LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Okullarımıza sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmaktır03 Ekim 2019Bilal Budurbbudur@hotmail.com

Son yıllarda hemen her yıl olduğu gibi, bu yıl da yeni eğitim-öğretim yılı, Yunanistan'da yaşayan biz Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu açısından sorunlarla başladı. 

Öğrenci azlığı gerekçesiyle Yunan yönetimleri tarafından azınlık ilkokullarının kapatılmasına devam edildi. Okullar kapatıldıkça, bu okullarda görev yapan öğretmenler de işsiz kalmaya devam ediyor. Selanik Özel Pedagoji Akademisi mezunu olup her yıl sözleşmeli olarak devlet tarafından işe alınan bazı öğretmenler yıllar sonra işsizler sınıfına dahil olmak zorunda kalıyorlar.

Öğrenci azlığının temel sebeplerinden biri, elbette ki ekonomik kriz dolayısıyla şehir merkezlerine ve son yıllarda ciddi bir şekilde artan Avrupa'ya göç dalgası oluşturuyor. Ancak Türk Azınlık İlkokulları’ndaki öğrenci azlığı, sadece ekonomik zorluklar dolayısıyla yaşanan göçten kaynaklanmıyor. Özellikle şehir merkezlerinde veya karma köylerde Türk Azınlık mensubu aileler, çocuklarını Azınlık İlkokullarına göndermek yerine devlet okullarına göndermeyi maalesef daha çok tercih ediyor. Mesela İskeçe merkezinde sadece 2 adet Azınlık İlkokulu mevcut. Bu iki okuldaki öğrenci sayısı 300 civarında. İskeçe merkezindeki devlet ilkokullarındaki Türk öğrencilerin sayısı hakkında elimizde net rakamlar olmasa da, bu sayının en az 1000'in üzerinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yani İskeçe şehir merkezindeki devlet okullarına giden Türk öğrenci sayısının azınlık okullarına giden öğrenci sayısının üç katından fazla olduğu tahmin ediliyor.

Peki, Türk Toplumu kendi okullarını tercih etmek yerine çocuklarını neden devlet okullarına gönderiyor? Aslında bu soruyu şöyle sormak gerekiyor. Şehir merkezlerindeki Türkler, çocuklarının eğitimi için çift dilli Türkçe ve Yunanca eğitim veren azınlık ilkokulları yerine neden sadece Yunanca eğitim veren devlet okullarını tercih ediyor? Soruların şeklini çoğaltabiliriz. Ama asıl olan bu soruların cevapları.

Bu soruların cevabı elbette tek değil. Kanaatimce bu soruya verilecek ilk cevap, uzun yıllar sinsice yapılan, "Azınlık okulu iyi okul değil, Azınlık okullarında çocuklar Yunancayı iyi öğrenemiyor" gibi Azınlık İlkokullarını kademeli olarak ortadan kaldırmaya yönelik propagandalardır. Bu çerçevede Azınlık okullarındaki evlatlarımıza daha iyi Yunanca eğitimi vermek üzere uygulanan bazı programların her ne kadar ilk yıllarda faydalı olduğu iddia edilse de, geldiğimiz noktada Azınlık Eğitimine katkı yerine çok büyük zararlar verdiğini söylemek mümkündür. Zira Azınlık eğitiminin temel direği anadilimiz olan Türkçe'dir. 

Azınlık okullarımızdaki Türkçe eğitim için neredeyse hiçbir şey yapılmıyorken, burada Yunanca eğitimin geliştirilmesi için yıllarca uygulanan programla okullarımızın boşaltılmasından öteye gidilememiştir. Zaten bu programın uygulayıcıları son yıllarda yaptıkları toplantılarda, hayallerindeki çifti dilli eğitim sisteminin devlet okullarında, azınlık ve çoğunluk çocuklarının bir arada olduğu bir ortamda olduğunu açıkça ifade etmekten çekinmemişlerdir. Tamda bu noktada bir parantez açmak isterim. Türkiye'deki Rum Azınlık çocuklarının daha iyi Türkçe öğrenmeleri için oradaki Rum çocuklar Rum Azınlık okulları yerine, Türk ve Rum çocuklarının bir arada olduğu devlet okulunda Türkçe-Yunanca eğitime tabi tutulsalar acaba ne olurdu? Yunanlı toplum mühendislerinin  bizim azınlık okullarını düşündükleri gibi bir düşünce Türkiye’de hayata geçirilmek istense veya dile getirilse, birileri kıyameti kaç saniyede koparırdılar gerçekten merak ediyorum.

Sadede gelmek gerekirse, gerek devlet, gerek üzerimize saldığı azınlık eğitim mühendisleri, gerekse uzun yıllara dayanan sistematik çalışmaları neticesinde Batı Trakya'da Türk Azınlık Eğitimini kurdukları potada eritmek için çalışmalarına tam gaz devam ediyorlar. Çocuklarının daha iyi Yunanca öğreneceğini ve buna bağlı olarak daha iyi bir eğitim alacağını zanneden bir çok soydaşımız, biraz da işin kolayına kaçarak çocuklarını azınlık okulu yerine devlet okullarına göndermeye maalesef devam ediyorlar. Ancak suçu hep başkasında aramak da doğru değil. Bizim yapılan dayatmalara ve sinsi operasyonlara karşı direncimizi de test etmemiz gerekiyor.

Tam da bu noktada iğneyi biraz da kendimize batırmamız gerekiyor. Son yıllarda bizzat SÖPA mezunu öğretmelerden duyduğum bir ifadeyi de aynen aktarmam gerekiyor:

"Biz azınlık okullarındaki öğretmenler olarak bir çoğumuz çocuklarımızı azınlık okullarına göndermedik. Bu sebeple şimdi okullarımız boşalıyor diye şikayet etmeye hakkımız yok." 

Buna bir ilave de ben yapayım. Toplumumuzda uzun yıllar toplum mühendisliği yapan, azınlık ileri gelenleri diye tabir edilen, başka bir ifadeyle toplumumuza örnek olması gereken bir çok kimse kendi çocuklarını ne yazık ki azınlık okullarına göndermemişlerdir. Çok uzak değil, bundan birkaç yıl önce "Çocuklarımızı Azınlık okullarına gönderelim" şeklinde kampanya yürütenlerin içinde çocuklarını devlet okullarına gönderenleri görünce insanın aklı durma noktasına geliyor. Bu noktada biraz kızacaklarını da tahmin ederek, bugüne kadar Türk Azınlığın seçtiği siyasilerin azınlık eğitiminin geliştirilmesi noktasında sistematik bir çalışma veya sistematik bir baskı unsuru oluşturacak herhangi bir çalışma yaptıklarını söylemek mümkün değildir. Seçilmişlerimiz genelde günübirlik problemlerin halledilmesiyle uğraşmışlar, zaman ve eforlarını buna harcamak zorunda kalmışlardır. Eğitim camiamızın çalışmalarının da bugüne kadar azınlık ilkokullarından olan sistematik kaçırılmayı durdurmaya yeterli olduğunu söylemek yanlış olur.

Azınlık okullarımız tercih edilmesin diye devletin yürüttüğü diğer bir çalışma da özellikle şehir merkezlerine yakın bölgelerde devlet ilkokulu yoksa, çocukların özel taksilerle şehir merkezlerindeki devlet ilkokullarına taşınmasıdır. Bu şekildeki uygulama ile bu bölgelerdeki azınlık okullarındaki öğrenci sayısı azalmış ve bazıları zamanla kapatılmıştır.

Azınlık okullarının boşalmasının sebeplerini çoğaltabiliriz. Ancak kanaatimce en önemli sebep okullarımızdaki eğitimin kalitesi meselesidir. Bir taraftan azınlık eğitiminin seviyesine katkı sunmayan devlet, diğer taraftan çocuklarımızın devlet okullarına yönelmesi için her türlü imkanı seferber etmiş ve etmeye devam etmektedir. Bu şekilde devam ederse her yıl azınlık okulları boşalmaya ve dolayısıyla kapatılmaya devam edecektir. 

Azınlık eğitiminin kalitesi her şeyden önce azınlık okullarındaki Türkçe eğitimin kalitesinin yükseltilmesiyle mümkündür. Bu da şu andaki öğretmenlerin sıkı bir şekilde seminerlerle eğitilmesiyle mümkündür. Öğretmenlerin kendileri bu taleplerini yıllardır dile getiriyorlar ancak söz konusu TÜRKÇE olunca, söz konusu daha iyi TÜRKÇE eğitim olunca bu memlekette gören gözler kör, duyan kulaklar sağır, konuşan diller de suspus oluveriyor. Sadece SÖPA mezunu öğretmenlerin seminer talepleri değil, bir çok konuda Azınlık eğitiminin iyileştirilmesi, yeni okulların açılması, zorunlu okul öncesi eğitimin azınlık eğitimine dahil edilmesi gibi Batı Trakya Türkleri tarafından dile getirilen taleplere Yunanistan yönetimleri cevap dahi vermeye tenezzül etmiyor, duymazdan geliyor ve bildiğini okumaya devam ediyor. Kısaca başka alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da sistematik, sinsi ve modern zulüm devam ediyor. Dünyada bir çok şey değişse de Yunanistan'da Batı Trakya Türklerine yönelik anlayış, zihniyet, bakış açısı değişmiyor. Bu zihniyet sadece taktik değiştirdi. Eskiden yapacağını aleni yapıyordu. Şimdi ise çok daha tehlikeli; yapacağını sinsi ve sistematik yapıyor... 

Toparlayacak olursak; yönetim bir yanda azınlık eğitimini eritmek için kurduğu düzenden taviz vermeden ilerliyorken, diğer yanda bizler de bunun karşısında direnmek, okullarımıza daha fazla sahip çıkmak için gereken gayreti göstermiyoruz.

Tüm olumsuzluklara, entrikalara ve her türlü zorluğa rağmen Azınlık Eğitimi'nin ayakta kalması için çocuklarını azınlık okullarına gönderen tüm anne-babaları saygıyla selamlıyorum. Gün gelecek okullarına sahip çıkanlar geleceklerine sahip çıktıklarını görecekler, okullarımıza sahip çıkmayanlar geleceklerini tehlikeye attıklarını anlayacaklar ve bunun bedelini ödemeye mahkum olacaklardır. 

Son söz olarak da şunu söylemek yerinde olacaktır: NE EKERSEN, ONU BİÇERSİN.

Yazarın Diğer YazılarıCumhurbaşkanı Pavlopulos Batı Trakya Türklerinden özür dilemelidirGececi de yapsanız İNADINA AZINLIK EĞİTİMİBatı Trakya Türklerinin din ve vicdan özgürlüğüne bir darbe dahaYaklaşan seçimler ve dikkat edilmesi gerekenlerEylem, sonrası ve azınlık olarak mücadelemizGüncel HaberlerRodop Engelliler Derneği’nden Yassıköy Belediyesi'ne ziyaret'ABD'li politikacıların YPG-Kürt ayrımı yapmamalarını anlamak zor'Gümülcine Belediyesi ana muhalefeti vergi zammına hayır diyorAlmanya'da camiye ırkçı terör saldırısıKüresel ısınma El Nino'ları güçlendiriyor
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech