LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
İslâmolog Dudos, müteveffa tayinli müftüyü “Agios” mertebesine layık gördü – 212 Şubat 2020Feyzullah Hasankâhya

Garbi Trakya coğrafyası, küresel emperyalist güçler tarafından Yunanistan’a verildikten sonra, İstanbul Rum despotluğu ve Yunan derin devleti, sistematik bir şekilde Garbi Trakya Müslüman Türk Toplumunu, Ehlisünnet çizgisinden uzaklaştırmak, Türk düşmanı Helen Müslüman bir topluma dönüştürmek için, azınlık tarihi boyunca her türlü Bizans oyunu ve entrikalarını sergilemeye devam etmişlerdir.

Uluslararası Lozan Barış Antlaşması’na göre özerk olan müftülüklerin, vakıfların, okulların ve medreselerin başına, Yunanistan’ın resmi azınlık siyasetini savunacak Türk ve toplum düşmanı yöneticiler yerleştirildi. İstanbul Rum despotluğu zihniyetiyle kurgulanan yapay Helen Müslüman toplumun başına despottan bozma bir din baronuna şiddetle ihtiyaç duyuluyordu. Çünkü bu din baronuna çok özel roller biçiliyordu.

Bu din baronunun en önemli görevleri arasında; Garbi Trakya Müslüman Türk Toplumunun yüzyıllara dayanan Ehlisünnet Türk çizgisi geçmişiyle her türlü bağını koparmak, uydurulan efsane hikâyelere uygun, Helen Müslüman kimliğiyle vaftiz edilmiş yapay bir toplum ihdas etmek yer almaktaydı. Ehlisünnet çizgisine bağlı olan Müslüman Türk Toplumunun karşısında, Yunan derin devletinin dayattığı Helen Müslüman kimliği ve azınlık siyasetinin propagandasını savunma görevini tayinli din ve toplum baronları gönüllü olarak üstlenmişlerdir.

Hiçbir din ve ahlâkla bağdaşmayan yalan, iftira ve çarpıtmaların ürünü olan bu insanlık dışı azınlık siyasetinin amentüsü şu dogmalara dayandırılıyordu: “Garbi Trakya’da yaşayan azınlık, millî bir azınlık değil, dinî bir azınlıktır.” Yani Garbi Trakya’da yaşayan Müslümanların Türk milletiyle hiçbir alâkaları yoktur. “Türkler tarafından zorla Müslümanlaştırılmış Helen Müslümanlardır.” Dolayısıyla “aslen Helen olan bu Müslümanları tekrar asıllarına, yani Helenizme ve Hıristiyanlığa döndürmek Yunanistan’ın millî, Patrikhanenin ise dinî bir görevidir.” Bu inanç, Yunanistan’ın millî ideolojisi ve Patrikhanenin vazgeçilmez dogmalarıdır.

Aynı siyaset Kıbrıs Türkleri için de geçerlidir. Daha birkaç ay önce Kıbrıs Başpiskoposu, lise öğrencilerine vaaz ederken Kıbrıs Türkleri için: “Onlara iyi davranın, onlar aslında Hıristiyan’dır, Türkler tarafından zorla Müslümanlaştırılmışlardır, onları asıllarına döndürmemiz için mücadele vermemiz lâzım.” KKTC Cumhurbaşkanı ve Bizans ruhlu Kıbrıslı sözde Türker bunları duymuyorlar mı, okumuyorlar mı? Kıbrıs’ta Bizans ruhlu Makarios severler, Avrupa Birliği vatandaşlığının ne anlama geldiğini ve ne kazandırdığını merak ediyorlarsa ve kendi gözleriyle görmek istiyorlarsa, buyursunlar Garbi Trakya’ya gelsinler, 40 yıl sonraki hallerini görsünler. 40 yıldan beri Avrupa Birliği vatandaşı olan Garbi Trakya Türklerinin ne kadar geliştiğini ve neler kazandıklarını görsünler ve ibret alsınlar ve ona göre Rum ve Patrikhane hegemonyasına heveslensinler.

Yunanistan’ın resmi azınlık siyaseti şöyledir: “Yunan devleti, Garbi Trakya’da yaşayan Helen Müslüman azınlığı hiçbir ayırıma tabi tutmuyor, her türlü hakkını fazlasıyla veriyor ve koruyor. Yunan devleti, Müslümanların haklarının korunması ve demokratik davranışıyla dünyada örnek bir ülkedir. Türkiye, Garbi Trakya’da yaşayan Helen Müslümanları zorla Türkleştirmek için baskı uyguluyor, bölgede yaşanan sorunların kaynağıdır.”

Bu tür palavraların, yalanların ve iftiraların propagandasını yapmak için, toplumumuza dayatılan tayinli müftülerin riyasetinde, gönüllü 240 Helen Müslüman lejyönerler çetesini devşirdiler.

Bu tiplerin dünyada örnekleri çoktur. Ne yazık ki insanoğlu, şahsi ihtiraslarını ve nefsanî arzularını tatmin etmek için çoğu zaman zaaflarına yenik düşmüştür. İnsanlık tarihi, dinlerine, milletlerine, vatanlarına ve her türlü mukaddes değerlerine ihanet etmiş insanların ibretlik kalıntılarıyla doludur. Bozulan, çürüyen ve tefessüh eden insanlar ve milletler ne kadar kalabalık ve güçlü olurlarsa olsunlar, kaybetmeye ve yok olmaya mahkûmdurlar. Ayakta kalan ve kıyamete kadar varlığını sürdürecek olan, insanlığın temiz fıtratını muhafaza eden toplumlar ve milletlerdir.

Bu bağlamda Garbi Trakya Müslüman Türkleri, bütün dünyaya paralel dinler ve mezhepler dayatmaya çalışan ‘ekümenist’ İstanbul Rum despotluğunun paralel din ve müftü dayatmalarına karşı büyük bir sabırla direnmiş, bütün mukaddes değerlerini muhafaza ederek, dünya sahnesinde var oluş mücadelesini başarıyla kazanmıştır. Bu onurlu mücadeleyi baltalamak ve sekteye uğratmak için, karanlık şer güçlerin maşaları olmaya tenezzül edenler ise, bu asil milletin yüz karaları olarak tarih sahnesinde yerlerini almaktan kurtulamayacaklardır. Gelecek nesillerine ve milletlerine ne kadar kötü ve ibretlik bir miras bıraktıklarını amel defterlerini görünce anlayacaklardır, lâkin çok geç olacaktır ve hiçbir faydası da olmayacaktır.

Ecdadımızın, ehlisünnet inancının muhafazası ve varlığını sürdürebilmesi için malını ve canını ortaya koyarak ihdas ettiği mukaddes değerleri ve kurumları tahrip etmek ve ortadan kaldırmak için gece gündüz uğraşan şer güçlerle işbirliği yapmaya tenezzül edenlerin düştükleri sefalet ve rezaletin tarifi mümkün değildir. Kuranı Kerim'in “düzeltme iddiasındaki bozguncular” tabiriyle ifade edilen tipler, hangi dine, hangi mezhebe ve hangi millete mensup olurlarsa olsunlar, zarardan başka bir faydaları söz konusu olamaz.

Yukarıda zikrettiğimiz karanlık güçler, Garbi Trakya Müslüman Türk Toplumunun mukaddes değerlerini tahrif ve tahrip etmek için yaptıkları yıkımları, müteveffa Helen Müslüman müftü  33 yıl boyunca sarık ve cübbesiyle perdelemeye çalışmıştır. Garbi Trakya’da İslâmi faaliyetler yürüttükleri, cami ve okullar inşa ve tamir ettikleri, 240 din görevlisini istihdam ettikleri bahaneleriyle Rabıta’dan, İslâm Bankası’ndan, Arap Emirlikleri’nden ve diğer İslâm ülkelerinden yıllarca yürüttükleri servetlerden eser yoktur.

Ecdadımızın bıraktığı vakıflar sürekli zarara uğratılmış, geçmiş dönemlerde vakıfların mütevelli heyetlerinde samimi bir şekilde hizmet etmek isteyen, yapılan usulsüzlükleri fark eden, itiraz eden ne kadar iyi niyetli mütevelliler olmuşsa tasfiye edilmiş, vakıflar adeta bir aile şirketi gibi yönetilmiştir. Müftülük bünyesinde, hiçbir faaliyet göstermeyen, hayali kadrolar ihdas edilerek sözde danışmanlar, İslâmologlar, tahrifatçı  oryantalistler, hukuk müşavirleri, mali müşavirler, basın ve halkla ilişkiler müşavirleri ve Garbi Trakya Müslüman Türk Toplumuna zarardan başka bir faydası olmayan pek çok yandaşa, vakıf ve müftülük kasalarından kazançlar sağlanmıştır.

Oysa İslâm vakıf emlâki ve müftülükleri, sadece Allah’ın rızası ve toplumun menfaatini düşünen ehil kişiler tarafından yönetilseydi, her yıl birkaç yeni daire ve dükkân değil, binalar kazandırılırdı. Bugün Garbi Trakya’nın din hizmetleri ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanması ve geliştirilmesi için gereken bina, araç ve gereçlerin en gelişmişlerine sahip olurduk. Din, vakıf, eğitim ve okul hizmetleri bugünkü çağdışı, rezil ve perişan vaziyette olmazdı. Müslüman Türk evlatları, onurlu bir şekilde her sahada herkesle yarışır ve başarıdan başarıya koşardı. Geri zekâlı muamelesine tabi tutularak, ayrıcalıklara ve binde beş kontenjanlara muhtaç kalmazdı. İstanbul Rum despotluğu ve Yunan devleti Müslüman Türklerin ne kadar başarılı olduklarını çok iyi bildikleri için, önce vakıflarımızı, müftülüklerimizi okullarımızı ve medreselerimizi işgal ettiler. Din hizmetlerinde ve eğitimde geri bırakmak için her türlü melaneti işlediler.

Bütün bu olumsuzluklara ve engellemelere rağmen, Garbi Trakya Müslüman Türkleri en ağır işlerde, en zor şartlarda mücadelesini sürdürerek, geleceğin teminatı olan yavrularını, kin, nefret, haset ve fesattan uzak bir şekilde, hiçbir ayırım yapmaksızın bütün insanlığa hizmet etmeleri için en iyi bir şekilde yetiştirmeye devam ediyorlar. Garbi Trakya, böyle başarılı saf ve temiz nesillerin hizmetleriyle kalkınacak, gelişecek ve tarihte hak ettiği yerini almaya devam edecektir.

Garbi Trakya Müslüman Türklerine, başarısız, geri zekâlı muamelesi yapan karanlık güçlerin melanetlerini perdelemek için ömrünü tüketenleri, öldükten sonra da usullerince taşeronlarını kullanmaya ve ödüllendirmeye devam etmektedirler. Müteveffa paralel müftü Cemali Meço’nun hukuk müşavirliğini ve avukatlığını uzun yıllar yapmış olan İslâmolog ve avukat G. Dudos, 20.12.2019 tarihinde müftünün vefatı anısına “Bir hakkaniyetlinin yitirilmesi. O Hazret Hafuz Cemali Meço…” başlığıyla internette bir matem yazısı yayımladı.

Dudos matem yazısına mistik ve kabalist bir hava vermek için hicri takvimi, seher vaktini, kameri ayı ve Cuma gününü büyük bir ustalıkla kullanıyor. “Birkaç gün önce, hicri 1441 yılının Rabi’al-Sani'nin 23’ünde Cuma günü sabaha karşı, Hazret Hafuz Cemali Meço sevgilisinin huzuruna geçti. 33 yıl boyunca Gümülcine Müftülüğü’ne ve bölge Müslümanlarına hizmet etti.” Bu ifadeleri okuyan, Garbi Trakya’da Patrikhane’nin nasıl faaliyet gösterdiğini, Meço Cemali'nin kimin müftüsü ve kime hizmet ettiğini bilmeyen sıradan bir okuyucu, "vay be! Yunanistan gibi bir ülkede 33 yıl müftülük hizmetinde bulunmak her yiğidin harcı değildir, ne mübarek, haşa peygamber gibi bir zat!" algısına sahip olur. Zaten kendisine “Agios”luk isnat eden, ehlisünnet ve Türk düşmanı şer güçlerin çektikleri algı operasyonunun ana gayesi de budur. Onun için Meço Cemali'nin kim olduğunu, kime ve neye hizmet ettiğini, nasıl ve kimlerin projesi olduğunu bir önceki yazımızda ve yukarıda imkân çerçevesinde izah etmeye çalıştık.

Dudos, yazısına şöyle devam ediyor: “İslâm ülkeleri tarafından (Türkiye hariç) büyük ulema olarak tanındı ve fevkalade saygı gördü. Zamanın eğitim bakanı tarafından, 2018 yılının yaz mevsiminde görevine son verilene kadar, Gümülcine’nin son müftüsü olarak var oldu…. Gümülcine müftüsü hafuz Cemali Meço’ya ‘hazret’ hitap unvanını isnat ediyorum. Çünkü gerçekten, ‘Theos’un bilgin ve ‘Agios’ bir insanıydı.”

Dudos’un yazısını analiz etmeye devam edeceğiz. Meço Cemali gerçekten büyük ulema mıydı? Hangi İslâm ülkeleri tarafından saygı gördü? “Son müftü”den kasıt nedir? “Agios”luk nedir, kime denir, kim ne zaman “Agios” tayin edilir, İslâm’da “agios”luk var mıdır? gibi sorulara cevaplar aramaya devam edeceğiz…
Yazarın Diğer Yazılarıİslâmolog G. Dudos, müteveffa tayinli müftüyü “Agios” mertebesine layık gördü - 1Yunan yönetiminin müftüleri hangi dine göre fetva veriyor?Patrikhane ve Yunanistan, Barış Pınarı Harekâtının neresinde? - IIPatrikhane ve Yunanistan Barış Pınarı Harekâtı'nın neresinde? (I)Batı Trakya’da Azınlık Sorunları çözülür mü?Güncel HaberlerTürkiye’den dönen öğrenciler 14 günlük karantina için otellere yerleştirildiKoronavirüs salgınında son 24 saatDünya Sağlık Örgütü: Koronavirüs aşısı minimum 12-18 ay uzaktaŞahinli iş adamlarından örnek davranışABD basını korona haberinde Hz. Muhammed'i örnek gösterdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech