LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
İyi olmak, kötü olmak ve bilmek üzerine10 Eylül 2020Salih Canbazscanbaz97@gmail.com

Neyin iyi neyin kötü olduğu, bir şeyin hangi durumlarda iyi olup olmadığı gibi sorular insanlık tarihi boyunca insanların zihnini meşgul etmiştir. Günümüzde ise insanların kendilerini iyi, her şeyin en doğrusunu bilen insanlar olarak tanıtması üzerine bu konu hakkında bir şeyler karalama ihtiyacı duydum. İyi olmak ve kötü olmak arasındaki ayrımı çok iyi bildiğim için değil, bilakis bu ikisi arasındaki sınırı oluşturan şeyin ne olduğunu bilmeyip çok düşündüğüm için yazıyorum bu yazıyı.

İnsanlar sürekli birilerinin kötü davranışından şikâyet edip kendilerinin daima haklı olduğunu söylüyor. Herkesin haklı olduğu ancak herkesin herkesten şikâyet ettiği bir yerde gerçekten kimin iyi kimin kötü olduğu sorgulamaya değer bir durum. Bir insanın başka bir insanı suçlu veya hatalı ilân etmesi her zaman o kişinin hatalı olduğu anlamına gelmez. Fakat eğer toplumun geneli böyle bir tutum içerisindeyse o toplumun iyiyle doğruyu ayırt etme melekelerinin zayıfladığını, faziletinin eksildiğini söyleyebiliriz. Dediğimiz gibi herkes haklıyken aynı anda herkesin suçlu olması mümkün değil, belki de herkes suçlu: Herkes haksızken kendini haklı gördüğü için ve başkasını haksız ilân ettiği için.

Anlayacağımız, başkalarını haksız ilân etme konusunda bizi harekete geçiren bizim gerçekten haklı oluşumuz değil, haksızlığımızı örtmeye çalışmamızdır. İnsan farkında olmadan bilinçdışı unsurlar tarafından kendi hatalarını örtmek için başkasını karalaması için harekete geçirilir. Husumetli olduğu kişiyi öteki olarak konumlandırır ve ötekiyle zıtlık ilişkisi içerisinde bulunan insan, öteki yani zıt taraftaki kişi kötü olarak konumlanınca kendisi otomatik olarak iyi tarafta kalacaktır.

Oysa ki, iyi olmak kendi vicdanımızın ötesinde bir durumdur. Herkesin kendisinden rahatsız olduğu, sohbet etmekten kaçındığı bir insan sırf kendi vicdanını rahatlatabiliyor diye iyi değildir. “Ben kendimi biliyorum ya, o bana yeter” der bu insanlar. Peki “Ben” nasıl oluyor da en doğrusunu biliyorum. Herkes “‘Ben’ kendimi biliyorum” dediğinde herkes kendine iyidir. Oysa iyilik bir sorumluluk ahlâkının sonucudur. Kabil’e “kardeşin nerede?” diye sorulduğunda, “ben onun bekçisi miyim?” diye cevap vermiş. Levinas bu kıssadan hareketle sorumluluk ahlâkının bu noktadan başladığını söyler. Dostoevsky’nin meşhur deyişiyle “Herkes, herkesten ve her şeyden sorumludur”. Öteki olarak konumlandırdığımız kişinin bir husumeti varsa oku ona yöneltmeden önce insanın kendisinde hata araması gerekir. Herkes başkasına taş atmak yerine o koca “Ben”in yaşadığı vicdan rahatlığını akamete uğratıp biraz da rahatsızlık yaşamasını göze alabilse, herkes kendi evinin önündeki çöpü temizleyecek, böylelikle herkesin evinin önü de pırıl pırıl olacaktır.

Evet, insanın kendini haklı görmesi biraz da fıtratından kaynaklanan bir durum. İnsan haksız olabileceğini çoğu zaman düşünemez bile. Meselâ bu yazıyı okuyanlar arasından elbette bana hak verenler de olacaktır beni eleştirenler de. Fakat bana hak vermesine rağmen kendini her şartta haklı gören insanlar da olacaktır. Bu insanların iki davranışından biri kötüdür fakat bunun kötü olduğunu bilmez. İşte bu noktada irfan devreye girer ki, yalnızca irfan sahibi insanlar yukarıda üzerinde durduğumuz kendi vicdanını rahatsız edebilme girişiminde bulunabilir.

Bu irfan sahibi insanlar aynı zamanda hiçbir şeyi bilmediklerini de bilirler. Yıllarını bilime adamış herhangi bir bilim adamı televizyonda ona aykırı gelen bir şey söyledi diye kendini o bilim adamından üstün görmez. O bilim adamı çalışıp da o fikri elde etmiştir. Biz ise çalışmadan bir fikre sahibiz. Bana sorarsanız, beşerin yanlış dahi olsa büyük zahmetlere katlanarak elde ettiği fikir, doğru dahi olsa zahmetsiz elde edilen fikirden evlâdır. Zira bu uzun uğraşlar, meşakkatler o fikrin bir yerden sonra kendini sorgulayabilmesine, yenileyebilmesine ve böylelikle doğruya dönüşmesine vesile olur. Çabasız elde edilen fikir ise adeta bir dogmaya dönüşür, dogma ise o an için doğru olabilse de bir noktadan sonra kendini haklı görenlerin silahı haline gelecektir.

Gördüğümüz gibi insanın kendi kendini sorgulama cüreti gösterememesi, onu kendi ötekilerini yaratmaya sevk edebileceği gibi bu zihin yapısıyla bilgi üretmesine de neden olur. Böyle bir toplumda da asla barış olmaz, ilmin gelişmesi ise söz konusu dahi olmaz. İlk paragrafta da vurgulamaya çalıştığım gibi bu yazıyı iyi ve kötünün gerçekten ne olduğunu bildiğim için yazmadım. İyinin ve kötünün ne olduğunu bildiğini iddia etmek, kişinin kendini “Tanrı” statüsünde görmesidir. İyi insan iyinin ne olduğunu bilmez, fakat iyinin ne olduğunu daima araştırır.
IdealSakburYazarın Diğer YazılarıYunanistan’da sosyolojinin sosyolojisi?Ne kadar moderniz?Bizi kapıda bekleyen felâketModern ulus-devletle geldiğimiz son noktaBatı Trakya’da halkın salgına karşı tutumunun ahval-i pür melaliGüncel HaberlerBaşbakan Miçotakis: Türkiye ile diplomasiye bir şans verelimDHKP-C yanlıları Atina'da polisle çatıştı"Çocuklarımız ana dilleri Türkçeyi öğrenme temel hakkından mahrum bırakılıyor"DEB Partisi gençliğe yönelik faaliyetlere devam ediyorMidilli'deki sığınmacıların çilesi bitmek bilmiyor
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech