LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Batı Trakya Türkleri kalkınmasın diye ülkeyi batırıyorlar30 Ekim 2019Cengiz Ömercengiz.omer8@gmail.com

Yunanistan’da patlak veren ekonomik krizin farkına, ülkenin Euro Bölgesi’ne girmek için üzerinde oynadığı ekonomik rakamların su yüzüne çıkmasıyla varıldı.

Kriz geliyor diyen dönemin Başbakanı Kostas Karamanlis’in iktidarı kaybetmesiyle 2009’da ülkenin başına geçen Başbakan Papandreu ülkenin borç krizine girdiğini kabul ederek, açıklanan yüzde 6’lık kamu borcunun aslında yüzde 12’in üzerinde olduğunu belirtti.

O andan itibaren yapılan açıklama ve haberlerden anlaşıldı ki, aslında Yunanistan’ın başındaki hükümetler topyekûn bu ekonomik krizin sorumlusuydu. Herkes olan bitenin farkındaydı, ama suç ortağı olduğu için sesini çıkarmıyordu, ta ki kriz patlak verene kadar. Bunu açıkça itiraf eden kişi, krize götüren hükümetlerde yer almış dönemin ağır toplarından Teodoros Pangalos oldu. Pangalos, halkın ve muhalefetin tepkileri üzerine şu çarpıcı açıklamada bulunmuştu: “Boşuna sızlanmayın? Hep birlikte yedik."

Pangalos’un bu itiraf mahiyetindeki sözü, Yunan siyasetinin unutulmayanları arasında yerini aldı. Günümüzde krizle ilgili tartışmaların hemen hepsinde bu söze atıfta bulunulur.

Yunan hükümetleri sadece ekonomide değil, her alanda hileye başvurmaktadırlar. Bu aslında hükümetlerden kaynaklanmıyor. Bu manipülatif  siyasi tarz ve alışkanlığın kaynağı devlet politikasıdır. Hükümetler gelip geçici olsa da, devletin milli politikasını şekillendiren “mekanizma” kalıcıdır ve hangi parti hükümete gelirse gelsin bu, “derin devlet” olarak da adlandırabileceğimiz küresel “üst akıl”ın etkisindeki “mekanizma”nın belirlediği alanın dışında siyaset yapamaz. Yaparsa bedelini en ağır şekilde öder.

Yunanistan siyasi tarihi, üst aklın “milli politika” olarak belirlediği kırmızıçizgileri aşan veya aşmaya yeltenenlerin akıbetleri ile doludur. Bunun son örneği iktidardan düşürülen Çipras hükümetidir. Radikal Sol parti olarak devrimci bir karaktere ve söyleme sahip olan Çipras, derin devlete rağmen bir şeyler yapmaya çalışsa da, aslında birçok konuda geri adım atmak zorunda kaldı. Birçok defa da ağır bedeller ödedi. Kültür Bakanı Nikos Filis, Yunan derin devletinin ana ayaklarından biri olan Kilise’nin devlet üzerindeki (y)etkisinin kısıtlanması gerektiğini ve din dersinin tek yanlı fanatik papazlarca değil, din kültürü ve ahlak bilgisi şeklinde verilmesi gerektiğini açıklayınca, Başpiskopos tarafından alaşağı edilmekle tehdit edilen Çipras tarafından görevden alındı.

Daha sonra sözde Pontus Soykırımı’nın bir yalan olduğunu açıklayan Kültür Bakanı Nikos Filis, yine derin devletin hışmına uğradı ve siyaseten linç edilerek susturuldu.

Tabii daha sonra bir fırsatını bulup yine devlet ile kilise ilişkilerini ve Yunanistan Kilisesi ile onun patronu konumundaki İstanbul Rum Patrikhanesi’ne ait mal varlıkların paylaşımını tanzim eden düzenlemeyi gündeme getiren Çipras, bu kez sert kaya olan Patrik’e toslayarak dağıldı ve iktidardan oldu.

Gelelim yine konumuz olan ekonomiye ve özellikle Batı Trakya’daki ekonomik duruma. Batı Trakya, büyük devletlerce Yunanistan’a devredilince burada anlaşmalarla bırakılan Türk Azınlık bahane edilerek sürekli bir siyasi karantina altında tutuldu. Milli Sorun olarak görülen Türk Toplumu etnik temizlik politikalarına tabi tutulmuştur. Buna göre, Batı Trakya Bölgesi Türkler açısından yaşanılamaz hale getirilmiştir. Bunun neticesinde de Türkler çaresiz olarak göçe zorlanmıştır. Ekonomik olarak kalkınmasına izin verilmeyen toplumumuz da, yaşamak için son çare olarak ya anavatan Türkiye veya Almanya’ya göç etmek zorunda kalmıştır.

Bugün binlerce Batı Trakya Türk’ü Türkiye ve Almanya’da yaşamak zorunda bırakılmıştır. Geçmişte evinin, dükkânının çatısını aktarmak, yıkılan duvarını onarmak için dahi izin alamayan, tarlasına ve vakıf arazileri keyfi olarak yönetim tarafından gasp edilen Türkler göç ettirilerek etnik temizliğe maruz kaldı. Ancak günümüzde de durum farklı sayılmaz. Batı Trakya’yı Türk Toplumu’ndan arındırma politikaları hızla devam ediyor. Binlerce soydaşımız ekonomik sebeplerden dolayı Batı Trakya dışında çalışmak zorunda bırakılıyor. Çoğu Almanya’da, özellikle sağlık koşulların ağır olduğu işlerde çalışmak için aylarca evden uzak kalmak zorundalar. Zamanla bu aileler parçalanmasın diye artık topluca Almanya’ya taşınmak zorunda kalıyor. Bunun en büyük sorumlusu da devletin özellikle bölgemize yönelik ekonomik politikalarıdır.

Ekonomik kriz, tabi ki Yunan gençlerinin ülkeyi terk etmesinde de etkili oluyor, ama asıl etkiyi ve en büyük zararı Batı Trakya Türklerine yapıyor. Evet, yanlış ve hileli ekonomik politikalar yüzünden bütün ülke krizde, ancak Batı Trakya Bölgesi en büyük krizi yaşıyor. Çünkü devlet, Avrupa Birliği’ni kandırmaya çalıştığı hileli ekonomik politikalarının en hileli ve kasıtlı olanlarını Batı Trakya’da uyguluyor.

Yunanistan, bizler azınlık olarak Batı Trakya’da kaldığımız günden beri hileli Azınlık Politikaları ile dünyayı kandırmaya çalışıyor. “Ekonomik kriz var, millet göç ediyor, ben ne yapayım” diyebilmek için Batı Trakya Bölgesi hep geri plana atıldı. Daha doğrusu bölgede yaşayan azınlık geri bırakıldı. Avrupa’dan alınan paralar türlü hilelerle hep Yunan kökenli vatandaşlara aktarıldı. Batı Trakya’da “azınlık statüsü” ile bırakıldığı için devletin koruması gereken Türk kökenli vatandaşlar ise bu anlamda insan yerine konulmadı. Kaderine terk edilen azınlık da kendi başının çaresine bakarak ayakta kalmaya çalıştı.

Dünya kamuoyunun tepkisiyle demokratik anlamda daha fazla itibar kaybına uğramaktan çekinen Yunanistan’da artık çatılarını rahatça onarabilen Batı Trakya Türkleri, daha fazla göç etmeden toprağında tutunmanın derdinde. Bu anlamda çareler arayan Türk Toplumu, alanında yetişmiş çok sayıda genç girişimcisiyle bölgede ekonomik kalkınmayı hızlandıracak çalışmalar yapıyor. Rodop İli Kozlukebir Belediyesinde organize edilen tarım ve hayvancılık festivali AGROFEST de bunlardan biridir.

Bölgemizin yegâne geçim kaynağı olan ve birçok kişiye istihdam sağlayabilecek olan toprağa ve hayvancılığa dayalı ekonomik girişim olan AGROFEST, ne yazık ki malum zihniyet tarafından ırkçı saldırılara maruz kaldı. Yukarıda işaret ettiğim devlet mekanizması, “milli mesele” olarak gördüğü Türk Toplumunun bu önemli ekonomik organizasyonunu hedef haline getirdi. Yunan medyasını harekete geçirerek organizasyonu itibarsızlaştırma gayretine girdi. Derin mekanizmanın tetikçisi olan medya haberlerinde AGROFEST’i Türkiye’nin Yunan topraklarında etki aracı olma gayreti gibi lanse ederek gölge düşürmeye çalıştı.

Yunanistan’ın devlet politikası gereği Batı Trakya Türk Toplumu milli bir mesele olarak görüldüğü için, tamamen Türklerin öncülük ettiği bir organizasyon da milli bir tehlike olarak karşılandı ve akamete uğratılmak istendi. Nitekim bu ırkçı yayınlar neticesinde ülkenin gündemine gelen AGROFEST’ten nerdeyse tüm Yunan firmalar çekilmek zorunda bırakıldı.

Peki, neticede ne oldu? Kim kazandı, kim kaybetti?

Türk düşmanı zihniyete sorsanız, “Ekonomik açıdan kaybetsek de, ‘milli’ açıdan kazandık” der. Ülke ekonomisini bile hile ile idare etmeye çalışan çürük bir devlet zihniyetinden başka ne beklenir zaten. Ülkeyi batıran ve çürüten bu çarpık ve çürük zihniyete göre, gerekirse ülke batsın, yeter ki Batı Trakya Türk Toplumu kalkınmasın. Zaten şu an olan da bu.

Avrupa İstatistik Kurumu’nun bütün raporlarında yıllardır Avrupa’nın en geri kalmış bölgesi olarak tescillenen Batı Trakya Bölgesi’nin kalkınmasını belki de hızlandıracak önemli bir çalışma, milli hassasiyetler bahane edilerek yönetim tarafından nasıl önlendiğinin ibretlik bir örneğine şahit olduk. AGROFEST bu anlamda tarihe geçen bir örnektir. Kesin olan şudur ki, bu olayda devlet kaybetti. Devlet kendi ayağına sıkmış oldu. Batı Trakya Türkleri daha ne kaybetsin, o zaten zora alışkındır. En kötü şartlarda ayakta kalmaya adapte olmuş. Ama bu olayda asıl acı olan devletin kayba uğratılmasıdır. Hem de kazanmış olduğunu düşünerek. Bu da işin trajikomik tarafı…

Yazılacak çok şey var, ama başka bir yazı için noktalayalım.

Son söz: ülkemizi, onu batıran çürük ve çarpık faşist zihniyetten kurtarmak için pes etmeden var gücümüzle çalışmaya devam.
Yazarın Diğer YazılarıYunanistan için en büyük “tehdit” Müslüman Türk kimliğidir'Bayrak bir milletin şerefidir'Batı Trakya’da bir gönül hizmeti: Çınar FM - 2Batı Trakya’da bir gönül hizmeti: Çınar FMBu aşırılığın sonu felakettirGüncel HaberlerIrkçı terör Almanya'da çok can aldıTrabzon'daki Kızlar Manastırı restore edilerek kültürel hayata kazandırıldıAlmanya'da terör estiren ırkçı yapılarAlmanya'daki ırkçı terör saldırısında oğlunu kaybeden baba: Selamlaştık 2 dakika sonra öldürdülerAlmanya'nın Hanau kentinde ırkçılık ve teröre karşı yürüyüş düzenlenecek
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech