diyorlar. Bilinmelidir ki, dinimize aykırı bir şekilde dini konuda devletle istişareyi kabul etmekle, devletin dinimize müdahalesini ve müftülükleri kontrol etmesini kabul etmiş oluruz. Bu şekilde de, dinimizi çiğnemelerine izin vermiş oluruz.

Devlet böyle bir dayatmada bulunamaz. Bu devletin işi değil. Komünist diktatörlükten kalma soğuk savaş kalıntısı bir uygulamadır bu. Madem diyalog ve istişare istiyorlar, bizlere böyle bir taslağın uygun olup olmadığını sorsalardı önce. Ama Yüksek Tahsilliler Derneği Başkanı Avukat Ahmet Ercan’ın da dediği gibi, taslağı hazırlayanlarda iyi niyet yok. İyi niyet olmayınca da işler baştan sona ters gidiyor. Bu yüzden bizim azınlık olarak böyle taslaklarla dini yapımıza en ufak müdahaleyi kabul etmemiz mümkün değildir.

Yapılacak olan bellidir. Çözüm isteniyorsa, devlet müftülüklerde işgale son vermelidir.

DİNİMİZİ ve MÜFTÜLÜKLERİMİZİ BİZE BIRAKSINLAR

Dinimizi ve dini kurumlarımızı bize bıraksalar, hiçbir sorun olmaz. Onun için bu konuda tek çözüm devletin, özel, özerk ve dokunulmaz olan azınlık kurumlarından elini çekmesidir.

Devlet elini ayağını müftülüklerden çeksin ve özel, özerk ve dokunulmaz olan bu yapıyı bizlere bıraksın. Anayasada din devlet ilişkileri nasıl olmalı aslında belirlenmiş. Aynı ilişki bizim için de geçerli olmalıdır. Bütün dinler bağımsızdır ve devlet asla karışamaz. Devletin işi devleti uyumlu bir şekilde idare etmektir. Her dinden vatandaşı huzura kavuşturmaktır. Ama ne yazık ki, şu an huzursuzluk çıkarmaktadır.

TEK ÇÖZÜM ÖNERİSİ VE HÜKÜMETE ÇAĞRI

Bizim açımızdan mesele kapanmıştır. Hükümetin mevcut yöntemiyle müftülük sorununu çözmek imkansızdır. Devlet zerre miktarı kadar müftülüklere karışmamalıdır. Burada asıl, usûl önemlidir. Çünkü önce müftülükleri yapılandırmak, sonra müftülük seçimi organize etmek yanlıştır. Sıralama şöyle olmalıdır: Önce devlet elini çeker. Sonra azınlık müftülerini din ve geleneğine uygun usûl ve esaslara göre belirler. Ondan sonra da seçilecek müftüler İslami esas, gelenek ve mevzuatına göre konunun uzman ve ehillerinden oluşan bir ekiple müftülüklerin çalışma şeklini ortaya koyar ve kurum olarak yapılandırır. Devlet de azınlığın iradesine saygı duyar ve çıkan sonucu tanır. 

Bu esaslar azınlığın özerk olan bütün kurumları için geçerlidir. Vakıflarımız, okullarımız, derneklerimiz bu esaslara tabidir ve dokunulmazdır. Devlet bunlara haksız ve art niyetle dokunmaya başladığı günden beri bütün kurumlarımızda sorun ve azınlıkta huzursuzluk hakimdir.

Hükümete çağrımızdır:  İyi niyetli olun ve dokunulmaz olan özerk kurumlarımıza haksız müdahalelere son verin. Tek çözüm budur. Aksi halde hangi taslağı getirseniz çözüm olmaz.
Yazarın Diğer YazılarıYunanistan’ın Azınlık politikası: Batı Trakya’da Türk Azınlık yokturBu ülkede Türk dostu olmak da suç!İnanca müdahalenin olduğu yerde özgürlük yokturYunanistan'ın zalim "demokrasi"siÜlkemizin izlediği politikalar barışa hizmet etmelidirGüncel HaberlerAtina'da "17 Kasım" kutlamaları bir kez daha olaylı geliştiKilise, din adamlarının memurluktan çıkarılmasına itiraz ettiVaroufakis 'Ayyıldız Tim' tarafından hacklendiPKK AB'nin terör örgütü listesinde kalmaya devam edecekGrönland'de buz tabakası altında dev krater keşfedildi
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech