LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 17728 Aralık 2012Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

AĞANİN POKİNİN ÜSTÜNE POK OLİRMİ?

Tabii Şener Şen dediniz hepiniz içinizden. Eski filmler, eski yaşantılar. Ve ne yazık ki unutulması gerekirken hala yaşayan ağalıklar. Ne hikmetse ortalık ağadan geçilmez oldu, tek kötü yanı ortalığın da artık pok kokması. Çünkü hepsi ayrı ayrı yerlerde ya. Bir tuvaleti bile birlikte kullanmasını öğrenemedik ya, ben ona yanıyorum işte…

BİRBİRİMİZE KÖTÜLÜK YAPMAKTAN NE ZAMAN VAZGEÇERİZ?

Ya cahillikten kurtulduktan sonra, ya da farklı kültürlerden bıktıktan sonra. Asimilasyona bile gerek yok, Türk’e serbestliği verdiğin andan itibaren tamamdır. Ver elini Yunanistan, ver elini eğlence, biz nasılsa yaşarız hayatımızı dilediğimizce. Aslında bazı zorlukların hep karşımıza çıkması, belki de Allah’tan bize bir lütuf, bir iyilik, bir deneme. Belki de daha kötüye gitmemizi engelliyor Allah böylelikle. Bir de bu zorlukları, bu eziklikleri bazıları kullanmasalar çok daha iyi olacak ama neyse, nasılsa her kötünün de muhakkak bir sonu vardır, kötülükleri de o zaman askıya alınır. Nasılsa yeni nesil gençlik geliyor…

GENÇLİK GELİYOR GELMESİNE DE

Teknolojiyi zarar vermek için değil, yaşam tarzını değiştirmek için, tembelleşmek için değil daha başarılı olmak için, oyun oynamak için değil, kendini geliştirmek için kullanabilen bir gençliğe ihtiyacımız var bizim. Yoksa GPS’in bulduğu yollardan daha kestirmelerini bizim eşek de buluyor. Önemli olan GPS in yerine yol göstericiler onlar olsunlar, gericilere örnek olsunlar. Her zaman haklının yanında olmaktan korkmasınlar ve tabii ki yavaş yavaş artık ortaya çıksınlar…

NEREDEYSE HİÇ BİR ÜRÜN, ÜRETİLTİĞİ YERDE TÜKETİLMİYOR

Derler ya hep hani, bu kriz döneminde kendi ülkende çıkan şeyleri yiyecek, kendi ülkende üretilenleri alacaksın diye. Tamam da, üretilen yerli ne var diye sorarlar insana. Tarım alanında var olanların çoğu da zaten yurtdışına gönderiliyor. Ne kadar komik değil mi, zeytinyağı fıçılarla yurtdışına satılıyor ve yine aynı zeytinyağı şişelere koyulmuş bir şekilde marketlerde bize daha pahalıya geri satılıyor. Buğday dersin aynı, pamuk dersen ondan beter. Pamuğu satıyoruz, ondan sonra da o bize kazak, tişört olarak geri dönüyor. Ödediğimiz vergiler de bir gün, yol, elektrik, su olarak geri dönecek üzülmeyin. Burası Yunanistan, burası El Beceristan…

SİSTEM HALKIN CEBİNDE PARA BIRAKMAMAYA ODAKLI

Lütfen bu konuda daha dikkatli olalım, çünkü hakikaten hiç birimiz istediğimiz hayatı yaşamıyoruz, resmen başkaları tarafından yönetiliyoruz. Yoksa siz hala hayatınızdaki kararları alırken, özgür olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?. Beyninizin başkalarına hizmet ettiğinin farkında değil misiniz yoksa? Sabah uyandığından akşam yeniden yatağa girinceye kadar geçen zamanda, farklı büyük bir beyinin sizi yönettiğini hala anlamadınız mı? Düşünsenize, perdeyi açarken bile ilk gördükleriniz (eğer şehirde yaşıyorsanız) bir reklam panosu olacak. Banyoya girdiniz, yüzünüzü gözünüzü yıkayacaksınız, tüm banyo malzemelerinin üstünde kocaman kocaman logolar, hep beni al dermişçesine. Yola koyuldunuz, arabanızdaki radyodan, dışarıdaki reklam panolarına kadar hep bize en iyisini sunduğunu söyleyen markalar, bizi mutlu ve başarılı yapacağını söyleyen reklam panoları. Kurtlar vadisinden tutun da, diğer romantik dizilere kadar her şey, kendini bilmeyen insanoğlu için birer tehlike aslında. Kendini mafya babası sananlardan tutun da, karizmatik bir koca arayışında olan kadınlara kadar, gerek hapiste yatanlar gerekse evini, ailesini, hatta çocuklarını bile terk eden insanlarla dolu ortalık. Çocuklar bile, kız iseler eğer prenses, erkek iseler örümcek adam olmak istemezler mi hep? Onu bırakın, en basit olanı artık pazarlarda meyve sebze satan amcalar yengeler bile, televizyon kanallarındaki bitki uzmanları ve doktorlardan örnek alarak satıyor mallarını, bu kalbe, bu mideye iyi geliyor diyerekten. Kısacası sanal bir alemde yüzmeye devam ediyoruz. Aldığımız paralarla sadece geçinebilelim yeter, geri kalanı nasılsa başkalarına lazım. Nasılsa biz Allah’ın bize bedavadan verdiği her şeyi kaybedip, onu yeniden satın almayı çok seviyoruz. Nasılsa biz kabul etmesek te, bilinçaltımıza yerleştirilenlerle başkalarının istediği gibi yaşıyoruz. O zaman emir alarak yaşamaya da hiç kızmayın, çünkü bu modern yaşamın hepimiz bir kölesi olmuşuz, paralı veya parasız, o zaman köle gibi de yaşamayı kabullenmemiz lazım. Sadece biz bu durumdayken bizi kurtaracak olanlar başkaları değil, yine kendimizis, ona göre…

EİNSTEİN’İN BİR SÖZÜ VARDIR

“İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zordur” diye, işte siz de benim bu yazdıklarıma karşı önyargılı yaklaşırsanız, o zaman anlaşmamız bayağı bir zor olacak. Önemli olan bu aramızdaki önyargıyı yıkmak. Dedikodulara ve iftiralara kadar varan bu önyargıyı hayatımızdan kaldırmak. Çünkü nedense, bu garbi Trakya’da herkes her şeyi biliyor. Herkese taa baştan bir isim konulabiliyor. Bazıları hain, bazıları casus yapılabiliyor. Her ne hikmetse her şey de sadece sözde kalıyor. Sözde kalmaması için, özde bir temizliğin zamanı geldi gibime geliyor artık. Bu temizlik süpürge ile mi, cımbız ile mi olur bilmem ama, bu azınlığın refahı için önyargısız bir iletişim şart artık…

Fıkraya ne oldu bu hafta? Valla bu yazdıklarımızdan sonra en uygun fıkrayı bulmak ta zor be arkadaşlar. Full teknolojinin yanında bazı şeylerin daha önemli olduğunu anlatan ve yaşlıların aslında basit şeylerden hoşlandığına dair bir fıkra geldi aklımıza, isterseniz sizinle onu paylaşalım…

Üç zengin genç kardeş kendi işlerini kurup zengin olmuş ve yaşgününde annelerine aldıkları armağanları birbirine anlatarak böbürleniyorlarmış.

Birincisi demiş ki: "Ben anneme kocaman bir ev aldım"

İkincisi : "Ben bir Mercedes aldım ve bir de sürücü tuttum"

Üçüncüsü: "Benim armağanım hepinizden güzel. Annemin tevratı okumayı ne denli çok sevdiğini ve artık gözleri iyi görmediği için okuyamadığını biliyorsunuz. Ona bütün Tevratı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim. Onu eğitmek için 12 papaz 12 yıl boyunca uğraştı. Bu papağan için kilisye 20 yıl boyunca her yıl 1 milyon dolar bağışlayacağım ama buna değer. Annem yalnızca bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak".

Kısa bir süre sonra annneleri üçüne de birer teşekkür mektubu yazmış:

Birinciye: "Nikola, bu ev çok büyük. Bana bir tek odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum."

İkinciye: "Antony, yolculuk etmek için çok yaşlıyım, arabayı hiç kullanmıyorum ve sürücü çok kaba."

Üçüncüye: "Canım Jhon'im, annesini mutlu etmeyi bilen tek evladım sensin. Tavuk çok lezzetliydi, teşekkür ederim.   Haftaya görüşünceye dek Hoşça kalın Dostça kalın, mutlu yıllar…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerKarabağ'da PKK'lılar Ermenistan'ın ilk savunma hattında görevlendiriliyorBrezilya'da Oxford'un Kovid-19 aşısı deneylerine katılan bir gönüllü doktor öldüErmenistan Başbakanı: Dağlık Karabağ konusu diplomatik olarak çözülemezAzerbaycan ordusu 21 köy ve 1 kasabayı daha işgalden kurtardıYunanistan Kovid-19 vakalarında en yüksek seviyeyi gördü
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech