LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
HAFTANIN İÇİNDEN KAHVE SOHBETLERİ 18215 Şubat 2013Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

JİM KARREY’in söylemiş olduğu bir söz var, dün akşam Facebookta paylaşılan, şöyle diyor; “Dilerim bir gün herkes zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu her şeye kavuşur böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar...” Anlayana her şey para değil yani. Ama ne yazık ki dünya üzerindeki büyük çıkar savaşlarından, azınlık içindeki küçük savaşlara kadar her şey bir çıkar uğruna. En azından tarih bizlere bunu gösteriyor. Üstelik ne gariptir ki, doğruyu yapan, dürüstçe davranan da salak damgasını yiyiveriyor, tabii bu sefer de herkes kaymak kesim sandığı kişilerin yanında olmaya özen gösteriyor. Kısacası, doğruyu herkes görüyor fakat çok azı bunu uygulamaya geçirmek için cesaret ediyor. Ondan sonra da gel bakalım cezalar, gel bakalım korkutma ve sindirme politikaları. Asıl gülünç olan da, kesilen cezalar değil bu cezalara sebebiyet veren iki taraflı çalışan, her şeyi ikiden oluşan kimseler. Ve ne gariptir ki, bu insanlar diğerlerini her konuşmalarında veya fırsat buldukça hain çıkaran, ajanlığa yükselten ikiyüzlüler. İçimizdeler mi? Valla henüz kalkıp ta benim diyen olmadı ama, bu garbi Trakya’da seneler boyu bir arpa boyu yol gidilememesinin sebeplerinden birinin de bu olduğu belli. Ben de varım demek başka, onun yaptığını ben de yaparım demek başka. Ben de yanındayım demek başka, benim arkamdan gelsinler demek başka. Yani seneler boyu buradaki kavga, sadece gövde gösterisinden ibaret, arka plandakiler ise sadece onlara ne yapacaklarını söyleyenler. Hangilerinden kurtulmak istediğiniz veya destek vermek istediğiniz size bağlı. Bu da artık toplum içinde ya onları dışlamak, ya da doğru bulduğunuz insanlarla yanyana gitmekten ibaret. Karar sizin...

ŞU TESADÜFE BAKIN
Bu imam yasası aldı başını gidiyor. Tesadüfler ise bu işin Yunanistan tarafından ne kadar ciddiye alındığının başka bir göstergesi. İçişleri bakanının bir röportajında, bakan bu kanunun uygulanacağını, müftülerinin de atanmaya devam edeceğini söylerken, kendisine Heybeli adadaki ruhban okulunun açılışı ile ilgili sorulan soruda, bunun aslında Türkiye Yunanistan meselesi olmadığını, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan bir sorunu olduğunu ve bu olayın buradaki imam yasası ile kıyaslanamayacağını, çünkü Yunanistan’ın bu konuda dünyada tek olduğunu, Türkiye’nin ise müftülük seçimi istemesiyle yine dünyada bir ilk yaratmak istediğini sözlerine ekledi. Ve ne tesadüftür ki, Ankara’ya yeni atanan Yunan Büyükelçi Kiriakos Lukakis’in de, ziyaret ettiği başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ’a  aynı şeyleri söylemesi, acaba bir tesadüf mü yoksa siyasi bir kurnazlık mı sorularını getiriyor insanın aklına. Çünkü acemilik olmadığı kesin. İki ayrı Yunan temsilci, biri yurtiçinde, biri yurtdışında, aynı günde, aynı açıklamaları yapıyor. Sizce tesadüf mü? Tabii ki hayır. Yani bizlere anlatılmaya çalışılan anladığımız kadarıyla o ki, bu kanunu uygulamaya biz niyetliyiz mesajı veriliyor, hem de Avrupa’ya verilen farklı mesajlarla. Meğerse bizleri ne kadar çok seviyorlarmış da biz farkında değilmişiz. Vay be, kendimi çoğunluktan hissettim bir an. Yoksa bizim imamlar da mı öyle hissediyor  yahu? O zaman azınlık insanını nasıl cemaat olarak arkalarına alabilecekler ki? Savaşa farklı patronlarla çekilip te, askerler azınlıktan olur mu be kardeşim? Olur da onlar da ödemeli askerlerden olur, aynen Amerika’nın Irak’a gönderdiği askerler gibi. Şimdi önemli olan bu askerleri kim ödeyecek, ya da ödenenler o cemaati oluşturacak kadar çok mu, onu biraz araştırmak lazım. Çünkü hakikaten tehlikeli oyunlar oynanmakta gizli kapılar ardında. Geçen akşam bir kahvehanede oturuyorum, şans eseri imamların sonuçta ne yapacağı  konuşuluyor bir masada. Kanun uygulanırsa aslında çok imamın rahatlayacağı geliyor bir an kulağıma. Biraz daha sokuluyorum yanlarına. Bir tanesi aslında bir imamın bir mekanda, “ben Türkler’e vaaz vermiyorum ki, ben müslümanlara vaaz verip müslümanlara namaz kıldırıyorum, ben müslümanlığı öğretiyorum Türklüğü değil ki” dediğini söylüyor. Tabii bu durumda ben de mecburen muhabbete katılıyorum. Zaten başka türlü de yapamazdım. Peki diyorum o zaman, size sadece iki şey soracağım. Dediğiniz kişinin kim olduğunu bilmiyorum, bilmek de istemiyorum ama bu şahıs, vaaz verirken hangi dilde vaaz veriyor, bu bir, ikincisi de kendi çocuklarını hangi okula gönderiyor ve evinde hangi dili konuşuyor bir sorarmısınız kendisine? Tabii konuşma kesiliyor, kimsede çıt yok. Peki diyor bir tanesi biraz sonra, sen sigortası olmayan bu insanların bu savaşlarını haklı bulmuyormusun? Muhakkak ki herkesin kendine göre haklı sebepleri vardır diyorum eyvallah, ama burada önemli olan, olaya çoğul olarak bakmak, tekil değil, şahsi değil toplumsal değerler bazı zaman çok daha önemli. Öyle değil mi sizce dediğimde de çoğunluk hak veriyor tabii ki. Peki, beyin yıkama olaylarında madem ki bu insanlar bu kadar ileride, o zaman bu halkı doğru bir şekilde bilgilendirmek kimin görevi? Sadece gazeteci ve radyocuların mı, yoksa gerçek anlamda İslam dinini bu insanlara anlatmak isteyenlerin  mi? Hutbelerden ve kürsülerden politika yapacağımıza dinimize ve haklarımıza sahip çıkma zamanı geldi de geçiyor galiba... Eskiden daha bilgisayarların olmadığı zamanlarda bir de çok oynadığımız bir oyıun vardı hatırlarsanız, Yağ satarım bal satarım diye, ama ne güzelmiş şimdi anlıyorum o oyunda geçen sözlerin kıymetini, çünkü o zamanlar sadece yağ ve bal satıyormuşuz, şimdi ise her şeyi...

Fazla konulara değinmeden, yani fazla abartmadan bitireyim diyorum bu hafta. Uzadıkça uzamasın kuvvet macunu gibi konular. Bıktırmayalım kimseyi, tadında bırakalım. Satmak ve satılmaktan bahsettik ya bu haftaki yazımızda, o zaman para hastası gibi gösterilen bir Kayserili fıkrası ile bitirelim bu hafta da. Tabii bu parayı seven olayı başkalarını gücendirmesin, isteyenler için Yahudiler de olabilir fıkramızın kahramanları.

Kayserilinin eşi vefat etmiş. İlan vermek için bir gazeteyi aramış.
“Emine öldü, Allah rahmet eylesin” cümlesi için girmiş pazarlığa.
Karşı tarafta onu dinleyen gazete sorumlusu, “Amca bu çok kısa oldu istersen daha 3 kelime ekleyebilirsin, fiyat değişmez” dediğinde bizim Kayserili bin bir sorudan sonra, ücretten emin olunca gazete sorumlusuna yaz demiş ek yapılacak olan kelimeleri de “SATILIK TOYOTA VAR”

Ne demiş Pir Sultan Abdal?
Demiri, demirle dövdüler;
Biri sıcak biri soğuktu.
İnsanı, insanla kırdılar;
Biri aç, biri toktu.
Karnı mı açtı gözü mü, onu da zaten herkes tahmin edebiliyor artık..

Bu haftalık da bu kadar değerli dostlar. Haftaya görüşünceye dek her şey gönlünüzce olsun. Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın. Hoşça kalın, Dostça kalın…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech