LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Karşısındakine zarar vermek isteyen insan karşısında güçlü insan istemez06 Ekim 2018Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

İnsan birine zarar vermeye odaklandıysa veyahut o insana zarar vermek istiyorsa o insanın asla güçlü olmasını istemez, çünkü hem istediği zararı veremeyecektir, hem de en azından misliyle karşılığını bulma durumu vardır. Fakat insan eğer karşısındakine sevgi besliyorsa veyahut onun iyiliğini düşünüyorsa, bu durumda da ona elinden geldiği kadar yardım edecektir.

Çok basitmiş görünüp, herkesin aklına gelebilen bu yöntemler uygulandığında çoğu zaman toplumların kaderini değiştirebilecek araca dönüşmektedirler. Örneğin Osmanlı Devleti -tarihçi Arnold Toybee’nin de ifadesiyle-  güçlü olduğu için değil sevgi ve adalet politikası güttüğü için 3 kıtaya yayılabilmiştir. Günümüz tarihçilerinden Tufan Gündüz de katıldığı bir televizyon programında, “Türk yardıma koşan olmaktan ziyade, beklenilendir.” diyerek aslında Osmanlı’nın fethettiği ülkelerin insanının zaten Osmanlı’yı beklediğini vurgulamıştır. Bunun yanısıra, Pax Romana döneminde Roma İmparatorluğu’nda da benzer tutumları gözlemleyebilmekteyiz. Ayrıca Büyük İskender de fethettiği diyarlarda çoketnikliliğe değer vermiş bu yüzden de insanlarla iyi anlaşmasıyla ön plana çıkmıştır.

Peki, devletler bunun zıddı bir politika izlediğinde ne olur? Devletlerin bazı aksi durumlarda, mesela ulus devletlerin ortaya çıktığı bir dönemde varoluşlarını sürdürme bahanesiyle farklılıklara kesinlikle saygı göstermedikleri görülür. Farklılıklara saygı göstermeyen devletler tabiri caizse farklılıkları yok etme amacı güderler. Daha popüler bir ifadeyle asimile etmek isterler. Ama tabii, yok edecekleri halkın da zayıf olması gerekir, aksi takdirde bir karşı tepkiyle karşılaşabilmektedirler.

Bunun en iyi yolu da eğitim politikalarından geçmektedir. Bu eğitim politikalarını ikiye ayırabiliriz. Birincisi, bütünleştirici; ikincisi de, cahilleştirici politikalar. Bütünleştirici politikalara başta ABD olmak üzere günümüzde “çokkültürlü” adıyla anılıp tek bir kültür dayatan Anglosakson eğitim modelini örnek gösterebiliriz. Evet, ABD çokkültürlü bir ülke, ama asla çokkültürcü bir ülke değildir. Eğitim müfredatı da her ne kadar farklı kültürlerden insanları kabul eden bir yapıya sahip olsa da, sonunda öğrenciler eritme potası adı verilen bir potadan geçerek ortaya bir Amerikan halkı çıkartılır.

Cahilleştirici eğitim modeli ise modern dönemde ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte tek bir etnisiteyi ülkenin varoluş sebebi olarak gören devletlerde dikkat çeker. Bu devletler genellikle Balkan coğrafyasında bulunup, bir diğer özellikleri de Osmanlı’dan kopmuş olmalarıdır. Osmanlı’dan kopmuş olmaları da, aslında Birinci Dünya Ülkesi olamadıklarını tek amaçlarının bağımsızlıklarını sürdürme çabası peşinde koşmak olduğunu gösterir. Bunun için de farklılıklara herhangi bir acımasızlıkta bulunmaktan kaçınmazlar.

Bunların karşısında Birinci Dünya Ülkeleri ise demin bahsettiğimiz eritme potası modelini esas almaktadırlar. Çünkü hiçbir Birinci Dünya Ülkesi prestijinin bu derece yerle yeksan olmasını kabul etmez.

Yazarın Diğer YazılarıBizi bir arada tutamayan bağlarİçimizdeki haz tiranını devirmekNeden iyilik yapmak zorundayız?İhtiras ve İhanetTevhid inancının unuttuğumuz yönleriGüncel HaberlerAra Güler son yolculuğuna uğurlandıHerkesin cevabını aradığı soru: Kaşıkçının cesedi nerede?Avrupa Birliği'nden 'Kaşıkçı' açıklamasıMakedonya'da isim değişikliği sürecine yeşil ışıkİsrail polisi Kudüs Valisi’ni gözaltına aldı
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech