LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Yunanistan’ın aydınlık yarınları için...05 Aralık 2018Cengiz Ömercengiz.omer8@gmail.com

Ülkemizde son yıllarda kendisini giderek daha fazla hissettiren ırkçı zihniyet artık açıktan sokaktaki vatandaşın emniyetini, evdeki ailenin huzurunu, sokaktaki vatandaşın, sığınmacıların ve turistlerin dahi can güvenliğini tehdit etmeye başladı. 

Yunan medyasına bakıldığında, ülkede yükselen aşırı milliyetçiliğin toplumu nasıl etkilediği rahatça görülüyor. Atina başta olmak üzere Selanik ve diğer büyük kentlerde fanatik grupların ırkçı sebeplerle mültecilere, yabancılara ve hatta turistlere bile saldırdıklarına ilişkin haberler gündemden düşmüyor. “Makedonya” ile yapılan “isim” anlaşması üzerine Selanik’te yapılan protesto gösterilerinde yaşanan taşkınlıklar ve şehirde seyreden Türk plakalı araca yapılan saldırı ve içindekilerin son anda canlarını kurtarması, bu işin vahametini gözler önüne serdi.

Geçtiğimiz günlerde manşetten verdiğimiz haberde uluslararası bir kuruluşun Yunanistan’ı da içeren Avrupa genelinde yaptığı bir araştırmaya yer vermiştik. Araştırmanın sonuçlarına göre Avrupa ve ülkemiz Yunanistan’da aşırı sağa doğru bir kaymanın alarm verdiğinin altı çizildi.

Peki, Avrupa ve ülkemiz Yunanistan bu ırkçılığa varan aşırı sağa nasıl kaydı veya kaydırıldı? Aşırı sağa kayış, sadece partilerin oy kaygısıyla geliştirdiği popülist söylem ve iktidarların yönetimde kalmak için yürüttüğü “milli” politikaların etkisiyle toplumu geçici bir şuursuzluğa itmesiyle mi oldu? Bunda ekonomik krizlerin ve göçmenlerin de etkisi var mı?

Araştırmalar, ekonomik kriz ve işsizliğin aşırı sağ hareketlerin yükselmesinde temel sebeplerin başında yer aldığını ortaya koyuyor. Bunlar hassaslaşan toplumun büyük bir bölümünün, fırsatçı aşırı siyasal hareketlerin ve fanatik grupların istismarına açık hale gelmesini kolaylaştırıyor. O yüzden bunlar yadsınamayacak önemli faktörlerdir. Fakat asıl faktörler vardır.

Kanaatime göre Yunan toplumunun büyük bir bölümü aşırılıktan uzak, vicdanlı ve sağduyulu bir anlayışa sahiptir. Bunlar ülkedeki her türlü aşırılıklara ve toplumu kutuplaştıran fanatizme karşıdır. Bu kesimi temsil eden antifaşist ve ırkçılık karşıtı örgütler, göçmenlere yönelik her türlü yardıma koşan Sivil Toplum Kuruluşları ve İnsan Hakları Temsilcileri ve bunlara bağlı kitle iletişim araçları örnek olarak gösterilebilir.

Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki, ülkemizde ırkçılığa varan bir söylemin ve propagandanın etkisinde olan büyük bir kesim de var. Ekonomik krizden sonra artan işsizlik ve ülkedeki yaşam kalitesinin bozulmasıyla birlikte morali bozulan insanlar, fanatik çevrelerden daha kolay etkilenmekte ve hatta bunlara sığınmaktadır.

Ülke hassas bir süreçten geçiyor. Toplumun en ufak bir provokasyonla iç barışı tehdit edecek bir kutuplaşmaya sürüklenebileceği dönemlerde siyasal ve dini erkler önemli bir denge unsurudur. Bunlar toplumdaki dengesizlikleri ortadan kaldırmak ve iç barışı muhafaza etmek adına önemli “sakinleştirici” görevler ifa etmekle yükümlüdür. Çünkü siyaset ve din temsilcileri, insanlığın barışı ve huzuru için var oldukları iddiasındalar. Bu iddianın dışına taştıklarında istenmeyen durumlara sebep olabilir, ülkeyi hiç arzu edilmeyen bir felakete de sürükleyebilirler. Tabii ki bu aynı zamanda onların ipinin nereye bağlı olduğuyla alakalı bir durumdur.

Ne yazık ki, ülkemizin huzura ihtiyaç duyduğu şu dönemde bu iki erkin çok da iyi niyetli hareket etmediklerini görüyoruz. Özellikle Kilise veya içindeki etkin bir güç ülkedeki fanatizmi tehlikeli bir biçimde körüklemektedir. Atina, Pire, Selanik ve Batı Trakya’daki dört Mitropolit Hz. İsa ve İncil’in öğretisine ayıkırı bir söylemle hareket ederek taraftarlarını adeta Nazi generalleri gibi fanatize etmektedirler. Zaman zaman Kilise ruhbanlarının Neonazi Altın Şafak Partisinin etkinliklerinde kutsama yaparken görülmesi  İncil’in öğretisiyle ne kadar bağdaşmaktadır?

Bu noktada belirtmeliyiz ki, bunları ifade ederken her zaman olduğu gibi bir genelleme yapmıyor, aralarında böyle hareket etmeyen hatta bunlara karşı koyan fakat dışlanan samimi din adamlarını tenzih ederiz.

Son olarak Makedonya ile yaşanan isim sorunu ve Makedon kimliği taştırmasında aşırı söylemlerle toplumun bir kesiminin kışkırtılarak meydanlara dökülmesinde Kilise ve onun etkisinde kalan siyasi partilerin rolüne şahit olduk. Yapılan protesto yürüyüşlerinde ve kitlesel eylemlerde yüzlerce ruhbanın kışkırtıcı söylemlerle kalabalıkları nasıl galeyana getirmeye çalıştıklarını endişeyle izledik. Kilise “Makedonya” meselesinde siyasi bir parti gibi davranmakta ve “Prespes Anlaşması” karşıtı tutumunu sürdürerek geri adım atmamakta kararlı. Bu tutum, ülkedeki siyasi ve toplumsal gergiliğin daha da artmasına neden ouyor.  

Aslında iyi araştırıldığında açıkça görülecektir ki, Yunanistan’daki aşırı sağa ve hatta ırkçılığa kayışın temel nedeni, ülke yönetiminin en belirleyici gücü Kilise ve hiyerarşik ve anayasal olarak bağlı olduğu Doğu Kilisesinin (İstanbul Rum Patrikhanesi) tehlikleli tutumudur.

Kısaca diyebiliriz ki, Yunanistan’da “milli politikalar” ve “milli çıkarlar” Kilise’nin yani Patrikhanenin tutumuna göre belirlenir ve yürütülür. Aksine yeltenenler geçmişte olduğu gibi ağır bedeller ödemeyi göze almalıdırlar. Çipras, son dönemde Kilise’nin bu etkisini kıracak ve Kilise ile Devlet ilişkilerini “laik” bir yapıya kavuşturacak bazı adımlar atmaya çalıştı. Becerirse bunu yapılmak istenen yeni anayasa ile garantiye almak istediği de açıklamalarından anlaşılıyor. Ancak işi çok zor. Çünkü son gelişmelerde görüldü ki, Yunan Kilisesi’nin başı İeronimos ile Çipras’ın bu anlamda attığı adım ve anlaştıkları “yol haritası” ilanından sonra ortalık karıştı. İstanbul Rum Patriği Bartholomeos, anlaşmadan haberdar edilmediğini açıklayarak sert tepki gösterdi. Eğitim ve Din İşleri Bakanını huzuruna çağırarak fena fırçaladı. Kulislerde, hükümeti tehdit ettiği konuşuldu. Ardından gerçekleşen Yunanistan Kilisesinin Sen Sinod toplantısının olaylı geçtiğini Yunan basınından öğrendik. Haberlerde, İstanbul Patrihkanesine bağlı Kuzey Yunanistan, Girit ve Kiklades Adaları Mitropolitlerinin Yunanistan Kilisesi  Başpiskoposu İeronimos ve taraftarları arasında karşılıklı tehdit ve restleşmelerin yaşandığı sert bir toplantının olduğu belirtildi. Olay ülke gündemini sarsmaya devam ediyor.

Yeni gelişmeler ışığında ve özellikle ülkenin geleceğini etkileyecek şekilde seyreden Ukrayna’daki “Bağımsız Kilise Krizi” ile patlak veren Rus Patrikhanesi-Rum Patrikhanesi çatışması bağlamında bu meseleyi irdelemeye devam edeceğiz.

Noktalarken: Yunanistan’ın geleceğini Hz. İsa’nın yolundan uzaklaşmış İstanbul Rum Patrikhanesine bırakmamak için sağduyulu samimi Ortodoks ruhban ve vatandaşlar gerçeği görmeli ve gerekeni yapmak zorundadır. Aksi halde bu ülkeye yazık olur.

Yazarın Diğer YazılarıÇipras, 'Batı Trakya Türk Azınlığı' demedikçe, ne dese boşturHitler kafası: Beğenmiyorsan defol git!Yunanistan’ın Azınlık politikası: Batı Trakya’da Türk Azınlık yokturDinimiz ve dini kurumlarımız devletle pazarlık konusu yapılamazBu ülkede Türk dostu olmak da suç!Güncel Haberlerİngiliz iş dünyasından 'olağanüstü hal' uyarısıBir terör ideolojisi olarak 'beyaz ırkçılık'Facebook'un yapay zekası Yeni Zelanda'daki terörün canlı yayınını yakalayamamışFacebook'tan kullanıcılarının şifreleriyle ilgili açıklamaYunanistan ve İsrail Girit Adası’na radar sistemi kuruyor
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech