LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
George Floyd cinayeti sonrası ırkçılık karşıtı gösterilerin yapısökümü01 Haziran 2020Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Birçok yönüyle garip bir ülke olarak değerlendirilebilecek Amerika, polisin bir vatandaşı öldürmesinin gayet normal olduğu vahşi bir ülke olmasının yanısıra, herhangi bir otoriteye rahatlıkla tepki gösterebileceğiniz bir özgürlükler ülkesi. Bu özgürlük öyle bir özgürlük ki, bakkaldan silah satın almak bile mümkün.

Geçmişte anaakım Beyaz Anglosakson Protestanların kendilerini ülkenin sahibi olarak gördüklerinden dolayı siyahilere çektirdikleri herkesin malumu. Irkçılığın bu derece güçlü bir ideoloji olarak hüküm sürdüğü dönemde ırkçılığın yıkılması için ne yazık ki insanlar canlarından olmak zorunda kaldı. Günümüzde ABD varlığını, ırkçılık ideolojisi üzerinde sürdürmese de yine de birtakım ırkçılık pratiklerini görmek mümkün. Üstelik hangi statüden olursa olsun, siyahsanız bir anlamda pisliksiniz bazılarının gözünde. Örneğin, Amerika'yı gururlarından olarak gösterilebilecek eski basketbolcu, belki de dünya tarihinin en iyi basketbolcularından biri olan Michael Jordan 3-5 sene kadar önce bir mahallede ev almak istediğinde, o mahalle beyazların yaşadığı bir mahalle olduğu için evi alamadı, üstelik mahallede yaşayan bütün beyazlardan kat kat daha zengin olmasına rağmen. Bu olayın ardından bir başka basketbolcu LeBron James basın toplantısında, ülkede ırkçılığın çok üzücü bir şekilde hala devam ettiğini söylemişti.

Ülkede ırkçılık devam ediyor ama bir yandan ırkçılık karşıtlığı da çok güçlü bir şekilde sesini yükseltebiliyor. Hatta insanların ırkçılığa yeltenmesini engelleyecek güçlü sloganlarla. Irkçılık artık tüm dünyada kınanan bir fenomen. Ancak ırkçılığı yaratanın da, ırkçılığa karşı çıkanın da aynı ideolojiden olması biraz garip. Bernasconi’nin tespiti üzere ırk kavramını icat eden “aklını kullanma cesareti gösteren” aydınlanmış özne Kant değil miydi? Fakat, modernitenin bunca hezimetinden sonra, modern olması sebebiyle refleksif bir tutumla hatalarıyla yüzleşebileceğini, kendini affettirebileceğini söyleyen de Kant’ın halefleri değil miydi?

Giddens’ın da modernitenin refleksif olmasının yanısıra, yapısal olarak küreselleştirici olduğunu savunduğu gibi ABD’de başlayan ırkçılık karşıtı -refleksif- gösteriler küresele yayıldı. Amerikan ırkçılığına karşıtlık, Amerikanlaşan dünyaya, Amerika’nın kendisi tarafından yayıldı. Artık herkes Twitter’da #ICantBreath yazarak, Instagram’da George Floyd fotoğraflarını ya da Floyd’un kendisine uygulanan şiddetin aynısını özgürlük anıtına uyguladığını tasvir eden karikatürü hikayelerinde paylaşarak ırkçılığa karşı ne kadar karşı olduğunu kanıtlıyor.

Herkesin ırkçılığa bu derece duyarlı olması göz yaşartıcı. Fakat, zavallı Floyd’a gösterilen duyarın başka bir insana neden gösterilmediğini merak ediyorum. Mesela biz, Batı Trakya Türkleri. Bir hafta geçmiyor ki, yeni bir ayrımcılık pratiğiyle yüz yüze kalmayalım. Bunu da paylaştığım her seferinde sosyal medyadan şahit olan birçok arkadaşımın, bırakın bu duruma duyar göstermesini, benimle özel olarak bile bu durumu konuşmayıp Floyd’a duyar göstermesini anlayamıyorum. Demek ki, insanların ırkçılık karşıtlığı neoliberal hegemonyayı meşru kılan bir araç olmaktan ibaret. Yakındakini görmeyip, uzaktaki için ağlama tutarsızlığı beni bunu düşünmeye itiyor.

Amerika’da tıpkı Vietnam’a girildikten sonra, Vietnam karşıtı filmler çekildiğinde verilmek istenen mesajda olduğu gibi ırkçılık olaylarına gösterilen tepkilerin de aynı mahiyette olduğunu görüyoruz. Bu yüzden ırkçılık karşıtlığı, aktörlerin iyi insan rollerini mükemmel düzeyde icra ettiği bir filmdir sadece. Nasıl olsa her ırkçılık vakasından sonra bunu Amerika’nın değerlerine zarar vermeden bizzat Amerikan hegemonyasının güdümüyle kınayacak bir uluslararası kamuoyu mevcut. Kendi kendini yüzsüzce eleştiren bir Amerika, her türlü vahşete devam edecek.

Bütün bunlardan dolayı, ırkçılık karşıtlığı Beyaz adamın Siyah adama karşı şiddet pratiğini mümkün ve meşru kılan, ayrıca döngü halinde devam edip her an kendini yeniden üretmesini sağlayan bir araç olduğu için bu şekilde yapısöküme tabi tutulması gereken bir eğilim olarak karşımıza çıkıyor. Bunun önüne geçmek için önerebileceğim ise insanın kendisini iki yüzlü refleksivite kavramıyla sorgulaması yerine, bütüncül perspektif sunan irfan kavramıyla sorgulamasıdır.
Ofis
Yazarın Diğer Yazıları“Korona bana bir şey yapmaz”ın sosyolojisiUlus olmak ya da paranoid şizofreniye yakalanmakKatolik MüslümanlıkKültür değişmesine karşı bayram temizliğiBir “istisna hali” olarak pandemide azınlık olmakGüncel HaberlerVücuttaki kimyasal stresi ölçen kiti geliştiren Prof. Özcan Erel dünya listesindeKovid-19 ile kişisel bakıma verilen önem arttıToprak Razgatlıoğlu İspanya'da üçüncü olduİran'dan Türkiye'ye 'Ayasofya' tebriğiLe Monde: Erdoğan Sevr'den intikamını alıyor
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech