LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
HAFTANIN İÇİNDEN KAHVE SOHBETLERİ 18321 Şubat 2013Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ DEĞİL, ÇOBAN İSTER

Görünen o ki, bizde çobanlar çok fazla. Koyunların başındakiler değil ha, (onları yabancı ülkelerden arayıp ta getiriyoruz), insanların başındakiler çok fazla. Böyle olunca da, kafalar karışıyor tabii ki. Bize biraz da baskı lazım galiba, serbestliği pek kullanmasını bilmiyoruz. 240 imam yasasını zorla uygulatacaklarmış, hem de polis zoruyla diyor bazıları. Allah versin de öyle olsun, çünkü bizim insanımız sadece zoru gördüğünde bir araya gelebiliyor. Sadece o zaman, haklarının yendiğini fark edebiliyor. Aksi takdirde her yer Trabzon. Geçen Cumartesi günü Bakeş’in düzenlediği iki dilli Uluslar arası eğitim konferansının ikinci bölümünde, Bulgaristan’dan gelen Mine hanımın söyledikleri dikkat çekiciydi. Seçici ders olarak sunulan Türkçe’yi aileler evde konuştuklarından dolayı okullarda çocuklarına seçtirmedikleri, Avrupa’ya girdiklerinden dolayı da, Batı dillerine daha fazla bir eğilim olduğunu söyledi. Burada da dikkat ederseniz, hür seçme hakkına sahip olan aileler, kendi kültür ve geleneklerini hiçe sayabiliyor. Çünkü bilmediği dil ve kültür, onun için daha çekici görünüyor. Böylelikle de işte, istekli asimile gerçekleşmiş oluyor. Kısacası bizim bu halka, doğruları görebilmesi için bazı zaman baskı, bazı zaman da korku gerekiyor. Ve tabi ki okumuş ve dilini dinini unutmamış çobanlar…

İSTERSENİZ BİRAZ GERİ DÖNELİM

Selanik pedagoji akademisi ilk açıldığında Yunanlıların Azınlık eğitimine göz diktiği aşikardı. Ne yaptık? Ne yapacağız, köylerimizde ödemek zorunda kaldığımız öğretmenleri ödemekten kurtulduk. Oh be dedik ve rahatladık. Peki bu artakalan paralarla kalkıp köyümüze bir cami, yol okul mu yaptık? Hayır. Yunanlının serbestliğin simgesi olarak köylerimize camilerimizin yanlarına açtırdığı barlarda, o paraları yedik. Öğretmen hakkını bırakın, imamların hakkını, hatta çocukların hakkını bile yemeye başladık. Şimdi sıra geldi imamlara. Yunanlı yine bize, ‘’ Yahu siz bu imamları boşu boşuna ödüyorsunuz, bırakın onları da biz ödeyelim, bak zaten kriz var’’ dercesine bu yeni kanunu halkın gözüne gözüne sokuyor. Vakıf malı olan okul binalarımızı, yeterli derecede öğrenci yok diye kapattılar, ama  zaten bunun planını senelerden beri yapıyorlardı. Dikkat ederseniz, bir kanun meclisten geçtiğinde hemen uygulanmıyor Yunanistan’da, özellikle de azınlığı ilgilendirenler. Senelerce bekletiyorlar, fırında pişiriyorlar, kokusunu da azınlık önde gelenlerinin burnuna burnuna sokuyorlar. Yemek fırından çıkıncaya kadar herkes merakta, acaba nasıl oldu diye, ondan sonra da o yemeği atmak olmaz günah, ya baştan fırına koymayacaktık yada apıra köpüre yiyeceksiniz diyor baş aşçı. Amaaan boş ver  diyenler mi çoğunlukta, yoksa hala başka yolu da vardır bunun diyenler mi? Gerçek o ki halk kurtulmaya, baştakiler de başlarından atıp savurmaya çalışıyorlar. İstemiyorum ama yan cebime koy misali yani…

ALMANYA’DAN ATTIM TAŞI, GELDİ YARDI BAŞIMI

O belliydi zaten. Taşın atılma amacı belli, hedef belli. Güç ile alınmayanlar ekonomi ile daha kolay alınıyorlar. Belki zaman biraz uzuyor ama, önemli değil. Dikkat ederseniz son zamanlarda Türk televizyonlarında mahalle esnafının desteklenmesi için bazı reklamlar başlatıldı ve halk mahalle esnafından alışveriş yapması için teşvik ediliyor. Yunanistan’da ise bunun tam tersi oluyor. Dikkat edin, şehrimize çok az bir zamanda çok hızlı bir şekilde bisiklet yolları yapılıyor. Bu bisiklet yollarının sağlık için yapıldığı, insanların bisiklet kullanması için bu yolların onları bisiklet almaya yönelteceği söyleniyor. Doğrudur. Fakat burada önemli olan bir yerlerden bir şeyler kazanırken, kaybettiklerimizin daha fazla olmamasına  dikkat etmek. Mesela bakın şehir merkezine, trafiğe açık iken o meydanda her tür mağaza bulmanız mümkündü. Trafiğe kapandığı andan itibaren her tarafı kaffelerle doldu taştı. Sadece öğrenciler cirit atar oldu. Bunun da yağını balını sadece o işin içinde olanlar yemeye başladılar. Şimdi de bisiklet yolu. E tamam, bizde karşı değiliz bisiklete. Ama madem ki sağlık için yapıyorsun, o zaman git doğanın içinde olan yollara yap bu bisiklet yolunu, şehrin içinde işi ne? Şimdi yolları daralt, dükkanların önünden yolu geçir, durmak isteyip te duramayan arabaları engelle ve bu durumda onların alışverişine de mani ol. Yani onları geniş park yeri olan alışveriş merkezi ve marketlere gitmeye zorla. Böylelikle para da, yine  o  yabancı devletlere gitsin. Esnaf kan ağlıyor, bunlar kim sorursa destek olalım hayalleri ile köstek oluyorlar. Dikkat buyurun, Kozluköy (Karidya) yolu 4 seneden beri yapılamıyor, her yer çamur içinde, bisiklet yolu hem de trafiğin bol olduğu yerlerde neredeyse bitti bitecek. Daha iki ay olmadı. Para mı çok hızlı, inşaat mühendisi mi, hala anlayamadık. Belediye başkanımıza ve yardımcılarına bir sorun bunu bakalım ne diyecekler?. Çünkü bildiğimiz kadarı ile bu yolların yapımı Avrupa Birliği programlarından sağlanıyor. O zaman biri, bir türlü bitmezken, diğeri nasıl bu kadar hızlı ilerliyor?...

Sıra fıkraya mı geldi? Vay be, ne kadar hızlı geçiyor bu zaman.

Paranın üzeri

Kayseri çarşısında bir kebapçı dükkanı vardır. Bu dükkanın sahibi pek cimri, pek kurnaz bir adamdır. Bir öğle vakti bu kebabcının önünden yoksul bir köylü geçer. Köylü sokağa yayılan kebap dumanını uzun uzun koklar, içini çeker. Çünkü kebap yemeye yetecek kadar parası yoktur.

Koynundan kuru bir ekmek parçası çıkarır. Bunu kebab dumanına tutar, sonrada yer. Dükkan sahibi onun bu yaptığını görür. Zavallı köylü tam gidecekken yakasına yapışır. Kebap parasını vermeden şuradan suraya gidemessin der. Köylü afallar ne kebabı ne parası diye sorsada kebabcıya laf anlatamaz. Kavga uzayıp gider.

Sonunda hocanın karşısına çıkarlar. Nasrettin Hoca o sırada Kayseri'de kadılık yapmaktadır. Ona olup biteni anlatırlar. Hoca onları dinledikten sonra köylüye döner:

-"Üstünde ne kadar para varsa çıkar, bana ver". der. Köylü bozulur ama ne yapsın kadı öyle buyuruyor. Koynundan para kesesini çıkarıp hocaya uzatır. Hoca keseyi alıp uzun uzun sallar.İçinde 3 - 5 kuruş madeni para şıkır şıkır sallanır.
Hoca sert bir sesle kebapçıya sorar :

-"Paranın sesini iyice duydun mu?". Kebapçı :
-"Duydum efendim" der. Bunun üzerine Hoca kebapçıya şöyle der :
-"Kebap dumanı satan para sesi alır, işte sende hakkını aldın. Ver bakalım şimdi paranın üzerini". der.
 
İşte asıl ders alınması gereken bölümde fıkramızın sonunda yer alıyor zaten. Bize duman satıyorlar hava satıyorlar, üstüne üstlük bedelini de yine bize ödetiyorlar. Var mı ötesi? Var tabii ki. Dinsizin hakkından imansız gelir… Paraları göstermeden paranın üstünü istemek de güzel bir şey olsa gerek. Önemli olan bizim ne kadar becerebildiğimiz…

Bu haftalık da bu kadar değerli dostlar. Aklımızın başında olduğu bir hafta diliyorum. Hoşça kalın Dostça kalın…

SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerAlman istihbaratı WhatsApp yazışmalarını okuyabilecekAvrupa ekonomisi ağır bedel ödüyor, riskler artıyorAB Kovid-19 aşısı için yeni sözleşme imzaladıNATO, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mekanizmayı güçlendirmek istiyorMeslekten ihraç edilen komiserler Yunanistan'a kaçarken yakalandı
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech