LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
İhtiras ve İhanet13 Eylül 2018Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Sosyal bilimlerde sıkça bilgi sermayesini elinde bulunduranların ihaneti üzerinde durulur. Bu sermaye sahipleri çoğunlukla entelektüeller olarak bilinseler de zaman zaman din adamları, siyasetçiler ve daha birçok kategoriler şeklinde ayrılabilirler. Örneğin, Julien Benda’nın “Aydınların İhaneti” isimli eserinin orijinal ismi “La Trahison des Clercs” yani “-ruhban sınıfındaki- Din Adamlarının İhaneti” şeklindedir. Türkçeye ‘Aydınlar’ şeklinde çevrilmesinin sebebi Türkiye’de aynı sorunun aydınlar üzerinden yaşanmasıdır.

Dediğimiz gibi, bu insanlar çeşitli statülere sahip olabilir, ama onlar arasında ortak bir özellik var ki, o da, siyasi ihtiraslara kapılmış olmalarıdır, Benda’ya göre. Bu siyasi ihtiraslara kapılanlar da gerçek görevlerini yerine getiremez, tek amaçları belli bir statü elde etmek için dalkavukluk yapmak olmuştur.

Batı Trakya’mızda da aynı sorun yıllardan beri yaşanmaktadır. Hatta yaşadığımız sorunların başlarında önde gelenlerimizin bu tavırları yer almaktadır. Bölgemizde hangi kategoriden insanların bu tarife uyduğunu soracak olursanız, “aydınlar dışındaki herkes” cevabını verebilirim. Aydınlar dışında diyorum, çünkü bölgemizde eleştirebileceğimiz aydınlar bile yok. Hal böyle olunca aydınların işlevlerini de din adamları, siyasetçiler ve diğerleri üstleniyor... Aydınlatmak için değil hükmetmek için.

“Âlimin sürçmesiyle âlem sürçer” diyen Gazali de Benda’dan yüzyıllar önce neredeyse aynı anlamda aydınları eleştirmiştir. Gazali’nin temel eleştirisi, vazifesi iyiliği yaymak olan ulemanın menfaat hırsına kapılması üzerinedir.

Gene tekrar edecek olursak, sürekli aydınlardan bahsettiğim için Batı Trakya’da bunun karşılığı yokmuş gibi görülebilir, ama hem haksız bir şekilde aydının işlevini üstlenmeleri bakımından, hem de eleştirilen aydınların yaptıklarının bir bir aynısını yaptıklarından aydın kavramını kullanmaktan çekinmiyorum.

Konuya döndüğümüzde, bu insanların amaçlarının her ne kadar azınlığın menfaati üzerine olduğu zannedilse de, bazen kendi kendilerini de kandırarak azınlığın sorunlarını yegane gayeleri olan statü kazanımı için bahane etmektedirler. Kısacası onlar azınlığın sorunlarını önemsediği için önemli insan değil, önemli insan olmak istedikleri için azınlığın sorunlarını önemsiyorlar.

Bu yazıyı okurken kendine hitap ettiğini düşünen varsa, eleştiriye geçmeden önce neden kendine hitap ettiğini bir düşünsün ve kendine “Ben gerçekten bu tanıma uyuyor muyum?” diye sorsun. Erdemli bir insansa, uyması durumunda bu tavrından vazgeçecektir, yok gerçekten ihanet peşindeyse, bunları asla kabul etmeyecektir, ama nedense gocunmaya devam edecektir.

Bitirirken, bir sosyolog adayı olarak “Sosyoloji bir dövüş sporudur” diyerek sosyologun insanları bir dövüşçü gibi darbelerle rahatsız ettiğini, ama bunu sinirlendiği için değil nefs-i müdafaa için yaptığını belirten Bourdieu’nün görüşlerini esas alarak bu yazıyı yazdım. Okurken rahatsız olan olduysa bundandır.
Yazarın Diğer YazılarıTevhid inancının unuttuğumuz yönleriAmerika, dolar ve yeni dünyaZihinlerin uyuştuğu bir çağda düşünebilmekAzınlık yangın mağdurları için tek yürek oldu!Herkes çalışmak için Almanya’ya gidiyor, ya Almanya olmasaydı?Güncel HaberlerABTTF yabancı uzmanların katılımıyla Batı Trakya’ya çalışma ziyareti düzenlediEncümenler Birliği "Yunanca Kitap" karmaşası hakkında açıklama yaptıGüvenlik önlemleri nedeniyle PAOK-AEK maçına yabancı hakemAşure Günüİslam tarihinin siyasi kırılma noktası: Kerbela
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech