LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Batı Trakya Türklerinin din ve vicdan özgürlüğüne bir darbe daha26 Haziran 2019Bilal Budurbbudur@hotmail.com

Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu'nun tepkilerine rağmen 11 Haziran 2019 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve Batı Trakya'daki müftülükleri yeniden yapılandıran cumhurbaşkanlığı kararnamesi, azınlığımızın din ve vicdan özgürlüğüne vurulan yeni bir darbe olarak kayıtlara geçti.

Yeni bir darbe diyorum çünkü Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı yılladır bu tür darbelere alıştı, yani bu ilk değil. Ben kendimi bildim bileli Yunanistan'da "Müftülük Sorunu" diye bir sorun var ve bu sorun yıllardır çözüm bekliyor. Yönetim çözüm üreteceği yerde sorunu daha karmaşık hale getirerek azınlığın dini özerkliğini sistematik bir şekilde ortadan kaldırmak için adım adım bildiğini okumaya devam ediyor.

Azınlığımızın tüm iyi niyetli ve samimi yaklaşımlarına rağmen, ülkemizi yönetenler yıllardır Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın sorunlarına samimi bir şekilde yaklaşmadılar, ancak hep azınlığın özgürlüklerinden bahsettiler. Yıllardan beri "Tüm Müslümanlar ibadetlerini rahat bir şekilde yapıyor, kimse engel olmuyor, devlet azınlığın haklarına saygı duyuyor, Azınlık bizim iç meselemizdir, Lozan konusunda kimseden ders almaya ihtiyacımız yok" gibi ifadelerle azınlığın hiçbir sorunu yokmuş gibi pişkince ifadeler kullanıyorlar. Azınlık toplumu ve sorunlarının çözümüne yönelik hiçbir samimi diyalog içine girmiyorlar, girdikleri diyaloglarda da maalesef kendi kurguladıkları çerçevenin dışına çıkamıyorlar, empati yapamıyorlar. Çünkü Müslüman Türk varlığının bölgede huzur içerisinde yaşaması bir çok açıdan ne sistemin, ne de derin mekanizmaların işine gelmiyor.

Bu yüzdendir ki, bu topraklarda azınlık olarak kaldığımız günden beri, zaman zaman iyi dönemler geçirmiş olsak bile, özellikle çeyrek asırdan fazla bir zamandır sistematik olarak, Lozan, uluslararası anlaşma ve protokollerden doğan haklarımız elimizden alınmıştır. Bu şekilde toplumumuzun varlığına anlam katan milli ve manevi değerlerimizin muhafazasını sağlayacak her türlü hak ve hukukumuz müdahalelere maruz kalmıştır.

Müdahalelere maruz kalan en önemli kurumlarımızdan biri MÜFTÜLÜK kurumumuzdur. Çeyrek asırdan fazla müftülüklerimize azınlığımızın rızası olmadan tayin edilenler maalesef müftülük kurumlarımızın toplumumuzdan kopmasına sebep olmuşlar, kahır ekseriyetle soydaşlarımız tarafından tanınmayan, ancak devletin resmi olarak kabul ettiği bu kişiler yönetmekle mükellef oldukları camilere bile milletin rızası olmadığı için (istisna durumlar hariç) girememişlerdir. Devletin tayin ettikleri, ellerinde devletin gücü olmasına rağmen camilerin büyük çoğuna imam dahi tayin edememişler, milletimiz kendi müftüsünü, imamını kendi seçmiş ve dini yaşantısını kendi seçtiği din adamları ile bugüne dek sürdüregelmiştir.

Tayinli müftülerin kağıt üstünde tayinli imamları olmuş olsa bile (bunları biz bilemiyoruz) bunların büyük çoğunluğu camilerde görev yapmamış ve eğer maaş almışlarsa da görev yapmadan almışlardır. Kısaca ne devletin tayin ettiği müftüler gerektiği gibi milleti ile bütünleşip vazife yapabilmişler, ne de onların tayin ettiği “din adamları” görevlerini milleti ile bütünleşerek yapabilmişlerdir. Bunların çok az da olsa bazı cami ve bölgelerde istisnaları vardır. Kısacası devlet, yıllarca bir yandan 'benim tayin ettiğim resmi müftüdür, resmi imamdır' diye bize dayattı, diğer yandan bu dayattığı müftü ve imamlar gerçekten vazife yapmadıklarını halde onlara göz yumdu. Ayrıca gayri resmi olarak nitelediği, milletin seçtiği müftü ve imamların da vazife yapmasına da engel ol(a)madı.

Devletimiz müftülük konusunda yıllarca izlediği politikada işin resmiyetini elinde tutarak, müftülük kurumunun içini boşalttı. En son tayin ettikleriyle de artık müftülüklerimizi müftü naipliği seviyesine indirgedi. Son kararname ile de müftülük kurumunu basit bir devlet dairesine dönüştürdü. Bu kararname ile müftülüklere tayin edilecek idari memurlar tamamen bakanlığın kontrolünde ve bakanlığın belirlediği kişiler olacak. İmamların tayini zaten daha önce müftünün elinden alınmıştı. Milletvekili İlhan Ahmet'in tabiriyle, devlet bundan sonra milletin seçtiği müftüleri kabul etse bile, neredeyse tüm yetkileri elinden alınmış, yanında çalışacak memurlarını bile seçemeyen, camilerde görev yapacak imamları belirleyemeyecek bir "kukla" müftüden bahsetmek zorunda kalacağız.

Aslında burada "kukla" olan müftü değil, yıllardır ilmek ilmek işlenen ve milletimizin elinden alınarak yani kuklaya dönüştürülerek, ayaklar altına alınmak istenen din ve vicdan özgürlüğümüzdür. Hangi din mensubu olursa olsun, tasvip etmediği, layık görmediği, uygun görmediği veya değişik sebeplerden dolayı istemediği bir din adamı ile birlikte dini vecibelerini yerine getirir mi? Tabii ki getirmez. Kimse kimseye ne din adamı dayatabilir ne de bir din. Ama maalesef biz Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı mensupları yıllardır bu dayatmalarla karşı karşıyayız. Son kararname ile de artık müftülük kurumumuz büyük ölçüde bakanlıkta bu işe bakan gayri-müslim bir memurun eline kalıyor. O memur azınlığımızın dini yaşantısını dizayn etmeye çalışacak. Yıllardır yapmaya çalıştıkları gibi.

Yapmaya çalıştıkları gibi diyorum çünkü istediklerini yıllardır tam olarak yapamıyorlar. Azınlığı istedikleri gibi dizayn edemiyorlar, dini yaşantımızı istedikleri gibi yönetemiyorlar, örf, adet ve geleneklerimizi yaşatmamıza mani olamıyorlar. Bu yüzden de çıkardıkları kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle hem müftülüklerin hem diğer azınlık kurumlarının için boşaltmaya çalışıyorlar. Son kararname de bunun bir örneği. Azınlık kurumlarına, azınlığın hak ve hukukuna, din ve vicdan özgürlüğüne vurulan darbelerden sadece biri.

Peki, bundan sonra ne olacak?

Ben bundan sonra gelecek yönetimlerin de azınlıkla ciddi bir diyaloğa girip gerçek manada azınlık sorunlarının kalıcı bir şekilde çözüme kavuşması için samimi bir adıma dahi tenezzül edeceğine inanmıyorum. Zira bugüne kadar “azınlık meseleleri ile ilgileniyoruz, bir şeyleri çözüyoruz” diye yapılanların çoğu azınlığın hak ve hukukuna daha fazla zarar vermekten öteye gidemedi. Çünkü toplumumuz hiçbir zaman dikkate alınmadı. İşlerine geldiği gibi şakıyan bülbüllerle işi götürmeye çalıştılar.

Geldiğimiz noktada elbette toplumumuz da çok zarar gördü ve görmeye de devam ediyor. Ancak bugüne kadar tüm olumsuzluklara rağmen milletimizin imanı, sağduyusu, dik duruşu ve örf adet ve geleneklerine olan bağlılığı sayesinde ELHAMDÜLİLLAH ayaktayız ve İNŞALLAH ayakta kalmaya devam edeceğiz. Biz samimiyetimize, imanımıza, kültürümüze, ahlakımıza ve elbette ki Allah'a güveniyoruz. Diğer bir tabirle abdestimizden şüphemiz olmadığı için namazımızdan da eminiz.

Bu vesileyle bizler Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu olarak her zaman dile getirdiğimiz gibi bir hususu tekrar dile getireceğiz. Bu bölgenin gerçek manada huzur ve istikrarı her açıdan azınlık haklarının gerçek manada azınlık toplumuna iadesiyle mümkün olacaktır. Devletiyle barışık, azınlık hakları noktasında problemi kalmamış bir toplumun bu bölgeye ve ülkeye katkıları çok daha büyük olacaktır. Eğer bir gün devletimiz, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'na yaptığı modern zulümlerden, sistematik haksızlıklardan, sinsi asimilasyondan vazgeçmeye karar verirse bölgenin ve ülkenin ahenginin değişeceğine inanıyorum. Her ne kadar yakın dönemde bu hususta bir beklentim olmasa da, bizler hep ümitli olduk, olmaya da devam edeceğiz. Bu ümidimiz değişmeyen bir zihniyetin değişmesini beklemek olsa bile… Bu değişmeyen zihniyet her ne kadar değişmeye niyetli olmasa bile, bu ülkede de bir gün sağduyulu insanlar galip gelecek ve bu çürük zihniyetin kökünü kazıyacaktır. Tam olarak ümidimiz budur. Yani günün birinde sağduyunun galip gelmesidir.

Bir noktaya daha değinerek yazımı sonlandıracağım. Bütün bu problemler yaşanırken, azınlık hiç mi yanlış yapmıyor, azınlık her şeyi düzgün mü yapıyor? Ya da biz kendi aramızda gerçek manada birlik ve beraberliği sağladık ve mücadelemizi eksiksiz yaparak enerjimizi harcamamız gereken yerlere mi harcıyoruz? Tabii ki bu nokta da söylenecek çok şey, yapılacak çok özeleştiri var. Elbette bizim de yanlışlarımız var, bizim de aşmamız gereken bir çok nokta var. Her şeyden önemlisi, her alanda nitelikli insan yetiştirmeye, evlatlarımıza, kurumlarımıza sahip çıkmaya ve birbirimize karşı çok daha fazla dürüst olmaya ihtiyacımız var. Bu konularda da sayfalar dolusu yazılar yazılabilir.

Ancak biz şimdilik burada noktayı koyalım. Kol kırılır yen içinde kalır diyelim. Hepimiz çok daha fazla çalışalım. Dik duralım. Ümitsizliğe asla yer vermeyelim. Kendimize ve milletimize güvenelim. Birbirimize sahip çıkalım. Biz üzerimize düşeni yapalım. Ancak bu şekilde azınlık olarak çok daha güçlü olur ve mücadelemizi de daha güçlü devam ettirebiliriz.

Yazarın Diğer YazılarıCumhurbaşkanı Pavlopulos Batı Trakya Türklerinden özür dilemelidirOkullarımıza sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmaktırGececi de yapsanız İNADINA AZINLIK EĞİTİMİYaklaşan seçimler ve dikkat edilmesi gerekenlerEylem, sonrası ve azınlık olarak mücadelemizGüncel HaberlerABD yönetiminden Türkiye'ye yaptırım kararı'Adana Mutabakatı uyarınca Barış Pınarı Harekatı Türkiye'nin yasal hakkı'ABD televizyonu, harekata ilişkin sahte bombalama görüntüsü için 'pişman''Arap Ligi Genel Sekreterinin ülkemizi suçlaması Arap dünyasına ihanet etmektir'Türkiye Dışişleri Bakanlığından AB'ye kınama
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech