LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Patrikhane ve Yunanistan, Barış Pınarı Harekâtının neresinde? - II30 Ekim 2019Feyzullah Hasankâhya

Önceki yazımızda, Barış Pınarı Harekâtının, İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve Patrikhane eksenindeki Türk düşmanı bütün gayri Müslim ve sözde Müslim dünyanın maskelerini nasıl yırttığını anlatmaya çalıştık. Örnek olarak, Yunanistan’da iktidar partisi YDP milletvekili, Uluslararası Hukuk ve Diplomasi Profesörü Angelos Siringos ile Kıbrıs Başpiskopos’u Hrisostomos’un, Suriye ve Kıbrıs’taki gelişmeler hakkındaki bazı değerlendirmelerinden örnekler vermiştik. Patrikhane zihniyetinin ne kadar çirkef, ne kadar kin ve nefret dolu bir zihniyet olduğunu daha iyi anlayabilmek için, Kıbrıs Başpiskopos’u Hrisostomos’un hezeyanlarından birkaç örnek daha vermek istiyorum:

“Gemilerini gönderdiler, sondaj yapmıyorlardı sadece gezdiler, ne sondaj yapabilirler ne petrol ne gaz çıkarabilirler, çıkarsalar bile işletecek konumda değiller.”
“Bırakın horozlansınlar, biz kendi ekonomimize ve milli muhafız güçlerimize bakalım, geçen gün ihtişamlı bir gösteri yaptılar, korkacak bir şeyimiz yok. Müttefiklerimiz var, tabii ki bizim için savaşmalarını istemeyiz, ancak Türkiye yanlış gidiyor. Dostum Erdoğan’ın izlediği yol yanlıştır. Ne Avrupa, ne Amerika, ne Rusya kimse istemiyor. Türkiye, iple tırmanmaya çalışıyor, lâkin ipten düşecek tutunamayacak.”
"Şimdi Fransa savaş gemisini gönderiyor, dostum Erdoğan ne yapacak, savaş mı yapacak? İnanmıyorum, çünkü savaşı kimse istemez. Kazanan olmaz, kazanana da büyük zarar veriyor.”

Kıbrıs Başpiskopos’u Hrisostomos, hezeyanlarına şımarık çocuk gibi; “benim ağabeylerim var seni döverler” edasıyla bu şekilde devam ediyor.

Barış Pınarı Harekâtı'nın ilk günlerinde Yunanistan ve Kıbrıs böyle alaycı beyanatlar vermeye devam etti. Ancak ilerleyen günlerde Barış Pınarı Harekâtı'yla Türkiye, terör destekçisi Amerika ve Rusya’yı, Türkiye’nin tezlerini kabul etmeye ve mutabakat yapmaya mecbur edince, Kıbrıs’ta ve Yunanistan’da yüksekten atan, yenilmez kahramanlar edasıyla ötenlerin başı öne eğildi ve dillerini yuttular.

PKK/PYD aptal terör örgütleri Amerika’nın, Rusya’nın ve Arupa’nın kendilerini koruyacağını sandılar. Zoru görünce hepsi terör örgütlerini sattılar, kullanılmış paçavra gibi ortada bıraktılar. Barış Pınarı Harekâtını kimse beklemiyordu. Türkiye blöf yapıyor zannettiler. Türkiye harekâtı başlatsa da başarılı olamayacağını düşündüler. 1974’te Rum Patrikhanesi, Makarios ve Yunanistan Amerika’nın ve Avrupa’nın kendilerini Türkiye’den koruyacaklarını ümit ediyorlardı. Fakat bütün ümitleri boşa çıktı. Tıpkı (1922) Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi,  büyük bir hüsran ve hayal kırıklığı yaşadılar.

Patrikhane zihniyeti, sadece kendi iddialarını ve çıkarlarını korumak için, Kıbrıs’ı, Akdeniz’i, Batı Trakya’yı ve balkanları ateşe vermekten çekinmez. Yeter ki Türkler zarar görsün, gerisi hiç önemli değil. Barış Pınarı Harekâtı, patrikhane zihniyetinin bütün hayallerini bir kez daha boşa çıkardı. Türkiye, 1974’te, Patrikhanenin direktifleri doğrultusunda Makarios ve azılı EOKA çetelerinin vahşetinden Kıbrıs Barış Harekâtıyla, nasıl Kıbrıs Türklerini koruduysa, Barış Pınarı Harekâtıyla da, Suriye’de PKK/PYD terör örgütlerinin zulmü ve vahşeti altında yaşayanları korumuştur.      

Kıbrıs Başpiskopos’u Hrisostomos, geçen sene Kıbrıs’ta liseli Rum öğrencilerine yaptığı bir konuşmasında Kıbrıslı Müslümanlar için, "Ekonomik ve siyasi baskılar neticesinde, Türkler tarafından zorla Müslümanlaştırılmış Hıristiyan Rumlardır. Onların Türklerle bir alâkası yoktur. Onların tekrar asıllarına (yani Hıristiyanlığa) dönmeleri için çalışmamız gerekiyor." ifadelerini kullanmıştı. Makarios’un Kıbrıs Türkleri hakkındaki tarihî gerçeklere aykırı çarpık iddiaları, Patrikhanenin Batı Trakya’daki mitropolitleri ve Yunanistan millî politikası aynı çarpık Patrikhane zihniyetine dayanmaktadır. Bu çarpık zihniyet, Batı Trakya Müslüman Türklerinin ve Kıbrıs’lı Türklerin şahsında, bütün İslâm ve Türk dünyasına hakarete ve aşağılamaya devam etmektedir.

Bir düşünün! Kıbrıs’ta Türk Barış Gücü orada olmasa, Kıbrıs Türkleri de Batı Trakya Türkleri gibi azınlık muamelesi görecekler, ne Müftülerini seçebilecekler, ne millî eğitimlerini, ne okullarını, ne de vakıflarını koruyabileceklerdir. Tabi bütün bunlardan ibret almayan ve patrikhanenin dayatmalarına razı olan müstemleke zihniyetli marjinal gruplar da yok değildir. Onları, Avrupa Birliği vatandaşlığı hayali, rahat ve lüks hayat vaatleriyle kandırıyorlar.

Batı Trakya Müslüman Türkleri, 1981'den beri tam 38 yıl Avrupa Birliği vatandaşıdır da ne oldu, ne değişti yani. Türk düşmanı zihniyete sahip Yunan yöneticileri bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Uluslararası Lozan Barış Antlaşması’yla bütün azınlık haklarımız teminat altına alındığı halde, ne Avrupa Birliği'nin sözde haklarından ne de uluslar arası insan hakları değerlerinden herhangi bir nasibimiz vardır. En temel haklarımız olan eğitim, vakıf, müftülükler bile tamamen işgal altındadır. Batı Trakya’da yoğun olarak Türkler yaşadığı için, ekonomik bakımdan kalkınmasın diye, Avrupa Birliği ödeneklerinden istifade ettirilmiyor. Sırf Türkler rahat günü görmesin diye Batı Trakya ekonomik olarak Avrupa Birliğinin en geri kalmış bölgesi olarak bırakılıyor. Şimdi batı hayranı Kıbrıs Türkleri, Batı Trakya Müslüman Türklerinin, Yunanistan hâkimiyeti altında geçirdiği tam otuz sekiz yıllık Avrupa Birliği vatandaşlığı süresince, Avrupa Birliği demokrasisinden ve imkânlarından Batı Trakya Müslüman Türklerini ne kadar yararlandığını görsünler ve bizden ibret alsınlar! Tabi ders almaya niyetleri varsa?

Türkiye’nin Suriye’de Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtlarında büyük başarılar elde etmesi, Patrikhane zihniyetini ziyadesiyle rahatsız etmiştir. Çünkü Türkiye’nin bölgeye hâkim olması, barışın gelmesi, savaş ve çatışmaların durması demektir. Bu da silâh tüccarlarının, insan kaçakçılarının işine gelmiyor.

Sözde demokrat ve uygar batının bütün kirli işlerini gören terör örgütleri ve küresel emperyalizme hizmet eden marjinal karanlık örgütlerdir. Terörün yok olması, terörden beslenen ülkelerin ve örgütlerin aç kalması demektir. Batını elinden silâh sanayisini, insan kaçakçılığını, organ mafyasını, uyuşturucu mafyasını, faizi, karaborsayı ve terör örgütlerini al, dünya güllük gülistanlık olur. Ne yazık ki, bugün batıyı yöneten küresel emperyalist güçler, akan kan ve gözyaşların, ölen ve yaralanan masum insanların, yaşanan göçlerin ve meydana gelen korkunç tahribatların tek müsebbibidir.

Şimdi bazı saf kişiler diyecek ki, bütün bu anlattıklarının hepsini doğru kabul edelim! Lâkin bütün bunların İstanbul’daki Rum Patrikhanesi'yle ne alâkası var, anlamakta güçlük çekiyoruz? İşin bana tuhaf gelen tarafı da burası zaten. Ben de 2x2=4 ettiği kadar aşikâr olan Rum Patrikhanesi'nin oyunlarını, tezgâhlarını ve komplolarını inatla ve ısrarla anlamayan veya anlamak istemeyen saf insanları anlamakta zorluk çekiyorum. Belki eskiden bütün bunlar komplo teorisi olarak değerlendirilebiliyordu, ancak günümüzde bütün maskeler inmiş, Gölge Bizans Kralı çırılçıplak kalmıştır.

İstanbul Rum Patrikhanesi yüzyıllardan beri gayet profesyonel bir şekilde bin bir maske takarak ve bin bir çeşit maşa örgüt kullanarak kendini gizlemeyi başarmıştır. Rum Patriği Bartholomeos, resmi törenlerde Cumhurbaşkanıyla, Bakanlarla, Valilerle, Belediye Başkanlarıyla yan yana, İstiklâl marşını herkesin duyabileceği bir şekilde yüksek sesle okumasına, onuncu yıl marşını bile ezbere bilmesine, kiliselerde ayinlerde Türk ordusunun zaferi ve Türk devletini yönetenlerin muvaffakıyeti için dua etmenin, Rum Ortodoks Kilisesini kadim geleneği olduğunu söylemesine bakmayın! Onun Amerika’daki, Avrupa’daki, Avustralya’daki, Yeni Zelanda’daki ve Türk düşmanlığını dünyanın dört bir tarafına örgütlü bir şekilde yaymak için faaliyet gösteren çakallarının faaliyetlerine bakın!

Kıbrıs’taki Hrisostomos’un beyanatları ortada, Rum Patrikhanesi'nin yönetimi ve denetimi altında olan, Trakya mitrpotlerinin, her fırsatta Türk düşmanlığı yayan faaliyetleri ve beyanatları ortada. Hıristiyanlıkla, dinle, imanla, kimse ilgilenmiyor. Hıristiyan dünyasının aile yapısıyla, gençlerin içler acısı durumlarıyla ilgilenen yok. Patrikhane'ye bağlı bütün Başpiskopos ve Mitropolitlerin dinleri de, imanları da, amelleri de sadece Türk düşmanlığıdır. Rum Patrikhanesi'nin Batı Trakya’da kültürel soykırım yaptığını ispat etmek için, illâki Patrikhane'den mühürlü imzalı itiraf mı bekleniyor. Allah akıl vermiş, feraset vermiş, basiret vermiş, anlamak isteyen herkes gayet rahat bir şekilde bütün oyunları ve tezgâhları anlayabiliyor.

Allah sonumuzu hayreylesin, Patrikhanenin ve Yunanistan'daki uzantılarının Bizans oyunlarına karşı, direnme gücü versin!
Yazarın Diğer YazılarıPatrikhane ve Yunanistan Barış Pınarı Harekâtı'nın neresinde? (I)Batı Trakya’da Azınlık Sorunları çözülür mü?Sözde Mitropolit Serafim’in Hz. Muhammed’e hakaretlerine cevaplar-IISözde Mitropolit Serafim’in Hz. Muhammed’e hakaretlerine cevaplar - I‘Turkofagos’ ve ‘Bin-Lâdin’ zihniyetli Mitropolit SerafimGüncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech