LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
HAFTANIN İÇİNDEN KAHVE SOHBETLERİ 19424 Mayıs 2013Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Döşeyelim ağabey: En güzel boyalar bizde, en güzel borular da bizde. Ya insanlarımız, onlar da en güzelleri ve en akıllıları. Hepsi bizde ağabey. Herkes döşüyor, döşemesini öğrenmiş ne yapsın adam? Güven, gerisini merak etme sen. Nasıl olacak, neler yapılacak, kimler seçilecek aldırma, sadece güven, kenara köşeye saldırma. İyi de herkes akıllı, herkes güzel, herkes başta, ya çalışanlar hizmet edenler nerede? Hangi çalışanlar? Herkes çalıştıran olduktan sonra çalışana gerek yok, çünkü çalışmaya insan yok. Kim yapacak peki bu işleri? 85 yıldır kimler yaptıysa, yine onlar yapacak. Doktorluk ünlüyken doktorlar arttıysa, avukatlık para getiriyorken avukatlar arttıysa, siyaset önemliyken siyasetçilerimiz arttıysa, şimdilerde nelerin artması gerekiyor? Dikkat edin vereceğiniz cevaba, çünkü bir zanaatta veya bir üründe artış olduğunda o ürünün veya o işin fiyatı düşer. Moda, sayılı günler içindir, her moda olan şey gün gelir değerini yitirir. Herkes aynı yere yönelirse bazen hayatlar kurtarılır, haklar kazanılır, bazen ise halklar batar veya yıpranır. Nitekim seçimlerde, hak aramada aynı yere yönelmek kazandırır, bir sandalda aynı yere yönelmek o sandalı batırır. Nerede ne zaman hangi hareketi yapacağımızı bilmediğimizde, genelde zarar çeker, programlı hareket ettiğimizde de, düşmanı deler geçeriz. Yay olduğumuzda, güvenilir ellerde olmamız şart, ok olduğumuzda da yabana değil hedefe kenetlenmemiz lazım. Aksi takdirde 85 yıllık hayat hikayemiz sil baştan aynı şekilde devam eder, her defasında da, bir sonraki defaya ya nasip der dururuz… Döşeyenler nasıl olsa o kadar çok ki, döşenecek yer kalmadı alimallah…

Kaybetmekten korktuğu için, sevmekten, güvenmekten korkmuştur bu azınlık. Aramızda satılıklar olduğunu gördüğü andan itibaren, kendi insanına da güvenemez olmuştur.

Sorumluluklarını yüklenmemek için düşünmekten korkmuştur, kendi düşüncelerini ifade etmekten çekinmiş, çok serbest ve cesaretli olanlardan da korkmuştur aynı anda.
Eleştirilmekten korktuğu için, konuşmaktan korkmuştur, konuşanlara da hep şüpheli gözle bakmıştır bu azınlık.

Reddedilmekten korkmuştur, eleştirilere maruz kalacağını sandığından .O yüzdendir zaten, kendinden üstün gördüklerinin dediklerini yapması.

Yaşlanmaktan korkmuştur, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Zamanını nasıl değerlendireceğini önemsemediği için.

Gün gelecek unutulmaktan korkmaya başlayacak, dünyaya ve kendi insanına bir şey veremediği için.

Vee ölmekten korkmaya başlayacak, aslında hiç yaşamadığı için.

Ne garip değil mi, yıllar boyu hep aynı şekilde yaşamak, küçük değişiklikleri büyükmüş gibi algılamak, teknolojiyi bilinçsiz bir şekilde kullanarak çağ atladığını sanmak.

Bu mu bizim insanlık anlayışımız? Bu mu bizim farklı oluşumuz?

Muhakkak ki bu özellikleri taşımayan, hatta tam tersini yapan bir sürü arkadaşımız da var, ama yeter mi? Bu kadar mı bizim ciğerimiz?

AMA haklısınız, bükemedikleri elleri ısıran bir toplumda yaşıyoruz. Bir dedikodu üzerine kurulmuş, gerektiğinde sevilmiş,  gerekmediğinde itilmiş insanların içinde yaşıyoruz. Durum böyle olunca da, kendimizi topluma entegre etmek mecburiyetinde hissediyoruz.

Böylece devam edin. Nasıl olsa bizler yerimizde saymaya alışığız. Nasıl olsa bizler, bize karşı yapılan politikalarla, güvensiz olmayı ve sadece kendimizi düşünmeyi öğrenmişiz.
Oradan ötesi masal zaten. Toplum ne haldedir ne yapar, geleceğimiz ne olacak, bize ne? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

Seneler önce kızılderililer tarafından yazılmış bir yazıyı hepimize örnek olabilmesi kanaatiyle sizlere aktarıyorum:

Yalan Tohumdur. Bire kırk verir. Verdiği kırkın her biri, bir tohumdur ki, o da bire kırk verir.

Bilgi de tohumdur. Bire yüz verir. Verdiği yüzün her biri, bir tohumdur ki; sana bilgelik, torunlarına da ilham verir.

Zeka sudur. Tohumları yeşertir. Yalanı da bilgiyi de.

Yetenek topraktır. Ne ekersen onu biçersin. Ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.

Emek güneştir. Tohuma da, suya da, toprağa da hayat verir..

Kader çadırındaki kilim gibidir. ipliğini Ulu Manitu verir. Sen dokursun. Deseni sendendir, renkleri Tanrı'dan.

Şans doğal gübredir. Boktan bir şeydir yani. Ne zaman nereye düşeceği belli olmaz. Kilimine düşerse kirletir. Desenini değiştirir, her şeyi bombok eder. Oysa toprağına düşerse besler.

Herşey bir bok gibidir veya öyle görünebilir ama, onun bile insanoğlunun yaşayabilmesi için büyük önemi vardır.Yeterki kullanabilmesini öğrenelim, bu bizim işimize yaramaz diye kenara atmayalım. Denemeden, görmeden, sonucunu bilmeden karar vermeyelim.

Bu haftalık da  bu kadar değerli okurlarım. Haftaya görüşmek ümidiyle, kalın sağlıcakla…

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech