LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Yunanistan’da “(Müslüman) göçmen avı” ve ardındaki kin(din)dar zihniyet05 Mart 2020Cengiz Ömercengiz.omer8@gmail.com

Irkçılık bir zehirdir ve devletimizin (FETÖ’cü olmayan Müslüman) göçmenlere yönelik siyasi tutumu ve insanlık dışı davranışıyla ne kadar zehirlenmiş olduğuna üzülerek şahit oluyoruz.

Her zaman söylüyorum, her yerde iyiler de var, kötüler de… Yunan toplumunun da her kesiminde iyisi de var kötüsü de… Askerin, siyasetçinin, devlet yetkilisinin, Ortodoks din adamının kötüsü olduğu gibi, iyisi de var. Genel olarak Yunan toplumu, yani halk iyidir, yardımsever ve vicdanlıdır. Ancak özellikle son zamanlarda Kilise’nin Türk ve İslam düşmanı ırkçı din adamlarının radikal söylemlerle cemaatini zehirlemesi sonucunda ırkçılık giderek artmaktadır. Devlet kademesi de Ortodoks Rum Kilisenin etkisi ve baskısıyla ne yazık ki, aşırı sağcı devlet anlayışını benimsemiş, Türk ve İslam düşmanı politikalar izlemiştir. Türkiye ile gergin ilişkiler, Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik baskılar ve insanlık dışı göçmen politikaları bu anlayışın birer sonucudur.

Yunanistan’da, bugünlerde adeta başka bir ülkenin saldırısına maruz kalınmış gibi paranoyak bir durum hâkim. Askerler ve içlerinde Neonazi Altın Şafak Örgütü ve Trakya’nın Koruyucuları isimli yerli ırkçı Türk İslam düşmanı grupların da yer aldığı silahlı milisler savaşa gider gibi sınıra uğurlanıyor. Batı Trakya’daki Kilise Mitropolitleri de bu Srebrenitsa’daki soykırımcıları andıran milislerin göçmenlere uygulayacakları şiddeti “dua” ile kutsuyor.

Hiyerarşik olarak doğudan İstanbul’daki Rum Patrikhanesi’ne bağlı bu Mitropolitler, din adamları değil de kin adamları gibi toplumu galeyana getiriyorlar. 2 Mart’ta Kastanies Sınır Kapısı’na giderek Yunan asker, polis ve ırkçı milislere kışkırtıcı söylemlerle destek verdiler. Açıklamaları tüyler ürpertici. Varsa yoksa Türkiye, Türk ve İslam düşmanlığı.

Din kisvesine bürünmüş bahsekonu kin adamları Yunanistan’da aslan kesiliyor, ama Türkiye'ye gittiklerinde Türk devletinin hoşgörüsünü öve öve bitiremiyorlar. Kendilerine normalde faaliyet gösteremeyecekleri birçok yerde dini yapı yenileme ve ayin yapma izni verdiği için Türk devletinin Cumhurbaşkanına methiyeler diziyorlar. Aynı kin adamları Batı Trakya Türk Azınlığı Yunanistan’dan benzer taleplerde bulunduğunda karşı çıkıyorlar. Türk kimliğini inkâr ederek Batı Trakya Türk Azınlığına düşman kesiliyorlar ve Yunan toplumunu da bu anlamda kışkırtıyorlar. Velhasıl, mide bulandırıcı bir ikiyüzlülük sergiliyorlar.

Gerek Kilisenin kin adamları ve gerekse bunların izindeki ırkçı medya ve siyasiler Türkiye ve Türklere; Türk ve İslam kimliğine saldırmak için fırsat kolluyorlar. Varsa yoksa Türk ve İslam düşmanlığı... Sınırlarına dayanan mülteciler değil de, sanki Türk Ordusu ve Yunanistan’ı istila etmek istiyormuş gibi bir hava estiriliyor. Göçmenler de insan değil, “Türkiye’nin Yunanistan’a karşı savaşında kullandığı bir silah”.

Sınırdaki organize Türk ve İslam düşmanlığının akıl babası olan Dimetoka Mitropoliti Damaskinos’un şu açıklaması Yunan devleti ve toplumunu zehirleyen kin adamlarının gerçek niyet ve amaçlarının apaçık bir göstergesidir: Sınırlarımızda meydana gelen olaylara sessiz ve kayıtsız kalabilir miyiz? Silahlı kuvvetlerimiz ve Yunan sınır muhafızlarımız son zamanlarda savaşıyor. Yasadışı göçmenlerden oluşan bir silahla acımasız bir savaştır bu! Anavatanımızın savunması ve halkımızın onuru için mücadelede eden herkes için dua ediyoruz. Yerel topluluklar ve cemaatlerimiz sınırlarımızı savunanlara sempati duyuyor."

Dedeağaç Mitropoliti Anthimos’un bölge barışını tehdit eden şu savaş çığırtkanlığına bakın: “Komşu ülke (Türkiye) insan haklarına ve insan onuruna karşı suç işlemektedir. Maskeleri düştü, tüm bu yıllar boyunca bizimle dalga geçtiler. Bu tuhaf bir savaş.”

Şuursuzca hareket eden ırkçı papazlar, partiler, siyasiler, örgütler ve medya, koro halinde “Bu krizin sorumlusu Türkiye. Yeni Osmanlı’yı kurmak isteyen Erdoğan emellerine ulaşmak için hem Suriye’yi hem de etrafındaki ülkeleri ele geçirmek için göçmenleri kullanıyor. Batı olarak bir olup buna karşı savaşmalıyız...” mealindeki açıklamalarla propaganda yaparak halkı fanatize etmeye çalışıyorlar.

Kilise başta olmak üzere farklı gruplar, devlet tarafından sınıra “düşman” ile “savaşmaya” gönderilenler için yardım malzemesi topluyor. Bu tam bir çılgınlık… Dünyanın her yerinde mülteciler için yardım malzemesi toplanırken, Yunanistan’da Patrikhane papazlarının zehirlediği kesimlerce mültecileri “düşman” belleyen kutsanmış haçlı zihniyetli “lejyonerler” için yardım toplanıyor.

Ülkemiz, devlet ve tümden olmasa da toplum olarak şuurunu yitirmiş durumda. Bu panik ve kaos çığırtkanlığı ile Azınlık düşmanı kesimler kontrolünü kaybederek Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nı da hedef alırlarsa bu iş nerelere varır, diye düşünen var mı? Aşırı sağcı bazı milletvekilleri bir kaç hafta önce mecliste: “Azınlık Batı Trakya’da 20 bin kişilik milis güç ile dağlarda silahlı tatbikat yapıyor, ayaklanmaya hazırlanıyor, hükümet bu konuda ne yapmayı düşünüyor?” gibi sorularla tehlikeli bir algı operasyonu yaparak Türk Azınlığı hedefe koymuştu.

Sağduyunun hakim olmasını temenni ediyoruz. Ancak bu gidişat, gidişat değil.

Medeniyetin ve domokrasinin beşiği olarak bilinen Yunanistan’ın güvenlik güçlerinin, ve ırkçı milislerin mültecilere ateş etmesi, ölümlere ve yaralamalara neden olması, bebeklerin, yaşlı ve kadınların bulunduğu botları batırma gayreti ve ölüme terk etmesi vicdansızca, acımasızca, canice, vahşice işlenmiş insanlık suçlarıdır.

Maskeli gruplar yol kenarlarındaki mültecileri plakasız arabalarla toplayarak meçhul yerlere götürüyorlar. Toplananların akıbetleri araştırılıyor. Öldü mü kaldı bilinmiyor. Av köpekleri ve otomatik silahlarla yaptığından ne kadar zevk aldığını göstermek için sırıtarak poz veren milisler göçmen avına çıkmış durumda. Birleşmiş Milletler, sağduyulu Avrupa Birliği insan hakları kuruluşları ve Batı medyası durumun vahametine işaret ediyor. Medyada yer alan bazı haberlerde, Avusturya ve Almanya’daki bazı tehlikeli Neonazi parti ve örgütlerin de Türk-Yunan sınırına destek için milis kuvvetler gönderdiği vurgulanıyor.

Burada dikkatimizi çeken bir diğer husus da, gelişmişliğiyle övünen ve Batı medeniyetinin kaynağı olarak bilinen Avrupa’nın iki yüzlülüğüdür. Avrupalı yetkililer bir taraftan göçmenlere sahip çıkan insani açıklamalarda bulunurken, diğer taraftan Yunanistan’ın aldığı önlemeleri destekliyoruz diyorlar. Kendilerinden başka kimseyi düşünmedikleri ortada.

Tam bu noktada şu soruyu da sormakta fayda var: Eğer bu göçmenler Müslüman değil de Hristiyan olsaydı Avrupa’nın tutumu yine aynı olur muydu? Suriye’de ölenler Müslümanlar değil de Hristiyanlar olsaydı Batı farklı davranır mıydı? Yunanistan sınırında “göçmen avı” veya gerçek adıyla “Müslüman avı” yaşanır mıydı? 

Kesin olan şudur ki, Ortadoğu ve Türkiye-Yunanistan sınırında yaşanan insanlık trajedileri, insanlıktan nasibini alan ve almayanları açıkça ortaya çıkarmıştır. Ölen çocuk, kadın ve yaşlı insanların onlar için hiçbir şey ifade etmediği görülmüştür.

Ne yazık ki, Avrupa ve Batı insanlık açısından batmış ve bitmiştir.

Ancak Avrupa’nın güdümündeki Yunanistan’ın imajını bozan bu kötü gidişata rağmen ülkedeki sağduyulu gazeteci, siyasetçi, asker ve din adamlarının varlığı ve insani çabaları da takdire şayan ve umut vericidir. Bunlara bakarak ülkemizin geleceği adına umudumuzu kaybetmiyoruz. Bütün bu kesimlerle ortak bir çaba göstererek birlikte ülkemizi karanlıktan kurtarabiliriz.

Yunanistan ne yazık ki, Avrupa’nın güdümünde olduğu için, bu anlamda tam bağımsız hareket edemediği için AB’nin ve Kilisenin baskısıyla sınır karakolu gibi davranmak zorunda kalıyor. Aslında Yunanistan sağduyulu ve bağımsız bir devletin gereğini yapabilse göçmelerle ve Türkiye ile karşı karşıya gelerek sorun yaşamak zorunda kalmaz. Çok basit, sınırlarını Türkiye gibi açsa ve göçmenlerin Avrupa’ya geçişine izin verse ülkede göçmen sorunu kalmaz. Çünkü göçmenlerin gitmek istediği yer Yunanistan değil, orta ve Kuzey Avrupa ülkeleridir.

Ancak topraklarında tek bir göçmen istemeyen ırkçı Avrupa devletleri bu “sorunu” kendilerinden uzak tutmak için karakol olarak gördükleri Yunanistan’da tutmaya zorluyorlar. O yüzden maddi ve manevi olarak destekliyorlar. Aslında Yunanistan onlar için bir göçmen kampı. Hatta göçmenlerden bir farkı yok desek yeridir.

Sonuç olarak, olan ülkemize oluyor, bize oluyor, insanlığa oluyor…
Yazarın Diğer YazılarıYunanistan’da Batı Trakya Türklerine “virüs” muamelesiEzanlarımızdan ne istediniz?Yunanistan için en büyük “tehdit” Müslüman Türk kimliğidir'Bayrak bir milletin şerefidir'Batı Trakya’da bir gönül hizmeti: Çınar FM - 2Güncel HaberlerHarmanlık Mahallesi halkının tayinli Müftü Naibin kirli oyununa karşı başlattığı mücadeleye imzanla sen de destek ol!Batı Trakyalı tarihçi Harun Halil Müderris Hafız Salih Efendi'yi anlattıŞahinli Hafız Mürteza Efendi Hakka YürüdüŞahin köyündeki karantina bir hafta daha uzatıldıİngiltere Başbakanı Johnson yoğun bakıma alındı
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech