LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Yunanistan’da Türk ve İslam düşmanlığına devam07 Kasım 2019Cengiz Ömercengiz.omer8@gmail.com

Batı Trakya Türk İslam Cemaati’nin ikili, uluslararası anlaşmalardan ve evrensel insan haklarından kaynaklanan hukuki statüsü sistematik olarak çiğnenmeye devam ediyor.

Yönetim, devlet politikası gereği Batı Trakya Türklerinin kazanılmış haklarını ortadan kaldırırken, aynı zamanda kendi hukukunu da çiğnemektedir. Anayasaya, temel insan ve Azınlık haklarına tamamen aykırı bir şekilde kendi vatandaşı olan Batı Trakya Türklerinin basın ve dini kuruluş mensuplarını adli tacizlerle baskı altında tutmaya çalışıyor. Amaç, Batı Trakya Türklerinin resmi azınlık statüsünü belirleyen hukukunu ortadan kaldırarak Batı Trakya’yı Türk Toplumu için yaşanamaz hale getirmek. Türklere iki seçenek sunuluyor: Ya kendilerine dayatılan suni kimlik ve devlet rejimini kabul ederek asimilasyona razı olacaklar, ya da asırlardır yaşadıkları vatanı terk edecekler.

Batı Trakya’da yönetimin uyguladığı azınlık politikası ile aslında etnik temizlik amaçlanmaktadır. Devlet politikasını çizen ve devlet mekanizması denen yapıyı oluşturan unsurlar devletin beka/varlık politikasını Türkiye, dolayısıyla Türk ve İslam düşmanlığı üzerine bina ettiği için, Yunanistan topraklarında farklı kimlik ve özellikle de özel ve özerk haklara sahip Türk toplumunun varlığı “milli tehlike” olarak algılanarak yaşamasına müsade edilmiyor. Adı Türk ve İslam olan her şey hedeftir ve Yunanistan topraklarında barınmasına asla ve kat’a müsade edilemez, müsamaha gösterilemez.

Yunanistan topraklarında Türk ve İslam adıyla bir yapı ve toplumun barınmasına/yaşamasına tahammülsüzlüğün en bariz örnekleri Batı Trakya’da Müslüman Türk Cemaatinin maruz kaldığı haksızlıklar ve zulumdür. İşte bu hafta Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif’e verilen 80 günlük hapis cezası da bunların son örneklerindendir. Azınlığımza yönelik uygulanan baskıların bariz örneklerinden biri de Batı Trakya Türklerinin gazetesi Millet’in çarptırıldığı ağır cezalardır. Gazetenin sahipleri ve yazarlarının 14 yıldır çarptırıldıkları yüz binlerce euroluk para ve aylarca hapis cezaları ile günlük iş ve yaşam koşulları zorlaştırılmıştır. Banka hesaplarına haciz konan Millet gazetesinin sahipleri ayakta kalma mücadelesi vermektedirler.

Gazetemizin elinizdeki sayısını baskıya hazırlarken gelen son mahkeme celbi de haftaya manşetten detaylarıyla vereceğimiz bir başka baskı örneğidir. Devletin Batı Trakya Türkleri’ne dayattığı (artık emekli) atanmış sözde müftülere hakaret gerekçesiyle açılan ceza davasının sonucu şahsımın ve gazetemizin yazarı Feyzullah Hasankahya’nın 15’er ay hapis cezalarına çarptırılması ile sonuçlanmıştı. Anlaşmalara, Müslüman Türk Cemaatinin iradesine ve İslam’a aykırı bir şekilde devlet tarafından oturdukları makamda ehliyet, liyakat ve icraat açısından tartışılır hale geldikleri için yine devlet tarafından rızaları olmadan emekliye sevkedilen sözde müftüler, anlaşılan bu kez yine desteklendikleri Türk ve İslam karşıtı çevrelerin güdümünde açtıkları tazminat davası ile toplamda 220 bin euro tahsil edilmezse birer yıl hapis cezasına çarptırılmamızı talep ediyorlar.

Devletin yürüttüğü mevcut azınlık politikasının mantıken ve hukuken izah edilir hiçbir tarafı yoktur. Çünkü bu politika mantık ve hukuk üzerine değil, korku, kin ve düşmanlık üzerine bina edilmiş ve buna göre yürütülmektedir.

Haksız bir şekilde işgal edilen müftülüklerde dayatılan müftüleri, azınlık tarafından kabul görmediği için “sahte” ve “sözde” müftüler olarak niteleyen Millet gazetesinin yazarlarını devlet “memurlarına hakaret” gerekçesiyle astronomik para ve hapis cezalarına çarptırıyor.

Kendi memurlarına sözde hakaret edildiği gerekçesiyle Batı Trakya Türklerine ceza yağdıran devlet mekanizması, dindaş ve soydaşlarıyla Cuma namazı kıldığı için seçilmiş müftüyü “makam gaspı” suçlamasıyla cezalandırarak şahsında toplumumuza hakaret etmektedir. Kendi memurunun itibarını koruyanlar, Batı Trakya Türklerinin seçtiği dini reisini aşağılayarak toplulumumuzu itibarsızlaştırmaya çalışıyor.

Nerden tutsanız tutarsızlık, nerden baksanız dengesizlik ve sonu belirsizlik olan bir devlet anlayışı ile karşı karşıyayız. Bu devlet anlayışının değişmeye niyetli olmadığı da aşikar. Yani Yunanistan’da hükümetler değişse de devlet politikaları değişmiyor. Batı Trakya Türklerine yönelik yürütülen devlet politikası bunun açık göstergesidir. SİRİZANEL gitti diye bir şey değişmedi. ÇİPRAS gitti, MİÇOTAKİS geldi. Bir piyon gitti, bir başka piyon geldi. Devlet mekanizması için hükümetler sadece piyondur. Devlet mekanizmasının baronları ne derse onu yapmak zorundalar. Yapmazlarsa iktidardan düşürülüp bir başkası ile değiştiriliyorlar. Yunanistan’da olan budur. Devlet denilen yapı çarpık ve çürük bir Türk ve İslam düşmanı zihniyetin etkisinde hareket ederek ülkeyi belirsizliğe doğru sürüklüyor.

Yunanistan, dönemin emperyal güçlerince Osmanlı’dan koparılarak müstakil bir devlet olarak var olmaya çalıştığından beri, varlığını ve bekasını en büyük düşman olarak bellediği Osmanlı’nın devamı olan Türkiye’ye ve dolayısıyla Türkiye’nin temsil ettiği Türk ve İslam değerlerine karşı olmaya bağlamıştır. Helenizmin hamisi olarak kendini tanımlayan Doğu Rum Ortodoks Kilisesi’nin (Patrikhane) bir doktrini olarak Yunan devletinin milli politikalarını şekillendiren bu zihniyet değişmedikçe, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinde hiçbir değişiklik olmaz. Türk Yunan ilişkilerinin temel meseleleri olan Kıbrıs, Ege ve Batı Trakya konusunda süren anlşamazlıklar asla çözüme kavuşmaz.

Türk Yunan ilişkilerinin düzelmesinin anahtarı, Türkiye’yi, Batı Trakya Türk Toplumunu, Türk ve İslam kimliğini en büyük milli tehdit ve beka sorunu olarak belleyen devlet anlayışının değişmesidir. Çözüm, kimliğimizin; milli ve manevi değerlerimizin tehdit olarak algılanmasına sebep olan zihniyetin tasfiye edilmesidir.

Rum Ortodoks Kilisesi’nin devlet ideolojisi haline gelen ve barışı tehdit eden radikal öğretileri ve propagandasına ulusal ve uluslararası alanda kısıtlama getirilmedikçe veya bunlardan vazgeçilmedikçe, herhangi bir hükümet veya politikacıdan olumlu adım beklemek nafiledir. Nafile beklentiler içerisinde olanların da artık bunu anlaması lazım. Anlamadıysa da çok yakında anlar diye düşünüyorum.

Son söz: Sorunların kaynağı çarpık ve çürük zihniyetlerdir. Zihniyetler; kafa yapıları olumlu anlamda şekillenmedikçe dünyaya barış ve huzur gelmez.
Yazarın Diğer YazılarıYunanistan’da Türklerle yan yana oturmak dahi hainliktirBatı Trakya Türkleri kalkınmasın diye ülkeyi batırıyorlarBatı Trakya'da Türk yoktur diyenler, Türkiye'de Helenizm ile meşgulDavasına sahip çıkan Medrese öğrencilerine Azınlık sahip çıktıHer şeye rağmen Azınlık Eğitimi için direnişe devamGüncel HaberlerBatı Trakya Türklerine yapılan haksızlıklar AGİT bünyesindeki konferansta bir kez daha anlatıldıYunanistan'da 17 Kasım Direnişi'nin yıl dönümü anma etkinlikleri başladıSuların yükseldiği Venedik'te zarar yaklaşık 1 milyar euroBab'da PKK/YPG'den bombalı terör saldırısı: 18 ölüBatı Trakya Türklerine bir tuzak daha mı?
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech