LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
HAFTANIN İÇİNDEN KAHVE SOHBETLERİ 18914 Nisan 2013Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Kaybolan yıllar, kaybolan hayaller, kaybolan koskoca bir hayat. Belki de herkesin zaman zaman aklından geçirdiği sözler bunlar. Kişisel düşündüğümüzde belki zarar sadece kendimize, ama ya bir mahalle, bir köy, bir kasaba ve başlı başına bir ülke olarak düşündüğümüzde olaylar biraz daha dramatik değil mi? Seneler önce, Tahidromos dergisinin müdürlüğünü yapmış Yannis Marinos, 1995’te kaleme aldığı bir makalesinde ne güzel anlatmış ülkelerin nasıl yönetildiğini, nerede yanlış yapıldığını ve halkların nasıl kolayca zayıf hale getirildiklerini; “1974’ten bu yana demokrasi demokrasi diyerekten  iktidara gelen ve kim sorarsa halkına  insan hakları ve  işçi haklarını koruma sözüyle, seneler boyu iktidarı başkalarına kaptırmayan partiler, halkı gün gelecek çok daha zor duruma sokacaklar. Buna bir de teknoloji  eklendi mi, halk çok daha hızlı bir şekilde uçuruma doğru ilerler. Albaylar cuntasını yıkıp, önder ve kurtarıcı lakabıyla başımıza geçenler değişmediği ve aynı siyaseti uyguladıkları takdirde, halk günden güne daha fazla zayıflayacak ve aynı kişiler farklı yalanlarla yine onların başında olacaklar. Cezalanmaktan korkmayan bir zihniyet, dininden uzaklaşan bir beyin yapısı, bu ülkeyi rüzgarlı bir okyanusun ortasına atar ki, o okyanustan bırakın kurtulmayı, masallardaki kahramanlar bile onları oradan çıkaramaz. Yüzmek için çırpınmaya bile gerek yoktur, çünkü halk yüzmeyi bile unutmuştur.’’ Yazının özeti kısaca bu arkadaşlar. Şimdi hakikaten denizin içinde olduğumuz kesin ve batıyoruz, tek bilinmeyen şey, dibi görecek miyiz yoksa yüzmeyi iyi öğrenip de arasıra kafamızı sudan dışarı çıkarıp,  biraz olsun soluk alabilecek miyiz?

Korkuyla Kâbus, Hayalle Serap: Nedense bu akşam gözüme hep ilginç ilginç yazılar takılıyor. Gülmeye mi ihtiyacım var acaba da haberim yok diye düşünüyorum. Halbuki, vücut ne isterse onu beyin yoluyla insana anımsatıyor diyordu doktorumuz radyo programında. To Mati adlı web sitesinde, gözüme takılan yazıya bakın.’’Türkiye’nin bize saldırması için beklediği 2 hareket’’. Hristos Manciaris imzalı bu yazıda, Türkiye’nin artık Öcalan’ın da yardımı ile Kürt sorunundan kurtulduğu, Suriye iç savaşı sebebi ile silahlandırmasını kuvvetlendirdiği ve böylelikle artık komşuları ile bir problem yaşamadığı, tek problemin artık Yunanistan olduğunu söylüyor yazar. Bu sebeplerden dolayı, yıllardır Yunanistan’a kaçak yollardan gelen Arap asıllı göçmenlerin de, aslında zamanı geldiğinde Türkler tarafından kullanılacağı ve gücünü ekonomik olarak yitirmiş  bir toplumun zayıflığından yararlanılacağı söyleniyor. Dikkat buyurun, bu hareketin gerçekleşmesi için, ilk olarak Kıbrıs’a uygulanan mevduatlardan kesintiler, Yunanistan’da da uygulanacak ve tabii bu durumda, Yunan halkı paralarını doğal olarak bankalardan çekecek. Bankalar ise bu miktarı kabartarak daha fazla gösterecek ki, sonuçta kabahatli yine basit halk olsun ve eğer batarsak suçlular belli olsun düşüncesiyle adım atılacak. Bu da yetmiyormuş gibi, Yunanlıların paralarını evlerde sakladıkları söylentileri yapılarak, göçmenler Yunan evlerine saldıracak ve bu durumda da Türkler onlara destek verecek. Yazar burada, inşallah korktuğum da başımıza gelmez diyor ve ABD ne bir dev meteorun düşme ihtimalinin, bizim liderlerimizin yaptıkları yanlışları anlamalarından daha yüksek bir ihtimal diyerek, yazısını bitiriyor. Göçmenler o yüzden mi toplatılıyor dersiniz? Vay be, kilimin altında neler varmış? Neyse ki kilimi havalandırmaya çıkarmışlar. Biz buna sadece kâbus diyoruz.

Bir de Bill News web sitesinde, gerçek hikayeler ismi altında yazar ismi olmayan bir yazı daha var ki, o da daha fazla Papaz Yannis’den bahsediyor. Bu Papaz ölmezden önce yanındakilere 3 ayrı cümle ile sırrını açıklamış, yapılan duaların kabul edildiğini ve kendisinin son duayı yapan kişi olduğunu aktarmış. Papazın demesine göre, 5 Mayıs tarihine denk gelen bir Paskalya bayramında, İstanbul yeniden fethedilecek ve layık olduğu isme geri dönecek. Şimdi bu seneki Paskalya’nın 5 Mayıs tarihine tekabül etmesi, bu yazının yazarını da heyecanlandırmış olacak ki, böyle bir yazıyı kaleme alma ihtiyacını hissetmiş. Ama diyor ki yazar, bugünkü durumumuz münasebetiyle bu tarih 2024’e gerileyebilir, çünkü yeniden o tarihte Paskalya yine 5 Mayıs’a tekabül edecek. Şimdi nasılsa ekonomik kriz var ya, halk cebini, evini düşünmekten  başka şeylerle uğraşamıyor ya, biz bunu en iyisi 2024’de hazırlayalım, senaryoyu kuralım diyor kısaca yazar. Biz buna da Serap diyoruz işte. Ya susuzluktan, ya da parasızlıktan görülen Serap. Sadece buradaki Serap değil de biraz Hatice gibi olmuş gibime geliyor ama neyse… Netice gösterecek nasılsa kendini…
 
Hayalle gerçekleri karıştırmak da, sadece bu Yunan topraklarında oluyor nedense. Eskiden bir doktor tanımıştım, üniversite tezinde yaptığı kan tahlilleri ile, burada yaşayan Slav kökenli insanların çoğunlukta olduğu ve bu nedenle de azınlık içindeki çoğunluğun Pomak kökenli olduğu, bu sebepten dolayı da bu insanların Büyük İskender’le  akrabalıklarının söz konusu olduğunu söylemişti bana. Adama baktım deliye benzemiyor, kapı gibi diploması var kapının arkasında. Ha dedim kendi kendime, diploma bile kapının arkasındaysa sen de arka kapıya gönder bu adamı gitsin, bildiklerini bilmeyenlere anlatsın. Bu olay seneler önce olmuştu. Şimdilerde ise Pomaklar Türk’müdür  değil midir kargaşası,  almış başını gidiyor. Bırakın kardeşim insanları ne hissediyorsa o olsunlar. Yoksa sizde kan tahlillerine mi başvuracaksınız? Valla isterseniz ben tanıştırırım bu doktoru sizlere, adam hala hayatta. Önemli olan, bölgemizde bir tımarhanenin bile olmaması. Sakinleşin biraz kardeşim. Bak İlhan İrem’in şarkıları delileri de sakinleştiriyormuş. Siz de dinleyin, belki size gene akıl koyar o fındık beyinlerinize. Başkasının ne olduğunu, ne hissettiğini yargılamak, onun için karar vermek size mi kalmış, bize mi? Gerekirse biz gallop ta yaparız üzülmeyin bu kadar ya, sonuçta önemli olan, hepsinin bir insan oluşu. Bu hiç mi önemli değil sizler için? Tabii ki insan gibi insan olmayanlar, insanlıktan ne anlar ki? Dinime söven Müslüman olsa derler bizim bu taraflarda..Yaaa…

Güzel ve ders verici bir anlatımla bitirelim isterseniz bu haftaki yazımızı da. Sosyal ağlarda bayağı bir paylaşıldı  aşağıda  okuyacağınız bu yazı, ama ne yapalım, bu haftaki yazımıza da çok uygun. Okuyuverin gari…

ABD’de bir askeri okulda ders olarak anlatılan Horoz ve Tilki Hikayesi!

Dershanede hocayı beklerken ışıklar kapanmış ve bir çizgi film gösterilmeye başlanmış. Filmin adı “Küçük Tavuk”. Bir kümes var. Kümeste bir çok tavuk ile genç ve küçük horozlar, bir de kümesin yaşlı ve büyük horozu bulunuyor. Kümesin etrafında da bir tilki dolaşıyor. Yaşlı ve büyük horoz, tilki içeri girmesin diye kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış, tavukları dışarı bırakmıyor. Tabii dışarı çıkamadıkları için doğru dürüst yemlenemeyen tavuklar da zayıf ve küçük tavuklar. Yaşlı ve büyük horoz ise dışarı bırakmadığı tavuklara ölmeyecek kadar mısır tanesi dağıtarak yaşamalarını sağlıyor.

Kümese giremeyen tilki bunun üzerine kümesin tellerinde küçük bir delik açarak küçük ve genç bir horoza sesleniyor ve ona biraz mısır veriyor. Mısırı yiyen küçük ve genç horoz her gün gelip tilkiden mısır alıyor. Bir süre sonra tilki küçük ve genç horoza tek başına yiyebileceğinden fazla mısır verince genç horoz hem kendisi yiyor hem de diğer tavuklara mısır dağıtıyor. Böylece yavaş yavaş yaşlı ve büyük horozun kümesteki gücü kırılıyor. Horozun etrafındaki tavuklar azalmaya başlıyorlar. Artık popüler olan genç ve artık irileşen horozun etrafında ise tavuklar toplanıyor. Bu aşamada tilki kümesin kapısının önüne mısır bırakıyor. Kümeste bir tartışma çıkıyor. Kapıyı açalım mı açmayalım mı diye. Sonunda korkarak kapıyı açıyorlar ve kafalarını dışarı uzatıp yemlenip hemen geri çekiyorlar. Bir süre böyle devam ediyor. Hiçbir şey olmuyor. Kümesteki tavuklar rahatlıyor. Korkuları azalıyor. Nihayet bir gece tilki kümesin önündeki avluya mısır döküyor. Artık korkusuz olan tavuklar genç ve artık güçlü horozun öncülüğünde dışarı çıkıyor ve rahat rahat yemleniyorlar. Kümesteki her tavuk semiriyor. Tilki bir süre sonra gece kümesin kapısından kendi mağarasına kadar mısır tanelerini döküyor. Sabah kümesten çıkan ve korkusuzca yemlenen tavuklar yemlene yemlene mağaraya kadar gidiyorlar. Sonra mağaraya giriyorlar. Onları içeride bekleyen tilki bütün kümes mağaraya girince mağaranın kapısını kapatıyor.

Çizgi film burada bitmiş. Işıklar yanmış. Ve dersin hocası kürsüye çıkarak, “İşte Üçüncü Dünya ülkeleri böyle yönetilir” diyerek derse başlamış.

Sorular:
1-Kümes NERESİ?,
2-Yaşlı horozlar KİMLER?
3-Genç horoz KİM, şu anda neler yapıyor?
4-En önemlisi tilki KİM?

Buna göre içinde bulunduğumuz durumu sorgular isek binlerce yorum ortaya çıkar. Unutmayalım Ulusların dostları yok sadece çıkarları vardır.

Herkes kendine uygun dersi çıkarsın işte artık. Ne diyelim?

Bu haftalık da bu kadar değerli dostlar, haftaya görüşünceye dek, her şey gönlünüzce olsun. Hoşça kalın, Dostça kalın…

SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerAB Kovid-19 aşısı için yeni sözleşme imzaladıNATO, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mekanizmayı güçlendirmek istiyorMeslekten ihraç edilen komiserler Yunanistan'a kaçarken yakalandıFenerbahçe Beko, Panathinaikos OPAP'ın konuğu olacakNikos Dendias: Türkiye'ye silah satmayın
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech