LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Batı Trakya 2040: İlişkiler25 Eylül 2019Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Yıllardır Trakya’mızda yaşadığımız bir sorun, iletişim bozukluğu. Kısaca, birbirimizi anlayamamak… Kendimizi anlamaya çalışmaktansa, başkalarıyla uğraşmak. Adam olmaktansa, adam olacakların ve olanların arkasından koşmak, boğuşmak, birbirimizden uzaklaşmak... Durum böyle iken, tabii ki birlik bozulacak, tabii ki dertler çoğalacak. Bir avuç azınlık, bir avuç insan, bir avuç gözyaşı... Al bir o kadar da haksızlık, yolsuzluk.

Yaşadıkça inanılmaz, yaşadıkça anlaşılmaz bir azınlık olmak her babayiğidin başarabileceği bir olay değildir. Bunların acısını gelecekte tabii ki çekeceğiz, zaten onun için Batı Trakya 2040 diyoruz, onun için Dünyamin ve Bünyamin ağabeyler gelecekten bizi uyarmaya çalışıyorlar. Bir de Hüsmen Aga tabii ki. Her şeye rağmen gidişat bu ağabeylerin o dönemi bizlere anlattıkları gibi olacağını gösterse de, bizim inancımız ve dualarımız bu şekilde olmaması yönünde. İnşallah “Bak adamlar bizi uyarmıştı, bize bunları anlatmışlardı” demeyiz. İnşallah ağlanacak halimize gülmeye devam etmeyiz…

Hadi bakalım gidelim şu parka da, ağabeylerimizin ne yaptıklarına ve ne konuştuklarına bir bakalım.

Bizimkiler güvercinleri besliyor ve konuşuyorlar.

Dünyamin: Yahu Bünyamin, bu güvercinler de aynı bizim geçmişteki politikacılarımız gibi ha!

Bünyamin: Hayırdır, ne aklına geldi yine?

Dünyamin: Ne gelecek aklıma ya, baksana şunlara, bulsalar elimizden yiyecekler, ama uçmaya başladıklarında üzerimize ediyorlar. Nankör bunlar, nankör. Aynı politikacılarımız gibi. Oy toplamak için bulsalar göbek atacaklar, seçildikten sonra bizi gören yok. Ya da sadece göstermelik gezmeler, etkinlikler vs. Yani kalabalık nerede onlar da orada. E tabii orada oy var, aynı güvercinler gibi yem varken yanımızda, karınlarını doyurduktan sonra gel kafama et.

Bünyamin: Ne güzel işte git sende bir milli piyango al.

Dünyamin: Başlatma şimdi piyangondan, ben ne diyorum sen ne diyorsun. Ben ilişkilerden bahsediyorum. Hatırlasana normal halkın milletvekilleri ve diğer önderleri ile ilişkisi nasıldı? Herkes bir şey istiyordu, herkesin derdi ayrı idi, nitekim bizimkilerin dilinde de hep tamam kelimesi yok muydu?

Bünyamin: Vardı evet, de, o tamamlar ne oldu, ben onu bir türlü anlamadım.

Dünyamin: Ne olacak, tamamlar hamamda kaldı. Tellağın altından kalkamadılar. Aynı tas, aynı hamam hala devam ediyor, farkında değil misin?

Bünyamin: Farkındayım farkında olmasına da, birbirimize ne kadar zarar yaptığımızı şimdi anlıyorum, neden o zaman bunun farkına varamadık ki?

Dünyamin: Varamadık çünkü insanlar o zaman biraz da olsa birbirine hala güveniyordu. Şimdi öyle mi bak güvenler nasıl yıkıldı. Zaten o zaman da anlamamız lazımdı. Bizlere Yunan tarafından yapılan politika her zaman aynıydı: Kendi kültürlerini sevdirmek ve gençliği yoldan çıkarmak; onlar gibi yaşamalarını sağlamak, onlarla bir olmak. O zaman bir ayrıcalık gibi görünüyordu gerçi, çünkü azınlık okullarını savunanların çocukları devlet okullarında okutulmuştu, bizim hak ve hukukumuzu savunanlar pratikte tam tersini yapıyorlardı. Hani sanki Batı Trakya’da farklı, Atina’da farklı insan oluyorlardı. Yemi atan da halktı, üzerlerine edilen de halk senin anlayacağın.

Bünyamin: En azından bir emeklilik maaşı alıyoruz, bak güvercinleri beslemeye yem bile alıyoruz maaşımızdan.

Dünyamin: E tabii sanki yanımızda çocuk mu kaldı? Evlisi de bekârı da dışarıda. Senede iki defa gelmekle parayı nereye harcayacağız ki? Bundan böyle doktorlara ve hayvanlara harcayacağız parayı. Ama bir düşünsene o zamanlar çocuklarımızla olan ilişkilerimizi. Mesela, bizler o zaman onların her istediğini almasak, her isteğini yerine getirmesek, belki de şimdi olaylar farklı olurdu. Hani sanki onlara biz de bilmeyerek kötülük yaptık gibime geliyor. Bizden daha üstün çocuklar yetiştirmek için tüm isteklerinin yerine getirilmesi gerektiğini düşündük. Yanlış yaptık. Yanlış yaptık her şeyin kolayını seçmekle. Sular dalgalanmadan durulmaz misali davranmadık onlara, zor yollardan kendimiz geçerek onları sırtımızda taşıdık, şimdi de bizi gören yok. Bırak sırtlarında taşımayı sıkıştıklarında belki ‘’O zaman beni neden doğurdunuz, bana sordunuz mu?’’ dedi benimki geçenlerde. Çocuk haklı mı değil mi bilemedim, çünkü bizler öyle değildik. Farklı bir kültür ve aile eğitimi ile büyüdük.

Peki, neden bu kadar kolaycı ve kopyacıydık o zamanlar?  Nerde yanlış yaptık demeyeceğim, çünkü nerde yanlış yaptığımızı çok iyi biliyor, fakat bu yanlışı kabullenmekten, o zaman da korkuyorduk şimdi de. Aslında etrafımızdaki insanlardan korkuyoruz biz. Hem de -hâşâ- Allah’tan korkar gibi. Peki bu gidişatla nereye kadar gidecek bu gemi? Kaptanların çocukları, kaptan olmaya devam edecek ve bu gemi onarım gerekse de onarılması bir başka zamana bırakılaraktan yoluna devam edecek. Ta ki çok büyük ve beklenmedik bir fırtına gelip de bu gemiyi alabora edinceye kadar. O zaman da işte gerçek yüzücüler su yüzüne nasıl çıkıldığını anlayacaklar. Çok iyi yüzme bilmeleri gerektiğinin farkına varacaklar.

Bünyamin: Hadi farkına vardılar diyelim, ne değişecek ki, yıllar geçti ömür bitti. Bu hep böyle mi devam edecek? Çünkü ben kendimi bildim bileli düzeleceğine kötüleşiyor. Bu sistemde sadece bizleri yamuk ağaçları nasıl yontarak düzeltiyorlar, bizi de o şekilde bir güzel prese koyup düzelttiler galiba.

Dünyamin: Ha ha, ama biz düzeleceğimiz yerde yamulmaya devam ettik. Hani birine sormuşlar dünya yuvarlak mı yoksa düz mü diye, o da ‘Bence yamuk’ demiş ya, ha işte biz de ona benziyoruz. Yamukluk bizde, yani yapılacak bir şey yok. Biz hayattan umudu kesmişiz, biz hedefsiz bir şekilde ilerliyoruz, günü doldurduk mu keyfimize diyecek yok. Bak sana bir hikâye anlatayım da, eski insanların azmini zekâsını ve sabrını anlayasın.

Pers Sultanı iki adamı ölüme mahkûm etmiş. Sultanın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkûmlardan bir tanesi, hayatını bağışlarsa bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmiş. Diğer mahkûm inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve "Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya? Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar.

"Pek değil, kendime dört özgürlük şansı veriyorum” demiş birinci mahkûm ve sıralamış:

“1-Sultan bu yıl ölebilir 2- Ben ölebilirim 3- At ölebilir 4- Belki ata uçmayı öğretebilirim!”

Kendine şans vermek veya başka bir deyişle kanının son damlasına kadar savaşmak. Böyle bir insanın kaybetme şansı ne kadar sence? Düşünsene aslında insanın aleyhine olanları leyhine çevirebilmek için bir sürü nedeni var, ama maalesef biz bunu beceremedik işte. Kolayı seçtik, kafamıza ettiler aynı bu güvercinler gibi.

Bünyamin: Neyse yine akşam oldu, zaten sen de güvercinlere geri döndün, bari uçmaya başlamadan biz evimize dönelim. Hadi yarın yine buradayız , bari havuzdaki balıkları da biraz besleriz, en azından onlar bulundukları yeri kirletiyor bize zararları yok.

Balık da baştan kokar diyeceksiniz belki ama en azından onu bilerek hareket ediyoruz. İşin içinde büyük sürprizler yok yani. Hadi bakalım bu defalık da bu kadar yeter. Kahramanlarımız haftaya da yine farklı bir konuda bizlerle olurlar inşallah.

Bu hafta ilişkileri işledik ve örnek almaya çalıştık. Haftaya görüşünceye dek hoşça kalın dostça kalın...

Yazarın Diğer YazılarıDuyarsızlaşma eşittir yalamalık...Dönme DolapGizli yeteneklerHariçten gazel okumak2040’ta Batı Trakya: Fikir, strateji ve siyasetGüncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech