LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Batı Trakya’da sekülerleşme12 Ocak 2020Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Sekülerleşme, modernleşmeyle birlikte çok sık tartışılan bir olgu haline geldi. Sekülerleşme ile birlikte tartışılan ve genellikle karıştırılan bir diğer kavram da laikliktir. Bu yazıda da Batı Trakya’nın modernleşme serüveni bağlamında sekülerleşme ve laiklik pratikleriyle ilgili bir tablo sunmaya çalışacağım.

Öncelikle sekülerleşme ile laiklik arasındaki ayrımı netleştirmek gerekirse, laiklik devlet bazlı düşünülmesi gereken ve vatandaşlarına muamele konusunda herhangi bir dini öncelemeyen bir sistem şeklinde akıllara gelir. Sekülerlik ise tam tersi sosyali ilgilendiren bir olgu olup, insanların kutsal olan yerine dünyevi olanı öncelemesi örneği verilebilir.

Tabii, bu mesele bu kadar net tanımlarla bırakılmamalı, çünkü bakıldığında dünyada birçok farklı laiklik biçimleri mevcuttur. Örneğin, Fransa tecrübesinde, bunun baskılı bir laiklik modeli olup devletten yurttaşlara bütün kesimlere uygulandığı görülür, öte yandan İngiltere’de Anglikan Kilisesi Kral/Kraliçe’ye bağlıdır. Amerikan örneğinde ise üniversitelerin büyük bir kısmının kilise vakfına bağlı olduğu görülür. Görüldüğü gibi her ülke kendi ihtiyaçları doğrultusunda laiklik sistemini üretmekte ve dönüştürebilmektedir. Son yıllarda Türkiye’de de görüldüğü gibi baskıcı Fransız laiklik modelinin yerini daha çok serbestliği önceleyen bir laiklik modeline bıraktığı görülmektedir.

--- -- ---

Peki Batı Trakya’da durum nedir? Öncelikle Yunanistan’ın laik bir devlet olmayıp Patrikhane’ye bağlı olduğunu, öte yandan ise halkın git gide sekülerleştiğini söyleyebiliriz. Ne var ki, son yıllarda azınlığın dini kurumlarına yapılan müdahalelerle devletin laikliği kendisinden önce azınlığa getireceğe benziyor.

Halk nezdinde bakıldığında ise bir kırılma noktasına işaret etmekte yarar var. Uzun yıllar devam eden yasak bölge uygulaması, azınlığın tabir yerindeyse bir gettoda yaşamasına ve anaakım toplumla kaynaşamamasına sebep olmuştur. Böyle bir ortamda, köyün dışına ancak senede bir iki defa çıkabilmiş insanlar sahip oldukları kutsala sımsıkı sarılmışlar, onu bırakmak istememişlerdi. Öyle bir kutsal ki, saçı uzatmanın, camide takke giymemenin, kravat takmanın büyük günah olduğu bir kutsal. Şehirde oturan önde gelen din adamları da köylerde halkı ziyaret ederken bu kutsal kapsamındaki günahları işlememeleri konusunda onları uyarmış, kadınların örtünmesine ise özellikle vurgu yapmışlar, üstelik kendi aile fertleri bu örtünme ermine uymuyorken bu uyarıları dile getirmişlerdi. Buna getirilecek itiraza verilen cevap ise, “kasabada böyle olmak lazım” şeklindeymiş.

Uzun yıllar devam eden baskılar Batı Trakya insanını öyle bir duruma getirmişti ki, Cemil Meriç’in Türk aydınıyla ilgili  söylediği “dünyanın bütün akıl hastaneleri bizim entelijansiyamızın yanında aklıselim mihrakı” sözünü hatırlatıyor, cümledeki entelijansiya yerine bize ‘Batı Trakya insanı’ kalıbını ikame ettiriyor. Gerçekten de o dönemki kapalı bölge ne sadece bir kapalı bölge ne de sadece bir getto, tam anlamıyla bir akıl hastanesiydi, zira içinde mantık kuralları doğrultusunda aklını kullanarak hareket eden birini görmek imkansıza yakın bir şeydi.

Sonra birden bire o kapılar açıldı, o sınırda duran memurlar ortadan kalktı, o beyaz özel giriş kimliklerine de gerek kalmadı. Batı Trakya’nın Balkan bölgesindeki insanlar artık, teneffüse koşa koşa birbirini ite kaka çıkan öğrencilere döndü. Müthiş baskıların yerini bu açılımın alması, ani bir şuursuzluk getirdi. İnsanlar artık şehre daha sık iniyor, ama hala akıl hastasından beter hepsi, üstelik bu sefer hastanenin içinde de değiller. Eskiden fiziksel baskılarla sindirilen halka artık özgürlüğün kokusu tattırılarak uyuşturuluyor.

Fakat, sekülerleşme yolundaki bir diğer önemli nokta da sıradan bir halk gibi sekülerleşmediğimiz. Sözgelimi, Türkiye’de son yıllarda sekülerleşmenin arttığı gözlemlenmekte, hatta dindar bir nesil inşa etmek için açılan imam-hatip okullarında deist öğrencilerin ortaya çıktığı haberleri son zamanlarda medyada fazlasıyla yer almakta. Batı Trakya’da ise kendini Müslüman olarak tanımlamayan insanların sayılarının belli oranda kaldığını, bunların artmadığını gözlemliyoruz, fakat onun yerine sekülerleşme bir hayli artmaktadır. Ancak sekülerleşme, Türkiye örneğindeki gibi namaz kılmanın dinde yeri olmadığını göstererek, alkol içmenin haram olmadığını iddia ederek veyahut tesettürün eski çağlara ait bir uygulama olduğunu belirterek değil, bütün bunların dinin bir emri olduğunun farkında olup, “Allah beni affetsin” mantığıyla hareket edildiği görülmektedir.

Son olarak, Batı Trakya’da sekülerleşme boyutunu yasak bölge uygulaması merkezinden yorumladığımı özellikle belirtmek istiyorum. Balkan kolunda yaşayanların dışında bir sekülerleşme durumunu gözlemlemek de mümkün. Bu durum, diğer bazı unsurları gözden kaçırdığım şeklinde yorumlanabilir fakat merkez sorun olarak yasak bölge uygulaması bize bütünün resmini görme imkanı vermektedir. Daha net olmak gerekirse, Batı Trakya’nın sekülerleşmesi, Balkan kolu dahil olduğunda tamamlanmıştır.
Yazarın Diğer YazılarıGöçmenin poğaçayla, akademisyenin de göçmenle tanışmasıDevletlerin göçmen algısını belirleyen nedir?‘Azınlık’ kavramının klasik kategorileştirilmesine bir eleştiriBatı Trakya’da sosyo-kültürel yapının bölünmesi, kutuplaşması ve dağılmasındaki iç sebeplerSosyal medyada mikro-faşizmGüncel HaberlerYassıköy Belediyesi muhalefetinden “maaş bağışı” önerisiAB Kovid-19 tedbirlerini onayladıKoronavirüs salgınında son 24 saatDünya genelinde Kovid-19 vaka sayısı 750 bini geçtiYassıköy Belediye Başkanı Önder Mümin’den örnek davranış
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech