LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Mendeburlar dünyası25 Haziran 2020Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

2020 yılı başladığından beri dünya bir türlü rahatlayamadı. Depremler, doğal afetler ve dünya sistemini değiştiren yeni tip Covid-19 salgını. İşin zor yanı 2020 yılını sil baştan da yapamıyoruz, çünkü delete tuşu burada işe yaramıyor.

Felaketlerin ve salgınların yılı olarak daha şimdiden tarihe geçmiş durumda 2020 yılı. İnsanoğlunun ne kadar vahşi, sorumsuz, gaddar ve vurdumduymaz olduğu da yeniden gözler önüne serilmiş oldu. Doğa belki canlandı, kendine geldi karantina günlerinde ama, tüm ülkeler ekonomik olarak gücünü yitirdi, dünyanın birkaç zengin ailesine esir düşmek zorunda kaldı. Savaş hala devam ediyor gizli kapılar ardında belki ama, kazanılması güç bir savaş gibi duruyor. Sanki dünya üzerindeki tüm dengeler değişecekmiş gibi gözüküyor. Yeni tip Covid-19 salgını işini mükemmel bir şekilde yapmaya devam ediyor. Önemli olan biz insanlar bu salgının karşısında ne kadar hazırlıklıyız. Çünkü dünya gündemi bir yana, bir de dünya üzerindeki zayıf halklar ve azınlıklarla da oynanmaya çalışılan oyunlar var ki bunları küçük çapta da olsa yine kendilerine düşman olarak gören çevreler gerçekleştirmekte.

Yunanistan her fırsatta Türkiye’yi virüslü mültecileri Yunanistan’a yollamakla suçluyor. Yunan basını ise ülkedeki virüsün Müslümanların Ramazan gelenekleri ve bayram namazından yayıldığını iddia ediyor. Algı operasyonları Yunanistan’da hat safhada sizin anlayacağınız.

Şimdi biraz detaylara geçelim isterseniz. Çünkü Müslümanlara ve Türklere karşı savaş tüm dünya genelinde de zaten aşikar.

Havalimanlarına bakıyoruz acayip önlemler alınmış, fakat uçaklarda tek bir boş koltuk dahi bırakılmıyor mesafeyi koruma açısından. Kaş yapayım derken göz çıkarıyor sözde güçlü görünen ülkeler. Çünkü güçlü ve paralı şirketlerle baş edemiyorlar. Camilerde 10 metre kareye bir kişi oturabiliyor ama suç buradaymış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan ise camilerde olduğu gibi kiliselerde de ayakkabıların çıkartılması veya galoş takılması mecburiyeti getiriliyor. Yani içten içe bir hayranlık var ama bunu söze dökmeye cesaretleri yok. Neden? Çünkü Müslümanlar veya Türkler onlar için her zaman düşman konumunda. Onlar ne yaparsa yanlıştır mantığı küçükten çocukların beyinlerine sokulursa olacağı budur.

Kafeterya ve restoranlara bakıyoruz, kanun maksimum 4 kişi diyor ve masaların arasındaki mesafeyi açıkça belirtiyor. Sonra bir bakıyoruz masalar birbirine eklenmiş herkes yan yana veya kucak kucağa. Neymiş efendim onlar aile imiş. Nedense öğrencilerin hepsi bir aile oldu hem de çok kocaman bir aile ve kucak kucağa. Burada da sorun yok gibi gösterenler yine camilere ve bizim geleneklerimize yüklenmiş durumda. Bazı yerlerde ve mekanlarda masalar birbirinden uzak olabilir, fakat alkol biraz fazla kaçırıldığında zaten o masaların da bir önemi kalmıyor, adamların masaya bile ihtiyaçları kalmıyor, içki insanları birbirine yaklaştırıyor zaten.

Yani güzel bir oyun oynanıyor kısacası ve bizler de hep kötü rollerdeyiz. Başroldeki iyiler de bu kişilerden kurtulmaya çalışıyor. Algı operasyonu devam ediyor yani.

Gelelim Yunanistan’da yapılmış olan testlere. Diğer ülkelere göre çok az ve tabii bu durumda vakalar da az görünüyor ama ne hikmetse son zamanlarda bölgemizde yapılan testler örnek olarak gösteriliyor. Yunanistan’a oranla %80 testlerin Batı Trakya’da Türklerin yaşadığı yerlerde yapılması tabii ki vakaların %80'ninin orada çıkacağını gösterir, bu matematiksel olarak da çok normaldir, fakat yansıtılmaya çalışılan maalesef çok farklı.

Bilindiği üzere Yunanistan 15 Haziranda 29 Avrupa ülkesine sınırlarını açtı ve karantinayı da kaldırmış oldu. Bu da yurtdışından gelecek olan tehlikelere karşı sınırını açtı anlamına geliyor. Peki dünya üzerinde yurtdışında çalışanlar genelde kimler, tabii ki azınlık fertleri. Peki Yunanistan’a girdiklerinde herhangi bir teste veya karantinaya tabi tutulmamaları durumunda bu tehlikeyi nereye taşıyacaklar? Tabii ki kendi bölgelerine. Bunu Yunanistan bilmiyor mu?  Pek tabii de biliyor, hem de çok iyi biliyor. Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, Norveç, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerdeki firmaların, atölyelerin ve seraların yaz aylarında kapandığını veya yaz tatiline girdiğini Yunanistan çok iyi biliyor ve oradan buraya gelecek olan insanların çoğunluğunun da azınlık ferdi olduğunu da aynı zamanda, ama buna rağmen test uygulamıyor. Yemezler.

Hatırlanacağı üzere Yunanistan yaklaşık 2 ay önce AB Komisyonuna turizmle ile ilgili farklı ülkelere yolculuk yapmak isteyen AB vatandaşlarının kendi ülkesinden çıkarken teste tabi tutulmasını ve kendilerine bir sağlık karnesinin verilmesini teklif etmişti. Ama kabul edilmedi. Niye? Çünkü AB, 'senin ülkene gelecek olan turistlere ben niye kendi kasamdan para harcayayım ki' dedi ve işi bitirdi. Turizmini sözde geliştirmeye ve iyileştirmeye çalışan Yunanistan da burada sınıfta kalmış oldu. Çünkü şimdi Avrupa’dan gelecek olan turistlerin tek birinde bile virüsün belirlenmesi Yunanistan’ı o kişinin kaldığı oteldeki tüm müşterileri kendi kasasından çıkaracak paralarla test yapması anlamına gelir. Çünkü tümüne karantina uygulaması imkansız, başka türlü turizmi öldürecek. Bu da demek oluyor ki, aslında Yunan Hükümeti dışarıdan yabancı turist gelmesini pek istemiyor  fakat bunu bir türlü söyleyemiyor, aman verilecek olan paraları kaçırmayalım korkusu yani. Belki iç turizmi genişletmek zorunda ama bunu yapmaya da parası yok. İspanya gibi bir ülkede 3 ay çalışmayan işçilerin tüm maaşları devlet tarafından karşılanırken Yunanistan’da bir defa 800 evro vermekle övünen bir hükümet var. Ekonomik olarak AB'ye muhtaç olan Yunanistan kendi halkına hava atmaya devam ediyor.

Tüm bunlara rağmen her defasında azınlığı ve Türkiye’yi hedef alması da düşündürücü.

Bu salgın olayları ile şimdi fırsat yakalamış olan Yunan basını da en mükemmel bir şekilde işini yapmaya devam ediyor. Hedef alınan kesimleri haberlerde konu ederlerken aslında Miçotakis hükümetinin gerçekte yapmış olduğu yanlışlar da göz ardı edilmeye çalışılıyor. Çünkü sadece ünlü bir gazetecinin web sitesi için yüz binler harcanıyorsa diğer hükümet yanlısı televizyon kanalları için harcanan paraları varın siz düşünün.

Evet virüs var, yok demiyoruz ama belirli önlemler alındığında ve sosyal mesafeler korunduğunda virüsten de korunmak mümkün. Zaten bağışıklık sistemi güçlü insanlarda fazla etki etmiyor ama kronik hastalıkları olan ve bağışıklık sistemi güçsüz olanlarda etkili oluyor. Bunların genelde yaşı ilerlemiş kişiler olması ve gençlerle aynı evlerde yaşamaları da daha fazla dikkat gerektiriyor. Ama Yunanistan’da karantina altına alınmış bölgelerin bugüne kadar sadece Makedon Azınlık, Müslüman Türk Azınlık ve Romanların yaşadığı mevkiler olması da aslında çok dikkat çekici. Ne büyük bir tesadüf değil mi? Yunan Hükümeti ve Belediyelerin kendi bölgelerinde ve çoğunlukta Hıristiyanların yaşadığı yerlerde toplu testler yapmasını talep etsek sizce kabul görür mü? Yani nüfusu 50 bin olan bir şehirle nüfusu 800 bin olan bir şehir aynı vaka sayısına mı sahiptir? Tabii ki hayır ama Yunanistan testleri yapmaktan çekinmeye devam ettikçe bilinmeyen ve görünmeyen vakalarının da gün gelecek altında kalacaktır. Bunu da bu şekilde bir yere not edin, zamanı geldiğinde yine konuşuruz.

Yapılan algı operasyonları ile ilgili aşağıdaki Dr. Mesut kardeşimin paylaştığı bir hikaye ile bitirmek istiyorum ve bu hikaye ile de Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığına akıllı ve bilinçli olma çağrısında bulunuyorum. Toplu cenazelere sebebiyet vermemek için toplu cenaze ve törenlere katılmamak ve genel anlamda beyin sağlımıza daha fazla dikkat etmek zorundayız.

Meşhur Hekim İbn-i Sina’nın bir deneyi

Kiloları ve yaşları aynı olan, aynı cinsteki iki kuzu aynı şartlardaki iki ayrı kafese konulur.

Yan kafeste bir kurt vardır ama kurdu kuzulardan sadece biri görebilmektedir. Aylar sonra kurdu gören kuzu huzursuz, zayıf ve çelimsiz olduğundan ölür. Kurt kuzuya bir şey yapmamasına rağmen kuzu kurt korkusunu sürekli yaşadığı için ölmüştür. Kurdu görmeyen kuzu ise huzurlu olduğu için oldukça besili ve kiloludur. Burada İbn-i Sina zihinsel durumun etkisini araştırmıştır.

Gereksiz korkunun, endişenin ve kaygının insan bünyesine zararı çoktur. Bu salgın günlerinde gerekli olan izolasyonu sağlayıp, tedbirlerimizi alacağız ve önümüze bakacağız.

Sağlıcakla kalın.

Yazarın Diğer YazılarıGöç yolunda kırlangıç misali bekleyişAzınlık Eğitimi: İhtiyatlı olmak, ön yargılı olmamakOn parmağımızda on marifetYaptıklarımızla mı, söylediklerimizle mi anılmak istiyoruz?Kendine kadar Türk, kendine kadar Müslüman olacaksın, fazlası yasakGüncel Haberler'Koronavirüsü atlatalı 2 ay oldu ama etkileri devam ediyor'Cenazelere ait masrafların iadesi hızlanacakMüslüman din adamlarından İsrail'in 'ilhak' planıyla mücadele çağrısı'Avrupa'nın tarihinin en zor durumunda olduğunu biliyoruz'Koronavirüs salgınında son 24 saat
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech