LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Taktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynı10 Eylül 2020Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Eskiden hatırlarsınız belki, mezarlıklarda genelde (onu da bilmiyorum neden sadece mezarlıklarda) hani çıtlık ağaçları vardı. Daha kibarca söylemek gerekirse çitlenbik ağaçları. Çocukken onları toplar, üstünde bulunan yenilebilir bölümü yer, çekirdekleri ile de, kuşçu Nedim abiden aldığımız kafes içine kuşlar için konulan içi boş plastik borularla yaptığımız hedef tahtalarını vurmaya çalışır veya farklı eşyaları hedef alırdık. Bir nevi çocuk tabancası veya sapanı, nasıl isterseniz öyle deyin. Ama önemli olan hedef tahtaları idi. Biz daha o zamandan hayatımıza hedef koymasını ve hedefi on ikiden vuramasak bile en azından hedef tahtasını buldurmayı öğrendik. Her ne kadar o dönemin korucuları her defasında bizi kovalasalar da yaptığımızdan yine vazgeçmiyorduk. İnatçılık o zamandan kalma yani. Tabii büyüdükçe kuru inadın tek başına bir işe yaramadığını fark ettik ve bunun yanına daha farklı beceriler ekledik, niyet, cesaret, dürüstlük ve bilgi gibi. En azından eski yıllarda bir kahvehaneye giren ve tek işi ağaçları, bağları bahçeleri korumak olan vasıfsız bir kişi için ayağa kalkan insanlardan olmadık hiçbir zaman.

Şimdi gelelim kuru fasulyenin yararlarına.

O yıllardan bugüne Yunanistan’ın taktiğinde hiçbir şey değişmedi aslında. Azınlığa karşı, korkutma politikası her zaman devam etti. Bizlerle büyüyen Yunan arkadaşların, üniversiteden sonra her ne hikmetse çoğu değişti. Sanki baştan aynı çöplükte oynarken herkes mutlu ve huzurluyken, sonradan o çöplüğü sahiplenme yarışına girdiler. Hani sanki çöplük bir başkası tarafından sahiplenilecek korkusu yerleştirilmişti içlerine, hani sanki o çöplüğün horozu sadece onların olması gerekiyormuş düşüncesiyle büyütülmüştü bu çocuklar. Halbuki çöplük zaten onlarındı. Yani yine kendi çöplüklerinde ötüyorlardı.

Şimdi bizleri eleştirenler ve hedef gösterenler de zamanında azınlık mahallerinde bizlerle top koşturmuş insanlar, aynı okula gitmiş, aynı mahallede büyümüş insanlar. Büyüdüklerinde uzaktan aslana kabadayılık taslayan çakallara dönüştüler çoğu. Sanki tek düşmanları Türkiye, tek düşmanları Türkler gibi davranmaya başladılar. Halbuki çoğunun Türkçesi bizim bazılarımızdan daha iyi. Ondan sonra da hedef almaya başladılar, yıpratma ve korkutma politikalarına başvurdular. Ama her defasında aynı taktikle. Hedef göstererek başkalarının karşısına getirebilmek, düşman olarak gösterebilmekti amaçları. Bazılarını korkuttular evet, hedeflerinden şaşırttılar ve bu taktiklerine yılmadan devam ediyorlar. Halbuki bilmezler ki, hedef yolunun riskli ve engebeli tehlikelerle dolu olduğunu bilenler doğru bildiklerinden vazgeçmezler, başlarını haklı olduklarında hiçbir zaman eğmezler. İşte zaten asıl korkuları da bu, bu insanların günden güne çoğalmaları.

Bir sitede veya gazetede birilerini hedef gösterdiğinde kendi bölgesinden ona destek çıkılmaması aslında çok acı. O insanların etrafında internette kalabalık bir topluluk gözükse bile o insanların seçimlerde en geride kalmaları çok acı, internette insanın çok dostu varmış gibi görünüp de gerçekte etrafında ona inanan insanların çok az olması hakikaten çok acı. Kimi dost, kimi arkadaş olarak seçeceğini bilememek, emin olamamak çok acı. Aslında bu insanlara acıyorum doğrusunu isterseniz.

Çünkü bu insancıklar her ne hikmetse sadece azınlık için uğraşan ve Türk veya Türkiye kelimelerini kullananları hedef alıyor, azınlığın yararına çalışan insanları hedef alıyor. Zaten gazeteci olmadıklarından çocuklara eğitim verir gibi farklı cahil beyinleri de zehirlemeye çalışıyorlar. Bilginin bir güç olduğunu biliyor fakat bu bilgiyi nasıl kullanacaklarının farkında olmayan zavallılar gibi hareket ediyorlar.

Hani sanki Yunanistan kurumlarının tümü hiçbir iş yapmıyormuş da tüm işleri bunlar beceriyormuş gibi davranıyorlar. Yahu bu ülkenin istihbaratı mı yok, bu ülkenin polisi mi yok. Hukuka aykırı bir şey yapılmış olsa ilk olarak onlar müdahale etmeyecek mi? Sen bu memleketin tüm kurumlarını hiçe sayıp onların bir işe yaramadığını mı ifade etmeye çalışıyorsun? Yoksa demokrasi diye bağırıp kanunu kendi eline alıp uygulamaya mı çalışıyorsun? Şimdi bu acınacak bir hal değil de nedir? Ondan sonra da kalkıp Arnavutluk’taki Yunan azınlığın haklarını talep ediyor orada da devletin politikasını eleştiriyorsun. Hatta ülkenin seçimlerine bile müdahale etmeye çalışıyorsun. Bu bırakın kuru fasulyeyi, türlü yemeğini bile beş geçti.

Ayrı takımlarda oynayabiliriz evet ama sonuçta hepimiz tek bir topun arkasında koşuyoruz. Ya koşma takımdan ayrıl, ya da bu topu kurallarına göre oyna arkadaş. Ne yani hakem her defasında senden yana mı olmak zorunda? Faul olmadan bazen kırmızı kart görmek daha karlı…

Son olarak en acınası insanların da ilk olarak kendi söyledikleri yalanlara inanan insanlar olduğunu artık anlamamız gerek. Çünkü bir insan aynı yalanı devamlı tekrarlıyorsa, o yalana sonunda kendi de inanmaya başlar ki, bu çok tehlikelidir, çünkü artık o zaman diğerlerine bu yalanı söylerken doğru olduğuna kendi de inanmıştır.

İşte bu sebepten dolayı bu insanların taktiği her zaman aynıdır, önemli olan biz bu taktiklere her defasında kanmamaya hazır mıyız?

Anlayanlar anlamayanlara anlatabilir. Haftaya görüşünceye dek Hoşça kalın Dostça kalın…

IdealSakburYazarın Diğer YazılarıOrtaya bir karışık lütfenMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGöç yolunda kırlangıç misali bekleyişAzınlık Eğitimi: İhtiyatlı olmak, ön yargılı olmamakGüncel HaberlerBaşbakan Miçotakis: Türkiye ile diplomasiye bir şans verelimDHKP-C yanlıları Atina'da polisle çatıştı"Çocuklarımız ana dilleri Türkçeyi öğrenme temel hakkından mahrum bırakılıyor"DEB Partisi gençliğe yönelik faaliyetlere devam ediyorMidilli'deki sığınmacıların çilesi bitmek bilmiyor
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech