LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Korku politikaları12 Haziran 2019Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Nedir korku politikası? Korku politikası yaparken amaç nedir? Neden yapılır, kimleri hedef alır?

Uzun lafı kısası korku politikası halkı kontrol etme mekanizmasıdır. Korku dağları deldirir mantığı ile birileri hep birilerinden korkmak zorundadır, aksi takdirde  emirlere  uymaz, isteneni yapmaz. Yapmaz ise emir vermeye alışmış olanın işi olmaz.

Korkutmak ve kullanmak, kısaca adı bu herhalde. Kıvamına bu şekilde getirmek. Ama bazen aynı sözlerle birilerini korkuturken, karşı tarafı da rahatlatırsın. Rahatlayan kesim de yanlışlar yapmaya mahkumdur.

Mesela örnek verelim desek örnekler de çok Batı Trakya tarihinde. Genel seçimlerde "ne mutlu size iki tane milletvekili çıkarıyorsunuz" demekle azınlığın rahat hareket etmesi sağlanırken, çoğunluğun bilinçli hareket etmesi sağlanır. Yani birini rahatlatırken diğerini korkutursun, çok akıllıca değil mi?

Mesela, "biz devletten ödeniyoruz, sala parası istemiyoruz, cenaze yıkama parası istemiyoruz" diyen devletin imamları bir taraftan halkın gözüne girmeye çalışırken diğer taraftan da ekonomik krizin etkilerinden yararlanmaya çalışıyor. Bazıları olmaz böyle şey derken bazıları da, o da imam bu da imam diyorlar, yani nasıl işlerine gelirse.

Mesela, "senin çocuğun çok zeki bu okulda senelerini kaybetmesin" diyen Yunan daskalolar (öğretmenler), bir taraftan velilerin çocuklarına karşı olan aşırı ilgisinden yararlanarak beyin yıkıyor, diğer taraftan da azınlık okullarının uzun vadede kapatılmasına yardımcı oluyor. Tabii bunları yaparken her defasında ailelerin sonunda birbirine gireceğini düşünerek yapıyor, acele etmeden, korkutmadan, yine rahatlatarak ve diğerlerinden farklı olduğunu anlatarak. Bu da azınlık insanının maalesef çok hoşuna gidiyor.

Sonuç? Elde var sıfır,  yine yalnız kaldık, yine parçalara bölündük. Entrikalar dışarıdan geldiği kadar bir de içeriden hücum etmeye devam etmese belki idare edeceğiz durumu da neyse. İçeridekiler seni daha iyi tanıdığından, çoğu zaman çok daha fazla etkili oluyor.

Korku politikasının ne işe yaradığını kısaca anlatmaya çalıştık, halkımızı daha akıllı daha stratejik olmaya davet ettik, bu sefer de oklar içeriden atılmaya başlandı. Sırtını dönebileceğin siper kalmadı, çünkü içeridekilerin taktiği arkadan vurmak. Çünkü birbirini tanıyan, birbirinin yanlışlarını iyi bilen insanlar bunlar. İslamın "birbirinizin yanlışlarını örtün" emrinden uzak bir müslüman toplumla karşı karşıyayız. Kulluk hakkını hiçe sayan sözde müslümanlar, dişlerini avlarına geçirebilmek için pusuda bekleyen ve korku politikaları ile etrafındakileri yanında tutmaya çalışan sözde güçlü olanlar. Ne acıdır ki, düşman korku politikasını toplumu ayakta dinç tutmak için kullanırken, bizimkiler bunu toplumu bölmek için kullanıyor, ya da kölesi yapmak için. Yönetmek ya da yönetememek. Farklı fikirlere her zaman karşı olmak. Yeni hareket ve sözlere kapalı olmak, eski hamam eski tas olarak devam etmek başlıca özelliklerinden bu tür insanların. Biz risk almayız, biz rahat etmek, rahat yaşamak, başkalarının kırgınlıklarından ve kavgalarından yararlanmak isteriz diye haykırıyorlar sanki. Tabii sonuçta bunu çok iyi bilen düşmanlar zaten kendiliğinden ikiye bölünmüş bu zavallıları çok daha kolay kontrol edebiliyor. Hatta bazen onların hayal bile edemeyeceği bu şeytana papucunu ters giydirtir misali örnekler çıkıyor ortaya. İşte o zaman düşman kenardan kıs kıs gülerken, kahvesini yudumluyor. Haliyle etkiye tepki mantığı devreye girdiğinden, çoğu kişinin yolu kendiliğinden ayrılıyor. Birbiri ardına gelen şikayetlerle herkes birilerini birilerine anlatıyor. Elde var yine sıfır. Azınlık davasına hizmet bu ise o zaman diyecek bir şeyimiz yok. Nasreddin hocanın dediği gibi, sen de kendine göre haklısın ben de, ee ne olacak şimdi? Kadı da yok, kim bulacak bunun çözümünü? Hadi o insanı bulduk halk ona ne kadar güveniyor? Sanki bu halktan uzaklaşmak veya halkımızı yanımızdan uzaklaştırmak için bilerek veya bilmeyerek yanlışlar yapıyoruz gibime geliyor,kendimizi eleştirmeden onların yerine koymadan yargılıyoruz gibime geliyor. Herkes biraz kadı kesildi sanki bu Batı Trakya’da ve sanki kendi sonumuzu kendimiz hazırlıyoruz gibime geliyor. Acaba daha akıllı olma zamanı gelmedi mi?

Unutmayın ki, insanın  sadece kendi menfaati için, neyi başarıp başaramadığının, nerelerde gezdiğinin veya neler yediğinin hiç bir önemi yok bu toplumda, bunlar gelip geçici. Önemli olan, dünyayı paylaştığın bu insanlara ne kadar iyilik, mutluluk ve huzur katabildiğindir. İnsan kalbindeki sevgiyi ve güzelliği büyüttüğü ve paylaştığı kadar insan kalır ve hatırlanır...

Haftaya görüşmek ümidiyle Hoşça kalın, Dostça kalın...

Yazarın Diğer YazılarıDuyarsızlaşma eşittir yalamalık...Dönme DolapGizli yeteneklerHariçten gazel okumakBatı Trakya 2040: İlişkilerGüncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech