LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
2040’ta Batı Trakya: (Eğitim) tercihlerimizin sonuçları23 Ağustos 2019Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Nasıl da hızlı geçti bu yıllar demeyin, devletler için 20 yıl hiç bir şey değil.

Evet yıl 2040 ve bizim tahmin ettiklerimiz. Bakın hayal ettiklerimiz değil tahmin ettiklerimiz diyorum ve mizahi bir şekilde fasulyenin faydalarına ve zararlarına geçiyorum.

Evet yıl 2040 ve başrolde belki şimdilerde de yaşamış olan iki dedecik muhabbet ediyorlar şehir parkında. Muhabbetleri esnasında, birinin torunu da geliyor yanlarına ve o da iştirak ediyor konuşmalarına yarım yantalak Türkçesiyle.

Olay hayali belki, belki de güleceksiniz, olabilir, fakat biz zaten hep ağlanacak halimize gülmedik mi ki bu güne kadar?

Evet nerede kalmıştık? Ha bizim dedeler kafa kafaya vermiş parkta oturuyorlardı en son. Eski yıllarını konuşmaya devam ederken, of of sesleri de geliyordu her ikisinden de, sanki tek yanlış yapanlar onlarmış gibi.

‘’Ben diyorum sana biz bunu daha önce anlamalıydık, ona göre hareket etmeliydik beceremedik’’ diyor Ahmet Dede.

Mehmet Dede ise sanki daha deneyimliymiş ve olaylara sanki daha hakimmiş gibi cevap veriyor:

“Yahu arkadaş tamam beceremedik de neden beceremedik, hiç sordun mu kendine’’  diyor ve konuşmalar şu şekilde devam ediyor…

-Sordum da, sanki verdiğim cevapları kim dinledi ki, hepsi aldı başını gitti bir taraflara, olay ekonomik olunca insan ilk önce kendini düşünüyor, azınlığın diğer problemlerine bakan yok, dinleyen yok.

-Doğru da bak geldiğimiz hale... Problemlerimize göz yumduğumuz için şimdi bu haldeyiz. Topu tüfeği 40 bin bile yokuz artık, herkes bir yerlerde. Haşim’inki Polonla evlenmiş, ama ne diyebilirim ki, bizimki de Yunanla evli. Baksana toruna, evde biri Efrem diyor, diğeri Efrahim. Ben de şaşırdım artık isimleri. Bunu 20 sene önce söyleseler inanmazdım, bu olayın bu şekilde ilerlemesi öyle okuldayken yaşadıkları küçük ilişkilere benzemiyormuş meğerse. Olay torunlara cereyan ettiğinde çocuklara ne anlatacağını dahi bilmiyorsun. Çocuklar kültürleri bile karıştırmış durumda. Ama nerede yanlış yaptık biliyor musun?

-Nerede?

-Okullarımız kapatılırken benim çocuğum nasılsa o okulda değil, benimki daha güzel eğitim alsın diye şehir okullarına veya Yunan okullarına gönderdiğimiz günlerde.

-Tamam da, senin çocuk çok zeki burada harcanıyor, dediler… Bizim de denemek için bir düzine çocuğumuz yok ya… Toplum liderlerinin yaptığı gibi biz de devlet okuluna gönderdik çocuğumuzu,  kötü mü yaptık yani?

-Tabii ki kötü yaptık. Hatırlasana sonra ne oldu? Devlet okullarında bizim çocuklar güzel Yunanca bilmiyor diye Yunan çocukların velileri şikayet etti ve bizimkileri ayrı bir sınıfa koydular ve ikinci kategori öğrenci muamelesi yaptılar. Yunan öğrencilerin sınıfında da göstermelik o satılmışların çocuklarını tuttular. Sonra? Sonrası vahim işte. Bizimkiler kim sorarsa çok iyi Yunanca öğrencekleri yerde farklı kültürlere aşık olmaya başladılar, büyüdükçe bizi saymamaya başladılar ve işte şimdiki halimiz. Torunları görmek için yaz aylarını bekliyoruz, bizi kollayan gözetleyen insanımız kalmadı yanımızda. Hadi onu da geçtim, torunlarla doğru dürüst bir muhabbet bile edemiyoruz, anlamıyor çocuklar.

-Hakikaten vahim durumdayız, hatırlasana o dönemlerde biz nasıl düşünüyorduk diğerleri hakkında! Bulgaristan Türkleri, Rodos ve Istanköy Türkleri bizden ne kadar kötü durumda, derken bizler de onların düştüğü yanlışlara düşmüşüz meğer de haberimiz yokmuş.

-Valla nasıl istersen öyle de, ama maalesef biz bu durumlara düşmek için yalvarmışız sanki. Ben bunu seneler sonra anlıyorum. Adamlar aleyhimize çıkarttıkları tüm kanun ve düzenlemelere karşı biz ne yaptık. Söyle bakalım sen en son hangi eylemi hatırlıyorsun? Tepki de göstersek bir hafta sonra unuttuk, ama adamlar unutmadı. Onları sadece rafa kaldırıp zamanı geldiğinde yeniden soframıza koydu, biz de ‘’Hadi canım ne olacak sanki’’ deyip kabullendik, çünkü farklı problemlerle uğraşıyorduk, onları düşünecek zamanımız bile yoktu. Ha, şimdi zamanımız var da ne oluyor? Sadece kara kara düşünüyoruz nerede yanlış yaptık ve en büyük yanlışları kimler yaptı diye. Bu mu yani?  Ve sonradan anladık ki, meğer problem olarak gördüğümüz olayları da yine onlar çıkarmış bizim karşımıza. Meğerse biz  gerçekleri göremez hale gelmişiz de haberimiz yokmuş. Yani istedikleri gibi kullanmışlar bizi, güzel sözlerle süslemişler yalanlarını, valla koyun sürüsü gibi hissettim şimdi kendimi, istedikleri yere yöneltmişler bizi yahu!

-Tamam da eksik söylüyorsun, ya bizden olup da bizimle hareket etmeyenler ne olacak?.

-Yahu işte asıl suçumuz da orada, bu adamlara hem kızdık hem de yine muhattap olduk dışlayamadık bir türlü, hani kaybedecek insanımız yok diyerekten. Şimdi görüyorum ki, yanlış yapmışız. Kendi ideallerimize, o insanlara itimat etmekle karşı gelmişiz. Meğerse o yanımızda görünenler arkamızdan hep çukurumuzu kazmışlar. Ha, güzel yanı ne? O kazdıkları çukura hep birlikte düştük. Şimdi onlar da pişman, ama iş işten geçti. Düşünsene, bizim İlhami’nin çocuklarından ikisi vaftiz bile olmuş diyorlar. Torunlar da tek kelime Türkçe bilmiyorlar. Hey gidi günler hey, nerede yanlış yaptık diye düşünürken geçti yıllar. Hala yanlışların peşindeyiz, soyumuz tükendi biz yaptığımız yanlışları arıyoruz. Görüyorsun işte sen de, şimdi kalan okullar sadece şehirler ve büyük köylerde, onlar da ne kadar dayanır bilmiyorum, çünkü öğretmen de kalmadı. Adamlar sanki SÖPA’yı kapattıklarında öğretmenlerin tümü emekliye ayrılıncaya dek biz de tüm azınlık okullarını kapatırız diye plan yapmışlar arkadaş. Yani bu kadar olur. Takdir etmek lazım.

-Evet, hakikaten, madem ki biz kendi aramızda bir strateji geliştiremedik, madem ki birbirimize destek olamadık, o zaman şimdi de ağlanmamamız gerekiyor. Zaten şunun şurasında ne kadar ömrümüz kaldı ki? Bak, o “Çok param var, istediğimi yaparım” havasında olanlar da gitti tahtalı köye. Şimdi parasını harcayacak çocukları da yok burada. Ya o liderim diye geçinenler, onlar da bir avuç toprak oldular. Hatta, haklarını helal etmeyen bir sürü insan varmış diyorlar onlar için. Ne kadar doğrudur bilemem, ama son zamanlarda hakikaten güvenirliliklerini kaybetmişlerdi halkın gözünde. Onu geçtim, onların sayesinde halk Anavatan yetkililerine bile farklı gözle bakmaya başladı Anavatanı o kadar sevmelerine rağmen. Çünkü o kişilerin verdiği imaj öyleydi. Resmen başka şeyler geveleyip başka şeyler yapıyorlardı adamlar yahu.

İkili arasında muhabbet derinleşmeye başlamışken Savaş gelir dedesinin yanına. Her ne kadar annesi karşıdan ‘’Agori mu Savva ela edo (Savva evladım gel buraya)’’ diye bağırsa da o, dedesinin gözünde Savaş’tır. O, çok az bildiği Türkçesiyle dedesini memnun etmeye çalışmaktadır. Çünkü senede bir gördüğü dedesi onun bir dediğini iki etmez. Ve dede mutlu görünse de kara kara düşünür, hala yapılan yanlışların nedenini aramakta ve sebebini bulmaya çalışmaktadır. Sebep acaba nedir?

Bulabildiniz mi? Bulamadıysanız Google amcaya sorabilirsiniz. Her ne kadar 2019’da bunu söylemek istemese de, 2040’ta düşülen durumu daha güzel anlatacaktır. Ne dersiniz, bunları yaşamaya değer mi?

Ve eğitimle ilgili dedelerimizin anlatımı burada bitsin isterseniz, ama hoşunuza gittiyse bu dedeler sizler için Azınlığın diğer probleri konusunda da kurgu anlatımı yapabilirler. Filme gerek yok, o daha sonra belki çekilebilir.

Dedeleri kavga yaptırmadan tadında bırakalım. Devamı haftaya, hoşça kalın, dostça kalın. Hadi bakalım kalın sağlıcakla...
Yazarın Diğer YazılarıDuyarsızlaşma eşittir yalamalık...Dönme DolapGizli yeteneklerHariçten gazel okumakBatı Trakya 2040: İlişkilerGüncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech