LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Refleksif Sosyoloji’den Arif Sosyoloji’ye30 Ekim 2019Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Modernitenin vaatleri bir bir fiyaskoyla sonuçlanırken, dahası modern dönemin ucube bilimi sosyoloji, toplumu ihya etmek yerine babası moderniteyle birlikte dünya sisteminin kendisine hizmet ederken  birileri buna “Dur!” demeye karar verdi. Dur dediler, Modern dönemin ucube bilimi de babasına dur dedi. Babasına dur demesi, babaya bir isyan mıydı, yoksa her ne kadar dur demesine rağmen babasının çocuğu olarak mı kalacaktı?

Kimi sosyologlar Yahudi, Bosna ve Ruanda soykırımlarını da modernitenin ürünü olarak gördüler. Kimileri ise modernitenin ozon tabakasını deldiğini söyledi ama “modernite öyle bir şey ki kendi hatasını görüp düzeltecek kadar refleksiftir de” dediler. Ulrich Beck’ti bunu diyen, Beck’le birlikte Giddens ve Bourdieu de refleksivitenin öneminden bahsetti. Habermas ise “Modernite, henüz tamamlanmamış bir projedir” demişti. Habermas gayet iyimser bir tutumla sarfettiği bu cümleyi ben duyunca bana bir fenalık geliyor. Tamamlandığında asıl güzel tarafını gösterecek diye bakamıyorum, daha tamamlanmadan bunları yaptıysa, tamamlandığında kim bilir neler yapacak diye bakıyorum.

Refleksiviteden, yani kendi üzerinde düşünüp, hatalarını görüp, bunları düzeltebilmekten bahseden ileri-modern dönemin sosyologları bu şekilde modernitenin yediği bütün haltlara rağmen, modern dönemin ucube çocuğu sosyolojinin tıpkı modernite gibi kendisinin de refleksif olduğunu söyleyerek insanların moderniteye yönelik umudunu korumasını sağlıyorlardı.

Şunu söyleyebilirim ki, modernitenin kendisi veya sosyolojinin kendisi istediği kadar refleksif olsun, sonunda hiçbir yere varılmayacak. İstediğin haltı yedikten sonra, refleksif olduğunu söylemek, basbaya insanları kandırmak demektir. Sosyoloji istediği kadar refleksif olsun, sosyologun kendisi hala aklın egemenliğini savunan modernitenin çocuğu olduğu için hedefini gerçekleştirme yolunda olduğu esnada refleksiviteye bir noktada dur demesi gerekecek.

Sosyolojinin değil, sosyologun refleksif olması gerekir. Sosyolog refleksif olacak ki, sadece modernitenin değil, sadece sosyolojinin değil, kendisinin de hatalarını görecek, bulacak, düzeltecek. Böyle bir insanın yapacağı sosyoloji insanlar adına umut olabilecektir.

Modernitenin ancak tükürdüğünü bize yalatabilmek için ileri sürmeyi aklına getirdiği bu kavrama benzer bir anlayışa biz de bir zamanlar sahiptik. İrfan derdik, bu anlayışa. Üstelik belli bir haltı yedikten sonra aklımıza gelmezdi irfan. Haltı yedikten sonra değil, haltı yememek için irfana sarılır, arif olurduk.

Modernitenin çocukları bir defa yola koyulduğunda önünde ne varsa yıktığına göre, ikinci bir şansı vermemiz bunu düzelteceklerini garanti etmez. Hem değil mi ki biz, irfan sayesinde dünya tarihinin örnek teşkil eden medeniyeti olduk. Endülüs’te İspanyollar’ın literatüre “convivencia” diye kazandırmalarını sağladığımız birlikte yaşama kültürünün sebeplerinden biri irfan değil de nedir. Farabi’ye “Faziletli Şehir” eserini yazdıran irfan değil de nedir. Biruni’nin bilimle uğraşma sebebi olarak Ali İmran suresinin 191. ayetini görmesinin sebebi irfan değil de nedir. Mevlana’nın bir tahtayı bile canlı olarak görmesinin sebebi de irfandır.

Şimdi oturup bir düşünün arif sosyologla refleksif sosyolog arasındaki farkı…

Yazarın Diğer YazılarıErkekler öldü!Batı Trakya’da genç yokturKitap izlemek ve film okumakKarşımdakinin kötü olması beni iyi yapmazŞehirlerimizin kimlikleri var mı?Güncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech