LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Sözde alimler01 Mart 2019Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Alim diye bir insan tipinin veyahut entelektüel diye bir sınıfın olmadığı Batı Trakya’da ilim yolunda ömür harcamaya niyetlenmiş insanların ister istemez düştükleri bazı hatalar var. Bu hatalara birçok sebep sıralanabilir. En başında ilim, geribildirimlerle ilerleyen bir şey olduğu için ve Batı Trakya’da bunu sağlayacak bir sosyal kategori olmadığı için böyle bir sıkıntının baş verdiği söylenebilir. Sebepler bir yana, bu düşülen hatalar nedir?

Taraf Tutmanın Ne Anlama Geldiğini Bilmemek

Bilimde, taraf olmak veya taraf tutmak ciddi bir şekilde tartışılan bir konudur. Doğa bilimlerinde böyle bir şey neredeyse tamamen reddedilirken, sosyal bilimlerde ise araştırma nesnesinin bir parçası olma ihtimali taşıyan insanın tarafsız olamayacağı büyük ölçüde kabul edilmiştir.

Bir konusu, amacı ve yöntemi olan bilimlerden ziyade sadece düşünceyle uğraşanların taraf tutması normal karşılanabilir. Cemil Meriç, “Tarafsızlık namussuzluktur. Ben tarafım, Hak’tan tarafım” diyor. Peki, bu ne demek?

Öncelikle insan, hakikat anlayışı doğrultusunda kendini belli bir fikre, belli bir siyasi partiye yakın görebilir. Ancak Batı Trakya insanının burada sık düştüğü bir hata var ki, o da taraf tutan insanın yaptığı ilmi çalışmaların tuttuğu tarafın lehine sonuç getirmesi için gayret göstermesidir. Ürettiğimizi zannettiğimiz bütün düşünceler desteklediğimiz görüşü göklere çıkarıyor. İşte tam da bu noktada taraf tutmanın ne demek olduğunun anlaşılması gerekir.

Tarafsızlığın namussuzluk olduğunu söyleyen Cemil Meriç, aynı zamanda “İdeolojiler idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleridir” der. Taraf olmak, taraf olduğun fikrin gerçekten doğru olduğuna inandığın için taraf olmak demektir. Özellikle ilimle uğraşan bir insan tuttuğu tarafın aleyhine olan bir görüşü okumaktan kaçınmamalı, dahası tuttuğu tarafı da eleştirmekten kaçınmamalıdır. Çünkü, bilmelidir ki, desteklediği taraf yine kendisi gibi beşer olan insanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla, bu konuda Gazali’nin bir sözü bize durumu özetleyecektir: “En doğru insanın bile yanlışı olduğu gibi, en yanlış insanın bile doğrusu vardır”.

İlimden Zevk Almaya Çalışmak

Öğrenmek, bilmek, merak etmek ve merak ettiğine cevap bulmak insana haz veren şeyler. Genellikle bu haz doğrultusunda hareket eden insanlara genel kültür seviyesi yüksek insanlar deriz. Çünkü ansiklopedi karıştırmaya üşenmemiş, bilmediği bir kelimeyle karşılaştığında anlamını öğrenmek için sözlüğü yanından ayırmamıştır. Fakat, ilimle uğraşan insan için aynı şey geçerli değildir.

Yukarıda zikrettiğim taraf tutma meselesiyle bağlantılı olarak ele alacak olursak, nasıl ki insan desteklediği tarafın yanlışlarını görmek zorundaysa, ilim adamı veya bilim adamı da zaman zaman doğru bildiği konuların yanlış olduğunu anladığında da bunları kabul etmesi gerekir. Bilim dolayısıyla, bilgi edinirken okşanan gururumuzu yerle bir eder ve insana ciddi anlamda rahatsızlık verir, geceleri uyutmaz.

O halde bir şeyler bilmek için ilimden haz almalı, ama ilmimizi ilerletmek için de rahatsız olmayı göze almalıyız. Bu yüzdendir ki, alimin mütevazı olduğundan söz edilir.

Müslümanız Diye Başkalarını da Müslüman Zannetmek

İlimle uğraşan mütedeyyin soydaşlarımızın düştüğü bir diğer hata da, bilimi dinle harmanlama çabası içerisine girmektir. Öncelikle ayırt etmemiz gereken bir nokta var ki, bilim sorgulamayla gelişirken, iman ise kabul etmekle gelişir. Dolayısıyla ikisinin bir arada olacağı yerde ne bilim gelişir ne de iman. İnsan İslam için bilimle uğraştığını zanneder fakat bilimde katettiği mesafe yerinde saymaktan ibarettir, çünkü bilimin gerektirdiği şekilde hareket etmemiştir. Aynı şekilde dinin bilimle mozaik oluşturarak yürümesi durumunda insanın maneviyattan uzaklaştığı görülecektir.

Ancak bu demek değildir ki, bilim adamı dinden veya dindar adam bilimden uzak olmalı. Tarihte pekala dindar insanların bilim adına büyük işler başardığı görülmüştür. Yine aynı şekilde bilim adamlarının da dinden uzak kalmadıkları görülmüştür.

Bunu göz önünde bulundurmayan insanlar ise bazı konuları eleştirirken eleştirilecek duruma düşerler. Örneğin, günümüzde felsefe tarihini okurken Kindi, Razi, Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi filozofların tabiatçı gelenekten esinlendikleri için Kur’an’a aykırı görüşler ortaya attıklarını, Gazali’nin de bunları eleştirdiğini görüyoruz. Hepimizin de Gazali gibi eleştirme hakkı bulunmaktadır, ama yine ilk maddeyle bağlantılı olarak düşündüğümüzde gelenekçilikten taraf olanlar sırf Gazali İslam’a daha yakın diye kör kütük Gazalicilik performansı sergilemekteler. Bu performans ise sadece Meşai geleneğinin eleştirilmesinden başka bir şey değildir.

Öyle ki, bu insanlar Müslümanları eleştirdikleri üslupla Batı’dan çıkmış her filozofu da sırf Batılı diye eleştirirler ve sanki Müslümanmışçasına, İslam ilkelerine riayet etmesini beklerler. İslam bizim inancımıza göre tabii ki en doğru din, bu dinin buyruklarını da kabul etmememiz bizi küfre götürecektir. İyi, ama konu bilimken, insan neden ısrarla ahiret meleği gibi Batılı entelektüeli yargılama peşindedir? Gazali, onun savunucusu olduklarını iddia edip, Müslüman olmayanlara yargıyla yaklaşan insanlara, “İslam’a Müslüman olmayanlardan daha çok zarar vereceklerini” söylüyor. Çünkü bir Müslüman olarak, Müslüman olmayanlara karşı yargıyla yaklaşırsak karşımızdaki de doğal olarak İslam’a karşı tepki geliştirecektir.

İşte böyle bir Gazali, Batılı gelenekten olsa dahi, filozofları araştırmış ve Mekasidül Felasife eserinde filozofların maksatlarını ortaya koyduktan sonra Tehafütül Felasife isimli eserinde Filozofların tutarsızlıklarını ortaya koyma hakkını kendinde görmüştür, şimdiki takipçileri gibi ilk anda reddederek değil.

Tarihsel Bağlamı Gözardı Etmek

Son olarak, sosyoloji bize hiçbir şey öğretmemiş olsa bile en azından tarihsel bağlamın önemini kavratarak ufkumuzu iyice genişletmiştir. Tarihsel bağlamı önemsemek, incelediğimiz olay veya olgunun içerisinde bulunduğu tarihsel bağlamda anlaşılabileceğini savunmaktır. Tarihsel bağlam gözardı edildiğinde, çoğu zaman tarihçilerin anakronizm dedikleri hata ortaya çıkar.

Günümüz değer yargılarıyla geçmişi yorumlamak veya geçmişteki değer yargılarıyla günümüzü yorumlamak olarak anlayabileceğimiz anakronizme örnek vermek gerekirse, “Osmanlı’da neden demokrasi yoktu” gibisinden soru sormak anakronizm örneği olacaktır. Çünkü, tarihsel bağlamı göz önünde bulunduran insan bilecektir ki, 19. yy öncesinde günümüzdeki demokrasi anlayışından bahsetmek, değil Osmanlı’da, dünyanın hiçbir yerinde pek de mümkün değildi.

--- -- ---

Bütün bu saydıklarım benim uydurduğum değil, literatürde halihazırda bulunan, benim ise sadece Batı Trakya entelektüeline göre sistemleştirdiğim konulardır. Ayrıca bütün İslam dünyasında olduğu gibi Batı Trakya’da da esas alınması gereken tutum, ötekine karşı tepki göstermek, ötekine cevap vermek, ötekini çürütmek değil, bir şeyler üretmek olmalıdır.
Yazarın Diğer YazılarıSefalet ve AsaletKur’an kursu inşa edip cehenneme girmekHerkes İngilizBir hakikat şuuru olarak ‘kimlik’Eleştiri kültürünü kültürel gecikme neticesinde edininceGüncel HaberlerYunanistan’da Yaşanan Ekonomik Krizin Batı Trakya Bölgesinde Yaşayan Azınlığın Sağlık Hizmetlerine YansımalarıHüseyin Baltacı: Azınlık eğitimindeki bakteriler, devletin azınlığına bakışını değiştirmesiyle temizlenir'15 Temmuz'da FETÖ'ye verilen okul ücretlerinin nerelere gittiği açıkça görüldü'İngiltere'deki cami saldırılarında 2 gözaltıÖnder MÜMİN seçim irtibat bürosu açıyor
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech