LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Küreselleşmeye direnmenin veya boyun eğmenin sonuçları03 Ekim 2019Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Her çağda olduğu gibi, günümüz çağında da dünyada hâkim bir güç mevcut. Bu güç küresel sistemi doğuran güçtür. Küreselleşmeyi kısaca kültürlerin eriyip, bütün dünyada ortak bir kültüre dönüşmesi yönüyle ele alacağız. Ulus devletlerin bu anlamda tekkültürcü olma konusunda inatçı davranmalarıyla, kendilerini küresel sisteme teslim etmelerinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de tartışacağız.

Öncelikle küreselleşmeye direnen, daha doğrusu ulusötesi aşamaya henüz geçiş yapamamanın ne gibi sonuçlar doğurabileceğine bakalım. Küreselleşme her ne kadar dünyadaki kültürler için tehdit olsa da, 20. yüzyılın katı ulus devlet anlayışının doğurduğu vahşetin –Holokost, Bosna ve Ruanda Soykırımları örnek olarak gösterilebilir- önüne geçebilmek için de bir fırsat olarak değerlendirilebilir. 

Unutulmamalıdır ki, ulus devletler ortaya çıktıkları dönemde, içinde bulundukları daha geniş topraklara bir tepki sonucu bölünerek meydana gelmişlerdir. Bu süreçte bölünmeyi gerçekleştirebilmek için, daha doğrusu içlerinde bulunan halkları bir araya getirebilmek için çeşitli mitler ve gelenekler icat edilmiştir. Hobsbawm’ın ‘Geleneğin İcadı’ ve ‘Milletler ve Milliyetçilik’ eserleri ile Benedict Anderson’ın ‘Muhayyel Cemaatler’ isimli eseri ulus devletlerin bu yönünü çok iyi gün yüzüne çıkarmaktadır. İtalyan düşünür ve devlet adamı Massimo d’Azeglio’nun İtalya kurulduktan sonra “İtalya’yı yarattık, şimdi sıra İtalyanları yaratmakta” sözü de yine aynı şekilde ulus devletlerin yapaylığını ifşa eder. 

Tabii ki ulus devletleri sadece bu yönüyle ele almak fazlasıyla indirgemeci bir tavır olacaktır. Ulus devletlerin özsel anlamda bir niteliğinin olmadığını söylemek mümkün değil. Fakat modern dönemde bu yönleri oldukça ön plana çıktığı için insan bir yerden sonra bu derece bir yapaylıktan, bu derece vahşetlerin ortaya çıkmasını sorgulamaya başlıyor.

Küreselleşme bu anlamıyla, vahşetin önüne geçmek için bir fırsat. Tabii ülkemiz Yunanistan için de bir fırsat. Yunanistan, dünyada artık pek rağbet görmeyen 200 yıl öncesinin ideolojisini sürdürerek çağı yakalamaya çalışıyor. Hâlbuki böyle bir tutum ülkenin dünyaya açılmasını engeller, çünkü artık dünya ulusötesi bir halde seyrini sürdürmektedir. 

Bir de Türkiye örneğine bakalım. Türkiye’de de belki 40 sene önce başlamış olsa da, etkilerinin görülmeye başlaması bakımından son 15 yıla dayandıracağımız küreselleşme olgusunun ciddi anlamda etkileri göze çarpmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti de diğer ulus devletler gibi kurulmuş, bu süreçte de izlenen tek kültürcü politikalarla zaman zaman diğer ulus devletlerin düştüğü hataya düşmüştür.

Son 15 yıl Türkiye adına büyük bir fırsattı. Hem dünyaya açılması bakımından –bu durumu çok iyi gerçekleştirdiğini düşünüyorum- hem de kendi içerisindeki meseleleri halletmesi bakımından. Fakat Türkiye her ne kadar itidalli davranmış gibi görünse de, küresel bazda ani kalkınma arzusu beraberinde bazı kimlik sorunlarını da doğurmuştur. Örneğin katı ulus devlet anlayışını aşma girişimlerinde Osmanlı döneminde bile bulunmayan bir çoğulculuk modeli ortaya atıldı. Öyle ki, Osmanlı döneminde kültürel sınırlar milletlerin (Müslümanlar, Rumlar, Yahudiler vs.) sınırlarına eşitken, Türkiye küreselleşme sürecinde kültürlerin kendi içlerinde de sınırlar çizmiş oldu. 

Şöyle ki, küreselleşmenin vatanı ABD’deki çok kültürcü politikalar etnik gruplara kendi içlerinde haklar tanıdığı için, Türkiye de kendi içerisinde bulunan alt kültürleri, hâkim kültürden bağımsız halklar gibi algılayıp, bu yönde bir politika izlemiş oldu. Hâlbuki Türkiye’deki Kürtler, Lazlar, Çerkezler ABD’deki siyahîler, İtalyanlar, Asyalılar gibi değildi. Türkiye’deki alt-gruplar hâkim kültürle organik bir bağ içerisindeyken Amerika’dakiler sonradan bir araya gelmişti.

O halde, küreselleşmenin kültürleri eritme niteliğini zararlı bir durum olarak kabul ettiğimiz takdirde devletlerin bu konuda nasıl bir yol izleyebileceği konusunda şunları söyleyebiliriz: Ulus Devlet siyaseti belli bir dönemin siyasi anlayışı olmakla birlikte gerektiği yerlerde kültürel homojenlik meselesinde esnek davranmak, ulus için bir tehdit değildir. Fakat durum böyleyken, yoktan kültürler yaratmak da tam tersi ülke adına bir tehdit oluşturacaktır. Öyleyse küresel dönemde, devletler her ne kadar zor olsa da kendi varlıklarının bilincinde olarak, ama dünyaya da bütünleşmiş bir şekilde yollarına devam etmeleri gerekmektedir.

Yazarın Diğer YazılarıErkekler öldü!Batı Trakya’da genç yokturRefleksif Sosyoloji’den Arif Sosyoloji’yeKitap izlemek ve film okumakKarşımdakinin kötü olması beni iyi yapmazGüncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech