LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
“Benim bedenim, benim kararım”25 Eylül 2019Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Birinin bedeniyle ilgili herhangi bir şeyi değiştirmesi düşünülen bir yorumda bulunulduğunda, alınan cevap genellikle “benim bedenim, benim kararım, sen bana karışamazsın” olur. Gerçekten de insanın kendine ait olan bir şeyle ilgili kimsenin karışmaya hakkı yoktur.

Peki, insanın bedeni nasıl bir mülk haline geldi? O bedeni belli bir zamanda mı elde etti, yoksa hep onun muydu?

Tarihte baktığımızda, bu durumun farklı şekillerde ortaya çıktığını görürüz. İslam medeniyetinde örneğin, beden asla bir insanın mülkü olmayıp Allah’ın insana verdiği bir emanettir, insanın görevi de bu emaneti muhafaza etmektir.

Demek ki, bedenle ilgili algının hâkim paradigmanın hakikat kabulleri doğrultusunda belirlendiğini söylemek mümkün. Yani eskatolojik bir anlayışa sahip olan dinin hakim olduğu bir paradigma insandan bedenini muhafaza etmesini beklerken, kendini gerçekleştirmenin mülkiyet üzere olduğu neoliberal paradigmanın da insandan bedenini mülkiyet olarak görmesini beklemektedir.

Burada gerçek anlamda hakikatin ne olduğu, hangi paradigmayı doğru kabul ettiğinize bağlıdır. Örneğin, bir Müslüman’ın bedeni için “bu benim bedenim, bana karışamazsın” demesi beklenmez. Nasıl ki, bir kapitalistin bedenini emanet olarak görmesi beklenmiyorsa...

Buradan “Herkesin inandığı kendine” sonucu çıkarılabilir. Ancak böyle bir sonuç çıkarılacaksa da, kapitalist bir dünya görüşünü benimsemiş insana neden emanete sahip çıkmadığı sorulamaz. Aynı şekilde de, bir neoliberalin bir Müslüman’ın beden algısını eleştirmeye hakkı yoktur.

Burada bir bütün anlamında paradigmayı oluşturan unsurlar eleştirilmelidir, eleştirilecekse. Hâlihazırda belli bir hakikati benimsemiş insanı, pratikleri üzerinden eleştirmek bir şeyi değiştirmez, çünkü onun benimsemiş olduğu hakikat anlayışı o pratikleri uygulamayı gerektirir.

Faka burada, önemli bir ayrıntıyı göz ardı etmemek lazım. Son yıllarda, Müslümanların kendilerini Müslüman tanıtmalarına rağmen, kapitalist paradigmanın yolundan gidip, kapitalist pratiklerle meşgul oldukları vakidir. Bunun sebebinin ne olduğu sorulduğunda ise bu kişilerde Müslümanlığın sadece bir isim olarak kaldığını sıfat olarak ise tamamen neoliberal bir yaşam sürdükleri söylenebilir. Bu durumda böyle bir insana da uyguladığı pratiğin, sözgelimi İslam’a aykırı olduğunu söylemek abes olacaktır, çünkü kendisi çağın çocuğudur, yani neoliberalizmin.

Kimlikleri bu şekilde parçalara ayırarak, birbirlerine karşı geçirgen hale getiren sistemin de şüphesiz en büyük emeli, mevcut hakikatleri ortadan kaldırıp kendi hakikat anlayışını benimsetmek. Üstelik kişinin kendini bir Müslüman, bir kadın, bir zenci olarak tanımlamasında da herhangi bir sakınca yoktur, çünkü bu hakikat anlayışı kimliklere adeta “ne olsa uyar” mantığıyla bakmakla birlikte hepsine kendi mekânında yer açar, ama en sonunda kendisine bağımlı kılar.

Yazarın Diğer YazılarıErkekler öldü!Batı Trakya’da genç yokturRefleksif Sosyoloji’den Arif Sosyoloji’yeKitap izlemek ve film okumakKarşımdakinin kötü olması beni iyi yapmazGüncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech