LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Balkanlarda Türkiye algısı06 Ekim 2018Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Tuna Nehri’nin güneyindeki sahadan Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına ve boğazlara dek uzanan sahayı teşkil eden, Türkiye ile tarihi ve kültürel bağları olan bir sahadır Balkanlar.

Osmanlı’nın çöküşü ile başlayan gerileme ve ardında bıraktığı milyonlarca insan.

Karasu mu Meriç mi derken, Lozan Antlaşması’yla çizilen yeni sınırlar ve mübadele. Yollarda hayatını kaybeden binlerce insan ve Lozan’ın öngördüğü şekilde yer değiştiren topluluklar. Kendi vatanlarından, doğduğu topraklardan koparılan insanlar.

Batı Trakya’da Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe’de bırakılan Türklerle; İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’da bırakılan Rumlar.

Yüzyıllarca iç içe yaşamış, kültür ve geleneklerinde benzerlikler oluşmuş bu iki ayrı toplumun sınırlar  çizildikten sonra birbirlerine karşı olan güvenlerini yıkmaya çalışan bir zihniyet.

AZINLIK ZİHNİYETİNİ ÇOK İYİ BİLEN BİR TOPLUM

Osmanlı’nın egemenliği altında kalmış ve Azınlıkta yaşamanın avantaj ve dezavantajlarını çok iyi bilen Yunan halkı, gerek kilisenin yardımı, gerekse tarihçi kimliği ile ön saflarda yerini almış, dinini ve tarihini yardıma muhtaç ailelerin çocukları ile geleceğe taşımış ve farklı algı operasyonları ile Türk-Yunan ilişkilerine her defasında güvensizliği aşılayarak 90’lı yıllara kadar gelinmiş.

1998 yılına kadar 19’cu madde mağduru olan binlerce Türk vatandaşlıktan çıkarılmış ve Haymatlos imiyle vatansız konumunda yaşamaya mecbur edilmişti.

Nitekim Yunanistan’da kalan kesim de bedenen ata topraklarında yaşamaya devam etseler bile, ruhen Anavatan’a ait idiler.

Balkanlarda yaşanan savaşlardan Yunanistan’ın fazla etkilenmemesi, Avrupa Birliği’nin maddi yardımlarının artmasıyla bulunduğu konum itibarı ile de daha lüks bir hayat yaşamaya başlamasına sebep oldu. Kendi kabuğunun dışına çıkmaması, sınırı olan komşuları ile iyi ilişkileri olmasa da kendi yağında kavrulmayı ve kendi yetiştirdiği nesillerle sınırlarının dışında kalan insanların farklı oluşu algısı gelecekte onu Avrupa’nın yaramaz ve kontrolü zor çocuğu haline getirecekti.

Nitekim yıllar sonra Batı Trakya’da bir Azınlığın varoluşu ve Avrupa’nın da baskıları ile bu Azınlığın haklarının savunulması, Yunanistan’ı günden güne daha fazla zorluyor, fakat yıllar boyu Azınlık olmanın getirdiği avantajlarla masa üstünde yürütülenlerle seçim öncesi Batı Trakya Müslüman Türklerine vaadedilenler tamamı ile farklı olmaya devam ediyordu. Kısacası Yunanistan tavşana kaç, tazıya tut misali bir politika takip ediyordu.

Bu konumda Batı Trakya Türkleri, yaşadıkları vatanlarının aksine Lozan’da garantör ülke durumunda olan Anavatan Türkiye ile bağlarını daha da güçlendirmeye devam ediyordu. Yunan devleti tarafından yapılan haksızlıklar ve verilmeyen en doğal haklar Batı Trakya Türkünü çileden çıkarmış, Yunan devletine karşı daha mesafeli olma mecburiyetini getirmişti.

Türkiye’de yaşanan krizlere rağmen,  Batı Trakya Türk’ü Anavatanda geleceğine yönelik yatırımlar yapmaya devam etmiş, “gerekirse çocuğum orada okur, orada evlenir” mantığı ile elindeki parasıyla Türkiye’de ev ve dükkan alarak değerlendirmeye çalışmıştır.

Çünkü 1990’lı yılların Batı Trakya Türkleri 1955 ve 1974’te yaşananları ve bu kötü günlerin verdiği acıları çok iyi bilmekteydi. Türkiye’ye sığınan binlerce insanın neler çektiğini kendi görmemiş bile olsa her defasında ailesi tarafından kendisine hatırlatılmaktaydı.

Türkiye’den gelen her kişi gerek Bakan, gerek Milletvekili, gerekse normal bir vatandaş Azınlık insanı tarafından her defasında büyük bir çoşkuyla karşılanmış,Anavatana karşı olan özlem ve sevgisini bu misafirperverliği ile ispat etmiştir. İlişkiler günden güne normalleşme yolunda seyrederken, Türkiye’nin güçlenmesi, dünya kamuoyundaki yeri ve Avrupa’nın kriz yaşadığı dönemlerde Türkiye’nin hızlı bir şekilde yükselmeye devam etmesi, Batı Trakya Türkleri tarafından da sevinçle karşılanmış, yıllarca boynu bükük olan insanların cesaretlenmesine ve kendilerine karşı olan güvenlerinin artmasına sebep olmuştur.

Dişe diş kavramı, insanları geçmişindeki özüne, ruhundaki gücüne ve İslam dininin dürüstlüğüne geri döndürmüştür. Türkiye artık onlar için bir maskot, bir marka, bir model konumuna gelmiştir. Bunda tabii ki Türkiye’nin Balkanlara açılışı ve Türk Topluluklarını bir araya getirme hevesi, büyük rol oynamıştır.

Özellikle eğitime verilen önemle artan kontenjanlar ve bundan yararlanan binlerce Batı Trakya öğrencisi, Türkiye tarafından gelecek için yapılan yatırımın, özellikle insan için yapıldığının farkına vardılar. Türkiye artık geleceğin insanlarını yetiştirmeye başlamış ve bu yatırımına Türklerin yaşadığı ülkelerin vatandaşlarını, bundan yararlanmaya davet etmişti. Eğitimini alıp kendi vatanlarına geri dönüş yapan çocukların neleri değiştirebilecekleri, kendi toplumlarına nasıl daha fazla faydalı olabilecekleri artık herkes tarafından daha iyi biliniyor.

Yapılan hiç bir şeyin boşa gitmediği, iyi niyet, istikrar ve inanç sonucunda nelerin yapılabileciği artık apaçık ortada...  Türkiye artık sadece Yunanistan’da yaşayan Türklerin imrendiği bir ülke değil, Yunanların da, belediyesinden meclisine, köyünden kasabasına, parmak ısırarak baktığı ve aynılarının kendi ülkelerinde de yaşanmasına duacı oldukları  bir ülke konumuna gelmiştir.

Komşu komşunun külüne muhtaç atasözünden çekilerek, Atina ve Gölcük depreminde olduğu gibi, Atina orman yangınında olduğu gibi yardımlaşma ve dayanışmanın yanında, güzel günlerde de iki ülkenin dayanışması her iki taraf için de kazançlı olacağı kanaatindeyiz, ki, zaten bunu herkes biliyor. Ama sadece bilmek değil, inanmak ve uygulamaya da geçirmek gerekmektedir. Olaya siyasi yönden değil, insani yönden de bakmak önemlidir. Büyüklerimizin bunu kendi halklarının refahı için kısa bir zamanda anlamaları ümidiyle yazıma son veriyor, güzel günleri birlikte inşa edebilecek irade ve düşünceye sahip insanların çoğalmasını ümit ediyorum.

Hoşça kalın, dostça kalın…

Yazarın Diğer YazılarıBir avuç insan, bir avuç hayal gücü…Azınlık Kurumları Dingo’nun ahırı mı yoksa deneme tahtası mı?Ekmek teknesi AzınlıkSosyal medya ve demokrasiDevletin şakşukacıları: Yönetiyor muyuz, yönetiliyor muyuz?Güncel HaberlerAra Güler son yolculuğuna uğurlandıHerkesin cevabını aradığı soru: Kaşıkçının cesedi nerede?Avrupa Birliği'nden 'Kaşıkçı' açıklamasıMakedonya'da isim değişikliği sürecine yeşil ışıkİsrail polisi Kudüs Valisi’ni gözaltına aldı
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech