LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Azınlık Eğitimi: İhtiyatlı olmak, ön yargılı olmamak11 Şubat 2020Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Rodop-Meriç İlleri Selânik Özel Pedagoji Akademisi Mezunu Öğretmenler Derneği ve Rodop İli İlköğretim Öğretmenleri Derneği “Tris İerarhes” Yönetim Kurulları ilk defa bir resmi görüşme gerçekleştirdiler.

Derneklerin ortak açıklamasında şu iki paragraf dikkat çekiyor:

“Bu tarihi görüşme, iki derneğin Azınlık çocuklarının eğitim haklarının ve dahi eğitimcilerin özlük ve diğer haklarının korunması yönünde işbirliği, verimli istişare ve ortak mücadele arzularını belgelemektedir.

Görüşmede birçok konu ele alındı ve bir dizi netice elde edildi; ki bunlar, bir yandan her iki derneğin görüşlerini yansıtmakta, diğer yandan daha detaylı mütalaanın ve daha somut önerilerin yolunu açmaktadır.” 

Bu görüşmeden çıkan kararla anladık ki, aslında her şeye şüphe ile bakmak, şüpheyle yaklaşmak bazen yanlışmış. Aslında bu iki ayrı toplumda iyi insanlar da varmış. İster mesleğine saygıdan dolayı, ister bu “düşmanlığın” gerçek anlamda bir eğitimle biteceğine inanmış olduğundan dolayı bu konuda hemfikir kişilerin de olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Ben bizim iyi niyetli yaklaşmamızda hayır olduğuna inananlardanım. Biz iyi niyetle yaklaşalım, işin içinde iş varsa onu zaman ortaya çıkaracaktır zaten. İyi niyetin olduğu yerde art niyet fazla saklanamaz. Yeter ki, zamanında farkedilmiş olsun.

Evhama ve ön yargılara şüphelerle yaşamak ne kadar doğru?

Günümüz dünyasında ve özellikle yaşadığımız bölgede tabii ki her şeye ihtiyatlı yaklaşmak adeta farz gibidir. Belki başka yerlerde olsak sünnet veya müstehap sayılırdı, ama bölgemizde -Teşbihte hata olmaz- farzdır. Tamam dikkatli olacağız, şüpheyle yaklaşacağız bilmediğimiz meselelere, ama bunu adeta bir paranoyaya dönüştürüp her şeyi baştan reddedecek bir evhama ve ön yargıya dönüştürmemek lazım. Bu şekilde olursa işler lehimize değil, aleyhimize olur. Evet, iyi diye sunulan şeylerin aslında çoğu zaman kötü olduğunu gördük. Tarih boyunca yönetimler bize hep tuzak kurmak, çuvala sokmak istedi icraatlarıyla. Biz de bu yüzden hep kabuğumuza çekilerek aşırı korumacı bir psikolojiyle bu kez her şeye ve herkese “acaba bunda da ne hınzırlık var” şüphesiyle yaklaştık. Neticede olur olmaz her şeye ve herkese kapımızı kapattık.

Yıllarca hep şüpheyle yaşamadı mı bu azınlık? Yıllarca çıkartılan kanunlardan tutun da, bize insan gibi davranan yabancılardan hep şüphe duymadı mı bu azınlık? Evet öyle, çünkü bizi o hale soktular, yapılanların aslında daha çok aleyhimize olduğunu söylediler. Fakat sıkça unutulan bir şey vardı; ''Her yerde az da olsa aslında iyi şeylerin ve insanların da bulunduğunu''... Bu sanki hep gözden kaçırıldı. Bu noktada hem azınlık hem çoğunluk tarafından azınlık üzerinden menfaat sağlayanların payı var ve bunlar da bunu istedi hep. İşte o sebepten dolayı da azınlık insanı hep kendi içine kapandı, dışarıya açılamadı bir türlü. Problemlerini hep kendi içinde çözmeye çalıştı, kendi etkinliklerine katıldı ve kendi dilinde konuşan insanlarla birlikte olmaya çalıştı. Bunu fark eden bazı azınlık karşıtı devlet yetkilileri de, bu sefer o güvenebileceğimiz veya bizden olan kişileri kandırıp oyunbozanlık yaptırdı. Bunu da güzel becerdi aslında. Çünkü bizden olan, bizleri daha çok karıştırabilirdi. Asıl suçlular da tereyağından kıl çeker gibi bir köşeden bakıp yardım ellerini uzatabileceklerini ima ederek ellerini ovuşturdular hep. Birileri siyasi görüşlere alet edilirken diğerleri de düşmanlıklarıyla ön plana çıktı hep.

Tamam evet, bunlar yıllardan beri oluyor zaten, ama buna rağmen yine de bu, etrafımızda iyi insanlar yok, bizimle aynı düşünen insanlar yok anlamına gelmiyor. Belki de biz onlara kendimizi güzel anlatamıyoruz, kim bilir? Belki de bazılarının oyunlarına gelerek biz açılmak istemiyoruz. Bugüne kadar yaptığımız açılım belki de bize yetiyor, ya da ne bileyim ben çoğunlukla birlikte belki de azınlıktaki bazı kişiler de bunu istemiyor.

Yıllardır biz gazeteciler bile bölgemizde olan fakat bizden olmayan etkinliklere gitmekte tereddüt ettik hep, ama aslında Yunan gazeteciler bizim tüm etkinliklerimize katıldı. Yıllardır bölgemizde yazılan yazılar sadece ana dilimizde, yani Türkçe dillendiriliyor. Yunanca tercümeli haberler yazılmaya başlayalı kaç sene oldu dersiniz? Dua edelim ki Türkçe haberleri Yunancaya çeviren siteler çıktı da, bizim de aklımız başımıza geldi. 

Sahi bu iki ayrı derneğin haberini Türk Azınlık karşıtı TourkikaNea haber sitesi neden yapmadı sizce? Yoksa okuyucularının kafasına böyle dostluk ve barış mesajları veren, ya da azınlık eğitimini yakından ilgilendiren ve azınlık lehine olabilecek haberleri sitesinde yayınlamak mı istemiyor bazıları? Mesela daha Gagauzya'dan kalkıp da buralara ana dilleri Türkçe'yi kutlamak için gelen Gagauzları da haber yapmamışlardı. Neden? Çünkü Hristiyan olan Gagauzların burada GTGB ile Türkçe dilini kutlamaları okuyucuları için abes kaçardı. Çünkü amaç iki toplumun bir arada uyumlu bir şekilde yaşaması değil, bu toplumların arasında nifak tohumları ekilerek birbirine sokmaktı. Kısacası kendi isteklerine uygun beyin yıkamaktı. Belki bazen sadece düşüncede kaldı bazen de belki pratiğe geçti. Baktığımızda pratiğe geçmiş şeklinde hedefe ulaşılabilmek için de, çoğu kez yine iş bizim insanımıza düştü. İşte bu sebepten dolayıdır ki, nerede Yunanlar ile Türklerin veya onların deyişiyle (Hıristiyanlarla Müslümanların) birlikte bu ülkenin demokrasisine uygun bir davranış sergileniyor, nerede iki ayrı halkın birlikte çalışmaları söz konusu, işte o zaman faaliyete maalesef derin devlet giriyor. Ve ne yazık ki yine bizim içimizden birileri ile ya çamur attırıyor, iftiralar ettiriyor, ya da farklı bir şekilde engelleyebiliyorsa engelliyor.

Artık bunlara kanmayalım diyorum arkadaşlar. Muhakkak ki, bizim gibi düşünen veya hakikaten mesleği gereği kendi ilke ve kurallarına uygun bir şekilde diğer farklı ırk ve dine mensup insanlara karşı saygılı bir şekilde işini yapmaya çalışan insanlar muhakkak var. Önemli olan onları bulabilmek. Kendi içimizde kargaşa çıkarmak değil diye düşünenlerdenim, yanlış mı yapıyorum?

Mesela bu konuda yaşamış olduğum bir anımı da anlatmak isterim. Yıllar önce herhalde 2004 yılı olacak, kızımın ilkokul dönemlerinde bu Azınlık ferdi öğretmenleri Yunanca müfredatı için azınlık okullarına gönderildi. Ve bu pilot uygulamanın şanslılarından biri de bizim Kırmahalle okuluydu. Öğretmenler çocuklarla Yunanca dersi yaparken zorlandıkları yerde Türkçe de yardım ediyorlardı, bu şekilde çocuklar her ne hikmetse Yunancayı daha hızlı bir şekilde öğrenmeye başladı. Ve tesadüfe bakın ki, bu uygulama yine her ne hikmetse devam etmedi ve bir kanunla yürürlükten kalktı. Şimdi burada ben mi çocuğuma Yunancayı öğretmek istemedim, yoksa bu kanunları uygulamaya sokan yetkililer mi? Cevap aslında belli... Başarılı gibi görünen bir uygulamayı kaldıranlar bu sorunun cevabını vermeliler aslında.

Şimdi yeniden soruyorum sizlere, acaba ben mi yanlış yapıyorum? Farklı fikirleri olanlar varsa saygı duyarım ama, kendi aramızda bunları da tartışmak isterim.

Her zaman doğruların konuşulması ve şahsi çıkarların arka planda bırakılması ve sadece ben yaparım değil, biz bir birlikte yaparız düşüncesinin artık hafızalara kazınması temennisiyle hoşça kalın, dostça kalın...

 

Yazarın Diğer YazılarıGöç yolunda kırlangıç misali bekleyişOn parmağımızda on marifetYaptıklarımızla mı, söylediklerimizle mi anılmak istiyoruz?Kendine kadar Türk, kendine kadar Müslüman olacaksın, fazlası yasakİş yok, gösteriş varGüncel HaberlerTürkiye’den dönen öğrenciler 14 günlük karantina için otellere yerleştirildiKoronavirüs salgınında son 24 saatDünya Sağlık Örgütü: Koronavirüs aşısı minimum 12-18 ay uzaktaŞahinli iş adamlarından örnek davranışABD basını korona haberinde Hz. Muhammed'i örnek gösterdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech