LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Tekrarlanan yalanlar gün gelir gerçeğimiz olur23 Kasım 2019Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Senelerdir kendi içimizde yaptığımız, ilk olarak kendimizin inandığı ve devamında etrafımızdaki insanları inandırmaya çalıştığımız yalanlar. Yani işimize nasıl gelirse...

Mesela politikacılar, ben kendimi bildim bileli tütün primleri ve kilosu ile oy topladılar. Rençperi o kadar inandırdılar ki, ‘”Bu primler bitiyor, tütünü artık AB istemiyor.” diyenleri neredeyse hain ilan edecekti bu halk. Evet, bugüne kadar bu konuda yalanlar söylendi ve söylenmeye de devam ediliyor. Fakat görünen o ki, başlığımızda olduğu gibi üretici buna çok inanmış. Hatta bazıları, çok yakında bir puro fabrikasının kurulacağına bile inanıyor.

Yukarıda örneğini verdiğimiz olay, “Tekrarlanan yalanlar gün gelir gerçeğe dönüşür’’  taktiğidir. Çoğunlukla Nazi Propaganda Bakanı Jospeh Goebbels tarafından kullanılmıştır ve Adolf Hitler’in de gerçek hayatta sloganlarını son kişi anlayıncaya dek tekrar edilmelerini istemesi, bu taktiği çok iyi bildiğinin bir ispatıdır. Ama görüyoruz ki, bu algı operasyonları günümüzde de devam ediyor. Yani nedir olay? Bir yalanın daha inanılır olmasını istiyorsanız, o zaman tekrarlayın, ama duyulmasına da özen gösterin. Çünkü insanlar her zaman kendisine uygun ve onun fikrini benimseyen şeyleri severler. Bu da ön planda olan kişilerin işlerini kolaylaştırır.

Zaten tekrarlama işi hayatımızın her safhasında karşımıza çıkmıyor mu? Sadece politikacılarla değil, sosyal medyada, reklamlarda, haberlerde v.s. Ve neticede işimize gelenler bize doğru olmaya başlıyor. Kelimeler o zaman kulağa daha bir hoş geliyor, çünkü duymak istediklerimiz zaten onlar. Beyini yormadan benimsemek, çoğunluğun kabul ettiğini kabullenmek, bunlara zaman ayırmaktansa söylenenlere inanmak ve tüm işlerimizi deyim yerindeyse avukata vermek. İşte bütün mesele bu…

En sonunda da beyin öyle bir tembelleşiyor ki, bu durumları analiz etmek yerine insan sezgileri ile hareket ediyor, çünkü o çok daha kolay. Ve bu durumda çoğunluk da aynı şekilde hareket etmeye başlıyor ki, sormayın gitsin, herkes memnun, alan da satan da. Yani İzmit Kocaeli pişmaniyesinde olduğu gibi alan da pişman satan da pişman olayı burada pek yok, olsa bile kimse kimseye söyleyemiyor zaten.

Cepler hovarda olsa da, beyinler cimrileşiyor zamanla, her şeyin kolayına kaçıyor insan artık. Eğer iddia edilen ve tekrarlanan konuya çok kişi onay veriyorsa doğruluğu da zaten tescillenmiş oluyor, kaynağa gerek yok. Ondan sonra ver elini bir o mahkeme, bir bu mahkeme.

Sorguladığın zaman da kötü oluyorsun tabii, çünkü bilir kişiler çoğunlukta burada. Bir tarafta konuştuktan sonra düşünenler, diğer tarafta konuşmadan bile ahkam kesebilenler, sonra halk neden böyle oldu, neden bu kadar değişti yaygaraları. Halk mı değişti,  yoksa yedikleri kazıklarla bu halk tecrübe sahibi mi oldu? Bu hakikaten tartışılması gereken bir konu.

Gerçeklerin artık çok kolay bulunabileceği bir dönemde yaşamak, dünyada istenilen her bilgiye  çok kolay ulaşabilmek aslında büyük bir nimet. Gerçekler önemli, fakat kaynağını da güzel araştırmak gerek. Kulaktan kulağa dolaşan ve yüzümüze karşı tekrarlanan yalanlarla gerçeklerin birbirine karışması, bu dünyayı da yaşanmaz hale getirir ki, şu anda yapılan zaten odur. Tekrar etmek ve inandırmak. Tekrarları dinlemeden önce, düşünmekte fayda var…

Unutmayın, gerçek dostlar ve arkadaşlar kaybolduğunda terapistler ve psikologlar ortaya çıkar. Eski güvenilir aile ve komşular kaybolduğunda da avukat ve hakimler ortaya çıkar. Zaten bu modern toplumlarda yalan artık baş tacıdır. Herkes kendini baştan yaratmak ve bu topluma kabul ettirmek için uğraşırken, aslında kendi kimliğini kaybeder, yalanlarla yaşayan bir insan haline gelir ki, bu da vicdanı ortadan kaldırır. Nitekim bu, vicdansız ve önyargılı bir toplum oluşmasına kadar gider. Ama ben senin doğrularını yanlışlarını yargılamıyorum sende benimkileri yargılama, algısı oluşmaya başlar ki, bu da kendi inançlarına saygılı insanları ortadan kaldırır.

Sonuç mu? Artık toplum, kendisine yardımcı olacak avukat, ekonomist, terapist ve politikacıların onlara yol göstermesini bekler.

Bekler, bekler, bekler… Ondan sonra da bu ademi nasıl bilirdiniz diye sorar birileri bir gün.

Hadi bakalım hoşça kalın, bu hafta da bu kadar yeter. Her şey gönlünüzce olsun…

Yazarın Diğer Yazılarıİş yok, gösteriş varDuyarsızlaşma eşittir yalamalık...Dönme DolapGizli yeteneklerHariçten gazel okumakGüncel HaberlerGümülcineli 15 yaşındaki Nafiye Almanya’da kayıpDer Spiegel, Yunanistan'ın düzensiz göçmenleri zorla geri gönderme görüntülerini yayınladıSerrac: Libya'yı üssünüz yapmayı hayal etmeyinİngiltere Başbakanı Johnson: AB'den 31 Ocak'ta ayrılacağızİngiltere'de Johnson tek başına iktidara geldi
© MİLLET MEDYA 2019 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech