LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 17303 Aralık 2012Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

BİR ÇOCUK VARMIŞ BİR ZAMANLAR, BEYNİ YERLERDE GÖZÜ GÖKLERDE: Öyle büyütülmüş, öyle anlatılmış çocuğa, onun suçu ne ki? Büyürken beyin yıkaması yapılmış, bir nevi korkutulmuş kurallar kaideler karşısında. Çocuk bir türlü farkına varamamış istisnaların kaideyi bozmadığını. Okulunu bitireceksin, buralara döneceksin denilmiş hep. Dönmüş gelmiş bir gün doğduğu bu topraklara çocuk, büyük hayaller içinde. Hayaller tamam da sinyaller yokmuş ortalıklarda. Okumuş ya bizimki de, atacak havasını bazılarına. Bir de bakmış ki babavatan daha fazla ehemmiyet gösteriyor kendine, havalara bürünmüş seninki, kendi insanını hiçe sayaraktan. Ne de olsa onlar gibi cahil değil, zaten onlar kendisini anlayamaz ki. Anavatanı unutmuş zamanla, kime hizmet ettiğini de. Evlenmiş aile kurmuş, çocuk sahibi olmuş, üniversiteye giden çocukları olmuş günün birinde, o zaman işte yaptığı yanlışların farkına varmış. Onu anlamak istemeyen ve dinlemeyen kendi kafasında bir çocuk. Hatta iki çocuk. Farkına varmış aslında bazılarının oyununa geldiğini, kendi insanını nasıl hor görüp de onlara karşı nasıl haksızlık ettiğini veya kendinden nasıl daha aşağılarda gördüğünü. İşte o zaman farkına varmış artık orta yaşlarda bulunan çocuğumuz, kendi ve ötekileri olarak insanları ayırmanın ne demek olduğunu. Benim gibiler ve ötekileri. Annesi babası da aslında ötekilerine aitti ama onlar ailesiydi bir şey diyemiyordu. Bu azınlığın neden paramparça olduğunu şimdi anlamıştı. Baba vatanın, onun ve onun gibileri sayesinde aslında ne kadar kolay bu halkı bölerek idare ettiğini, istediklerini nasıl yaptırabildiğinin yeni farkına varmıştı ki, artık çok geç kaldığını ve bu topluma, bu azınlığa yararlı olacak çocukları bile yetiştiremeyeceğini de anladığında içinden intihar etmek gelmişti. Ama neye yarar ki? Onun gibi bilmeden, kendini bir şey zannedip de bu halkın içinde yaşayıp kötülük yapan daha yüzlercesi vardı. Onları nasıl değiştirecek, yapılan yanlışlarını nasıl telafi edecekti? İmkansız dedi kendi kendine, sadece eğitim ama doğru ve dürüstçe eğitim, hem aile hem de ilk öğretmenleri tarafından insanca bir eğitim... Geç olmadan, geç kalınmadan...

HALKI HİÇE SAYAN, HALKIN EFENDİSİ DEĞİL KÖLESİ OLMAYA MAHKUMDUR: Ne belediye başkanlarının ne de milletvekillerinin halka naz yapmaya, başından savmaya hakkı yoktur. Çünkü bu halk onu oraya getirdiyse onun efendisi de odur. Onun, halkın efendisi durumuna gelebilmesi ve halk tarafından saygı duyabilmesi için ona hizmet etmesi gerekir. Sadece o zaman halkın efendisi olabilir, aksi takdirde hem bu halkın hem de sistemin kölesi olmaya devam edecektir. Her yerde doğruyu söyleyebilen, insan seçip de sözlerini yutmayan kişiler, uzun süre sonra da olsa halk tarafından saygı duyar, herkes tarafından dürüstlüğü anlaşılmış olur. Öyle biraz Gazze, biraz primler, biraz emekli ve işçi maaşları, biraz imanla bolca yalan, sadece imansızlara özgü bir davranıştır ki, burada bunlar maalesef en üst safhalardadır. İnsan kandırmak zanaat, yalan söylemek de sanat olmuştur. Bir tiyatro sanatçısı gibi yani. Önüne gelen, bu memleketin don kişotu kesilirse burda yel değirmeni diye bir şey kalmaz. Hayal gücü sadece zarar vermeye yetiyorsa, o kişiden de zaten hayır gelmez... Ağaca önem verip de ormanı görmeyen, ormana zarar verdiğinin bile farkına varmayan kişiler kaybetmeye mahkumdur. Önemli olan bu halka fazla zarar vermeden bedelini ödesin, orman yangın sonrası kül olmadan kurtarılsın. İşte şimdi zaman, o zaman. Zaman bunları anlama, zaman bunları kullanma zamanı, zaman bunları aklama zamanı değil... Aksi takdirde bunun bedelini her zaman olduğu gibi yine bu halk ödeyecek...

BALIK TUTMAYI DEĞİL, BALIK TUTMASINI HERKESE ÖĞRETMEK GEREK: Bu halk yıllardır bekliyor sabrediyor, aman kimse zarar görmesin, aman ismim çıkmasın duyulmasın diye ses çıkarmıyor. Bir çok şeyi görmezden geliyor, duymazdan geliyor, hatta bazı şeyleri zehir olsa bile içiyor. Düne takılıp kalıyor, geleceği göremiyor. Çünkü, cepte yok, kenarda yok, adamın geleceği görmesini bırak, o anda önünü bile görmekte zorlanıyor. Burada dönen dolapları nasıl görsün? İşte burada devreye bazı bilmişlerin girmesi lazım artık. Ama yanlış yollardan giden bilmişlerin değil, kendi kanatları ile alçaktan uçabilen bilmişlerin.Kendisi kadar halkını düşünen, kendisi için yapmak istediklerini halk için de yapan, kendi inandığı doğruları halka da söyleyebilen bilmişlerin artık orta sahaya çıkması lazım. Orta saha nasılsa senelerdir boş kaldı, artık doldurma zamanı... Bağcıyı dövmeden üzümü yiyebilmek olmalı amaç, kokulu ve çekirdeksiz üzümü... Sapını da şarapçılara bırakacaksın ki herkes payını gerektiği kadar alabilsin...

HADİ YAŞADIK GELİYOR PARALAR: Gel gel bana da gel, gel gel buraya da gel. Gelecek gelmesine de kapıya kadar mı gelecek yoksa evlerin içine kadar girebilecek mi bilinmez ama gerçek olan bir şey var ki bu halk borç batağına saplı olmasaydı bu hükümet bu memorandumları zaten meclisten geçiremezdi. Halk bükmüş kafayı “aman daha fazla kaybetmeyeyim, aman ev de mallar da elden gitmesin, haciz gelmesin” korkusuyla artık geleceği için neyin iyi neyin kötü olduğunu şaşırmış durumda. Cesareti sıfırlanmış, hırsı paspas altında kalmış, geçinme derdiyle kafada saç kalmamış. Böyle durumda olanlar çoğaldıkça memlekete giren paraların bankalarda kalması, piyasaya dağılmaması onların sanki çok umurunda.Onlar nerede iş bulacağını düşünürken ele geçmeyecek olan parayı ne yapsın. Yunanistan kurtulmuş o farkında mı ki? Yunanistan drahmiye geçmemiş ama başbakan her defasında yeni memorandumların son olduğunu iddia ediyor. Seneler 2023 hala evrodayız, sağol başbakanım bu ülke senin sayende hala evroda, biz taş devrine dönsek de. Komşu çıkmış aya biz hala ayakta, ayakkabısız olsak da ayaktayız. Komşuların yardımına ihtiyacımız yok. Bakalım cenazemizi kaldırmaya da komşulardan yardım istenmeyecek mi? Ama o zaman kim kaldırırsa kaldırsın bize ne ki?

BİRAZ ŞU PEMBE DİZİLERE DE DEĞİNSEK Mİ NE YAPSAK?: Evde işini bitiren hanımlar bir kahve molası, bir çay molası derken bu molaları  zaman aşımına uğrattılar. Hele hele güzel bir dizi varsa veya evlendirme programları yayındaysa vay anam, keyiflerine diyecek yok. Zamanları mı çok fazla, yoksa zamanlarını ve işlerini bu dizilere göre mi ayarlıyorlar bilinmez ama, normalde kendilerine ne kadar zarar verdiklerinin farkında bile değiller. O çeşit hayatları yaşayamayan ve devamlı hayaller kuran kadınlar, belirli bir yerden sonra fantezi kurmaya başlıyor ve karşılarında duygusal ama çok duygusal ve paralı erkek aramaya başlıyor. Bunların tümü tabii ki sadece hayallerinde, ama gün gelip de pratiğe geçirmeye çalıştığında olanlar oluyor. Son zamanlarda artan boşanmalarda bu dizilerin de büyük bir payı olduğuna inanıyorum. Hele bir de o çöpçatanlık programları işin içine girdi mi, anam yaştakiler bile kafayı bozuyor. Yani kısacası artık o eskilerden tanıdığınız ve aradığınız kadınlar artık yok, böyle giderse olacağını da sanmıyorum. En azından şimdilik yapabileceğiniz tek şey, herhangi bir meşguliyeti veya işi olup da fazla televizyon seyredemeyen veya seyretmesini sevmeyen kişileri tercih etmeniz…

Sıra herhalde fıkraya geldi. Madem ki dizilerin ilişkilerimizi nasıl etkilediğini yazdık o zaman bu kadın erkek ilişkilerini fıkramıza da yansıtalım. Hayal gücü herkeste var nasıl olsa…

Kadınlar için

+ Eşiniz sayesinde dosta düşmana sizi de beğenen, isteyen (üstelik nikâhına alacak kadar) biri olduğunu gösterdiniz en sonunda. + Belki yıllarca uğraşıp didinseniz de elde edemeyeceğiniz bir statüye nikâh cüzdanıyla bir anda kavuşuverdiniz. + Bozulan musluk, sallanan sandalye bacağı, gevşemiş vidalar, vs. için eve tamirci çağırmanız gerekmez, eşiniz hepsini halleder. + Eşyaların yerini değiştirmek istiyorsunuz; hepsi de çok ağır. Kim taşıyacak onları? Tabi ki de eşiniz! + Pazar günü şöyle arabayla dolaşmak istedi canınız. Özel şoförünüz ''eşiniz'' emrinizde. + Eskiden futboldan nefret ederdiniz. Eşiniz sayesinde yeni bir tutkunuz oldu. + Gece evde yalnız kalmaktan, hırsızdan, uğursuzdan korkuyorsunuz; eşiniz gönüllü "koruma''nız. + Eşleriniz olmasa en yakın arkadaşlarınızla kahve içerken kimi çekiştireceksiniz? + Alışverişe gittiniz, evin erzakını düzdünüz. Torbaları taşımak centilmen bir erkek olarak eşinizin görevi. + Geçiminizi temin etmek için çalışmanıza gerek yok. Bunu sizin yerinize eşiniz yapıyor nasıl olsa.

Erkekler için:

+ Akşam yorgun argın eve geldiğinizde, annenizin ki kadar lezzetli olmasa da sizin için hazırlanmış yiyecek bir şeyler bulabilirsiniz. + Çamaşırınız yıkanır, ütüleriniz yapılır, eviniz temizlenir... ''Gak'' deyince temiz don, ''Gurk'' deyince temiz çorap verilir elinize; daha ne olsun? + "Pembe dizi''leri duyardınız da ne olduğunu bilmezdiniz. Eşiniz sayesinde öğrendiniz, hatta hoşunuza bile gitmeye başladı. + Dükkân dükkân dolaşıp kendinize gömlek, kravat seçmekten nefret ederdiniz. Şimdi sizin yerinize bunu eşiniz yapıyor. Gerçi en son aldığı sarı üzerine yeşil çizgili gömlek sizi hiç açmadı, ama neyse. + Ara sıra yapılan küçük kaçamaklar, ufak tefek yalanlar hayatın tadı tuzudur. Bu tadı eşinize borçlusunuz; eşiniz olmasaydı ne kaçamaklar olacaktı hayatınızda ne de yalanlar.

Bu haftalık da bu kadar değerli dostlar, bu kadar felsefe yeter, fazlasına girdiğimizde kötü oluyoruz çünkü…Hoşça kalın Dostça kalın…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerKarabağ'da PKK'lılar Ermenistan'ın ilk savunma hattında görevlendiriliyorBrezilya'da Oxford'un Kovid-19 aşısı deneylerine katılan bir gönüllü doktor öldüErmenistan Başbakanı: Dağlık Karabağ konusu diplomatik olarak çözülemezAzerbaycan ordusu 21 köy ve 1 kasabayı daha işgalden kurtardıYunanistan Kovid-19 vakalarında en yüksek seviyeyi gördü
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech