LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Salgın sonrası bizi bekleyen etik anlayışı19 Nisan 2020Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Bir kimse veya bir topululuğun temel özelliği, karakteri, kişiliği vs. şeklinde bir anlama sahip olan ήθος (ethos)” kelimesinden türeyen ήθικός (etik)”, Kant’ın kelimeleriyle konuşacak olursak daha çok meslek ahlakına vurgu yapar. Öyle ki, Batı’da etik ve ahlak farklı anlamda kullanılmaktadır. Etik nesnel anlamda belli ahlak kurallarına atıfta bulunurken, ahlak ise daha öznel, tikel bir biçimde belli topluluğa veya kültüre özgü ahlak biçimidir.

Bu anlamda Batı modernleşme tarihinde, Batı yegane hakikat unsuru sayıldığı için yine Batı’nın belli bölgelerinde belli şahsiyetler tarafından oluşturulan bazı kurallar evrensel hukuk kapsamında etik olarak sayıldı. Ancak, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası kendisiyle yüzleşmeye başlayan Batı, aslında Batı dışı toplumların sorması gereken soruyu kendisine sorma cüretini gösterdi. Dünyanın sadece belli bir yerinde, belli kişiler tarafından ortaya çıkarılan bir takım kurallar nasıl oluyor da evrensel olarak dayatılıyordu.

Kimilerince postmodern olarak adlandırılan bu dönemin düşünürlerinden Zygmunt Bauman yeni bir ahlak anlayışını öneriyordu. Bu, etik olmaktan ziyade, bir ahlak anlayışıydı, çünkü ortak bir şekilde dayatılan bir şey değildi. Bauman, Emmanuel Lévinas’tan mülhem, sorumluluğa dayanan bir ahlak anlayışı geliştirmişti. Buna göre her insan, bireysel anlamda “öteki” olarak gördüğü kişiden sorumluydu. Bu durum bizim geleneğimizde kullanılan “Herkes evinin önündeki çöpü temizlese her yer tertemiz olur” sözünü hatırlatır. Bunun yanında, Bauman modern etiği uzaktan dayatılan bir kanun olarak görürken, postmodern ahlak yüz yüze ilişkilere dayanan, yakınlığı esas bir anlayıştır. Böyle bir ahlak anlayışının Yahudi Soykırımı’ndan mustarip ve bu soykırımı da modernitenin kendisine bağlayan şahsiyetlerin (Bauman ve Lévinas) ürünü olduğunu da unutmamak gerekir. Her iki isim de dünyada bir daha böyle vahşetlerin yaşanmaması için bu ahlak anlayışını gündeme getiriyordu. Yani buna göre herkes birilerinden sorumlu olacağı için örneğin zengin fakire karşı kendisini sorumlu hissedeceği için yani herkes kendi çöpünü temizleyeceği için dünyadaki acılar azalacak ve sokaklar pırıp pırıl olacak.

Yukarıda postmodern bir ahlak anlayışının bazı unsurlarını bizim geleneğe benzetmiş olsam da, bu benzetmenin kısmi bir benzetme olduğuna dikkat çekmek isterim. Postmodernizmin bizim geleneğimize benzediğini iddia etmek şöyle dursun, varmak istediği noktalara bakınca bize çok uzak olan bir akım olduğunu görürüz. Biz postmodernizmi sırf farklılıkları yok saymıyor diye bağrımıza bastık ancak postmodern çoğulculuğun gideceği son yer belirsizlik iken, İslam geleneğinde farklılıklar bir bütündür. Bu yüzen Müslümanlar da ‘öteki’ne sorumluluk ahlakıyla yaklaşmakla birlikte, onu bütünün parçası olarak görür. Her ne kadar öteki olsa da aynı özden geldiğini bilir. İslam Medeniyeti de bu temel üzerine kurulmuştu.

Peki bundan sonra bizi ne bekliyor? Sosyal olanın fiziksel olandan farkını herkesten daha iyi bilen insanlar neden özellikle sosyal mesafe konusunda bizi uyardı. Ne kadar yüz yüze ilişki kuracağız da, ötekiyle yüz yüze gelip ona karşı sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Dahası, insanların kapatılmasıyla ne şekilde bir kontrol mekanizmasını oluşturulabilindiğini de bir önceki yazımda belirtmiştim. Tocqueville, bunu Amerikan gettolarında, Foucault modern toplumdaki kurumlarda görmüştü. Bauman ise ‘Akışkan Gözetim’den bahsederek, postmodern dönemde bu durumun x-ray cihazlarıyla, güvenlik kameralarıyla, akıllı telefondaki uygulamalarla sağlandığını söylemişti. Bunun bir uç noktası da hastalığı kontrol etme gerekçesiyle teknolojiyle alınacak önlemlerdir. Telefonda indirilecek uygulamalarla olur başka şekilde olur ama sonuçta bir sağlık durumu söz konusu olduğu için herkes bu uygulamaya rıza gösterecektir.

O halde döndük dolaştık gene evrensel etik anlayışına geldik. Yine herkes sadece dünyanın belli bir yerindeki belli bir kesimin dayattığı kanunları evrensel diye kabul edecek. Bu durumda salgın sonrası bizi bekleyen etik anlayışının her ne kadar kendi içerisinde farklılıklar barındırsa da modernitenin ontolojisinden ibaret bir etik anlayışı olacağı görülecek.

Yazarın Diğer YazılarıKültür değişmesine karşı bayram temizliğiBir “istisna hali” olarak pandemide azınlık olmakMüzik Üzerinden Ulus Devlet Eleştirisi: “İtalyan Hissetmiyorum”Karantina günlükleri ve birkaç notGöçmenin poğaçayla, akademisyenin de göçmenle tanışmasıGüncel HaberlerGalatasaray'dan George Floyd paylaşımıLibya ordusu Hafter milislerini kovalamaya devam ediyorMescid-i Nebevi pazar gününden itibaren kademeli olarak açılacakPolisin bir siyahiyi öldürmesiyle karışan Minneapolis'te sokağa çıkma yasağıTrump, ABD'nin DSÖ ile ilişkisini sonlandırdığını açıkladı
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech