LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Katolik Müslümanlık13 Haziran 2020Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Batı Trakya’da son zamanlarda şahit olunan inanç tutumu bize ister istemez Katolikliği anımsatıyor. Katolikliğin en büyük özelliklerinden biri de inanç yönünün çok baskın olması, buna mukabil akıl yönünün tamamıyla gözardı edilmesidir. Martin Luther’in Katolik Kilisesi’ne karşı yazdığı 95 teze bakıldığında, tezin genel içeriğinin; insanların körü körüne inanmalarından, dolayısıyla da Kilise’ye veya Papa’ya karşı gelememelerinden dolayı, Katolik halkın inancının istismar edildiği yönündedir. Örneğin, sırf günah çıkarma üzerinden Kilise’ye yapılan bağışların haddi hesabı yoktur Luther’e göre. Bu da hiç şüphesiz insanların hiçbir vicdani rahatsızlık hissetmemesine, Kilise’nin de mülkiyetinin artmasına sebep olmaktadır. Oysa ki, günahınızı anlattığınız hiçbir insan Katolik inancına göre Hz. İsa’nın dediği üzere tövbenin şartı olan kendi içerisinde vicdani rahatsızlık yaşayıp yaşamadığını bilemez.

Katoliklikte bir de Papa’nın, Tanrı’nın temsilcisi olma özelliği vardır. Katolikliğe göre Papa’nın söylediği her şey Tanrı’nın söylediğidir. Dolayısıyla Papa’ya savaş açanlar aslında “Tanrı’ya savaş açmıştır”, tıpkı bölgemizde son zamanlarda buna benzer sözleri çokça duyduğumuz gibi. Katolikliğin bu şekilde dogmatik bir tarafı mevcuttur. Burada Katolik olan hiçbir insanı ötekileştirmek gibi bir derdim yoktur. Benim doğrum kendime, onların da doğruları kendilerinedir. Fakat, Katolik gibi yaşayan Müslümanları da tenkit etme ihtiyacı gayet doğal bir ihtiyaçtır; aynı şekilde muhtemel bir Müslüman hayatı yaşayan bir Katoliği, diğer Katoliklerin tenkit etmek isteyebileceği gibi.

İslam dininde inanç boyutunun derecesine bakıldığında ise akılla mükemmel uyum olduğu göze çarpar. İnançla bu denli uyum içerisinde olan akla da hikmet denmiştir Kur’an’da. Öyle ki, Kur’an’da geçen “Biz sana kitabı ve hikmeti verdik” ayetinin inanç-akıl uyumu ilkesini en saf şekilde açıklayan ayetlerden olduğu söylenebilir. Buna göre İslam’da dogmalar, dinin özünden ayrışabileceği için, dolayısıyla beşer olan insan tarafından istismar edilebileceği için inancın akılla desteklenmesi, buna karşılık aklın da yine beşeri bir akıl olup hataya düşebileceği için vahye sadık kalınması şart koşulmuştur.

Böyle bir durumda bir Müslüman’ın kendisi gibi kul olan bir şahsa -Katoliklerin Papa’ya ettiği gibi- kulluk etmesi, onu Tanrı yerine koyması düşünülemeyeceği gibi inancını hikmete aykırı bir şekilde yaşaması da beklenemez.

13 Eylül 2018’de “İhtiras ve İhanet” başlıklı yazımda, Katoliklik kelimesini açıkça yazmadan toplumdaki Katoliklik tutumlarına dair bir şeyler yazmıştım. Julien Benda’nın “Din Adamlarının (Aydınların) İhaneti” isimli kitabında Katolik din adamları üzerinden yaptığı analizin Batı Trakya’ya da çok rahat uyarlanabileceğini farketmiştim. Benda, sahip oldukları statüler sebebiyle siyasi ihtirasa kapılıp dalkavukluk yapanlara laf çakıyor kitabında. Benim Batı Trakya üzerine yaptığım analiz ise kısaca şu şekildeydi:

“Batı Trakya’mızda da aynı sorun yıllardan beri yaşanmaktadır. Hatta yaşadığımız sorunların başlarında önde gelenlerimizin bu tavırları yer almaktadır. Bölgemizde hangi kategoriden insanların bu tarife uyduğunu soracak olursanız, “aydınlar dışındaki herkes” cevabını verebilirim. Aydınlar dışında diyorum, çünkü bölgemizde eleştirebileceğimiz aydınlar bile yok. Hal böyle olunca aydınların işlevlerini de din adamları, siyasetçiler ve diğerleri üstleniyor... Aydınlatmak için değil hükmetmek için.

“Âlimin sürçmesiyle âlem sürçer” diyen Gazali de Benda’dan yüzyıllar önce neredeyse aynı anlamda aydınları eleştirmiştir. Gazali’nin temel eleştirisi, vazifesi iyiliği yaymak olan ulemanın menfaat hırsına kapılması üzerinedir.  

(...)

Konuya döndüğümüzde, bu insanların amaçlarının her ne kadar azınlığın menfaati üzerine olduğu zannedilse de, bazen kendi kendilerini de kandırarak azınlığın sorunlarını yegane gayeleri olan statü kazanımı için bahane etmektedirler. Kısacası onlar azınlığın sorunlarını önemsediği için önemli insan değil, önemli insan olmak istedikleri için azınlığın sorunlarını önemsiyorlar.

Bu yazıyı okurken kendine hitap ettiğini düşünen varsa, eleştiriye geçmeden önce neden kendine hitap ettiğini bir düşünsün ve kendine “Ben gerçekten bu tanıma uyuyor muyum?” diye sorsun. Erdemli bir insansa, uyması durumunda bu tavrından vazgeçecektir, yok gerçekten ihanet peşindeyse, bunları asla kabul etmeyecektir, ama nedense gocunmaya devam edecektir”.

Son zamanlarda ise özellikle pandemiyle birlikte, bu tutumun sadece statü sahibi kimselerde değil, halkın kültürel altyapısında da bulunduğunu görüyoruz. Öncelikle halk, İslam dünyası dahil olmak üzere dünyanın her yerinde mabetlerde toplu ibadet kısıtlaması olmasına rağmen, camilerde ibadetin yasaklanmasına dayanamadı, bunu dine bir saldırı olarak gördü. Devamında, camilerde fiziki mesafeye uyulması için yapıştırılan bantlar da bir süre sonra işlevsiz hale geldi, sayıları az da olsa bir avuç insan iç içe namaz kılmaktan imtina etmedi.

Bu, meselenin halk boyutuydu. 2018’deki yazıma geri dönüp “önde gidenler” üzerinden konuşacak olursak, yine halkın bu tutumuna paralel kararlar verdikleri, bunları eleştirenleri de tekfir ettikleri görüldü, tıpkı Katoliklikte olduğu gibi.

Halbuki, “Bir yerde veba salgını duyarsanız, oraya girmeyin; ama veba sizin bulunduğunuz yerde çıkarsa, o yeri terk etmeyin" diyen, inandıkları dinin elçisi Hz. Muhammed’den başkası değildi. Üstelik bu hadis Amerika’da bile panolarda asılırken biz hiç oralı bile olmadık. Aklı gözardı edip inanca sorgusuz sualsiz sarılacaksak, bari bu hadiste Peygamber’in söylediğine inanalım...

Bunların dışında bir de devletin uygulamalarına karşı gösterilen tepkiler var. Bununla ilgili görüşlerimi de 15 Mayıs 2020’de, “Bir ‘istisna hali’ olarak pandemide azınlık olmak” başlıklı yazımda dile getirmiştim. Bazı uygulamaların özellikle Batı Trakya’da daha yoğun görülmesi, özellikle bu dönemde adalarda tatil yapan insanlar kaynarken, İskeçe’de testlerin yapılması hayretimucip bir durum. Öte yandan devletin yaptığı testlerle, özelde yapılan testlerin çelişmesi de belki sorgulanacak durum, ancak bütün bunlar asla, ama asla Coronavirus diye bir şeyin olmadığı ya da ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Farz edelim ki, açıklanan bütün pozitif sonuçlar yalan olsun. Coronavirus gene de aramızda. Bundan dolayı, şahsi anlamda sorumluluklarımızı yerine getirmemiz durumunda pek de kısıtlamalara gerek kalmayacağını düşünüyorum. Fakat köyüm dahil neredeyse her yerde insanların hiçbir kurala riayet göstermediğine şahit oluyoruz.

Bütün bunlardan dolayı, yaşanan gerginlikler sebebiyle kendimizi kaybedip kitle psikolojisiyle tepki göstermekten kaçınalım. 21 gün karantinada kalmak gerçekten zor bir durum. Benim karantinam 14 gün olmasına rağmen ben 2 ay boyunca evden dışarı çıkmadım, ama yine de herkesi benim yaptığımı yapmaya zorlayamam. Fakat yine de en azından sokakta 1.5 metre mesafe kuralına riayet etmenin çok da zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Böyle olunca halkın psikolojisini bozacak kısıtlamaların da gelmeyeceğini bilmeliyiz. Öte yandan da dinimizin özünü iyi anlayıp, hikmete sarılarak yaşamaya gayret edersek, örnek bir  halk olacağımızı düşünüyorum.

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDüşmanlıklar ve korkular üzerine inşa olmuş uygarlığın çocuğu: MacronEğitimde utanmak ve utandırmakBütün ülkelerin solcuları, birleşin!Sorunlarımızı çözmekle uğraşırken ihmal ettiklerimizYunanistan’da sosyolojinin sosyolojisi?Güncel HaberlerYunanistan'ın F-35 talebine ABD'den olumlu yanıt geldiSırtladığı top mermisiyle 'tarihin seyrini değiştiren' kahraman: Seyit Onbaşı'Kovid-19 aşısı salgını yenmede tek başına yeterli olmayabilir'BM'de Finlandiya-Türkiye iş birliği Yunanistan'ı rahatsız ettiBatı Trakya'nın dağları beyaza büründü
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech