LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
LOZAN’IN 90'CI YILI VE HÜKÜMET NEZDİNDE AZINLIKTAKİ DEĞİŞİKLİKLER27 Kasım 2013Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

• Herkes aynı yere bakar yada herkes aynı şeyi dinler, fakat herkes farklı şeyler görür veya farklı şeyler algılar diye bir inanış vardır ya, doğrudur. Çünkü kimisi dünya gözüyle bakarken, kimisi ise his dünyası gözüyle bakar. Kimisi dinlerken dinlemek için dinler, kimisi ise anlamak için dinler. 22-23 Kasım tarihlerinde eski Rodop Valiliği toplantı salonunda düzenlenen Lozan Antlaşması ile ilgili konferansta da bunlar yaşandı. Bir kez daha Yunan hükümetinin Azınlıkla ilgili ince meselelerini yüz yüze görüşmeye hazır olmadığını gördük. 

Gördük görmesine de, orada bulunan ve gerek doktorasını, gerekse tezini hazırlamaya gelmiş olan bir sürü öğrenci ne anladı? Yunan makamları gördüğümüz kadarı ile bu araştırma yapan öğrenciler için bayağı bir güzel hazırlamış kendisini. Konferansta yapılan yanlışlar ve doğrular olarak bakıldığında, yanlışlar her ne kadar sadece organizatörler tarafından yapılmış gibi görünse de oradaki araştırmacı yazar gazeteci ve Azınlık haklarını bilmeyen, yaşamayan bir sürü insana bu nasıl lanse edildi ve alınan notlarda acaba demokratik davranılmadı cümleleri yer aldı mı? Aldı ise, en çok bilgileri kendilerine sunan kişilerin Lozan’dan doğan Azınlık haklarının çok daha fazlası verilmiş gibi gösterilen konuşmalarda, bu insanlar ne anladı? Çünkü dikkatinizi çekerim Cemil Kabza, İbram Onsunoğlu, Halil Mustafa ve Sami Karabıyıkoğlu’ndan başka Azınlığı savunabilecek konuşma yapan olmadı. Peki şimdi kendi kendime düşünüyorum ve daha sonra da anlamadıklarımı size soracağım…

1- İlk olarak Evren Dede’yi tebrik etmeden geçemeyeceğim. Türkçe konuşmasına izin verilmemesine rağmen ve bunun son dakikalarda açıklanmasına rağmen kendisinin tepki amaçlı toplantıdan uzaklaşması, ama görüşlerinin o toplantıda duyulması amacı ile daha önceden konuşmasını Yunancaya da tercüme etmiş olması, takdire şayan bir olay.

2- İlhan Ahmet’in Salı günü yukarıda adı geçen gazeteci arkadaşımızın açtığı davada Damon Damianos’un avukatlığını yapmasına rağmen, bu toplantıda kendisine Türkçe konuşma izni verilmediği için, herkesi ilgilendiren bir Azınlık davasında hemen kendisinden yana çıkması ve yıldırım hızıyla toplantıyı terk edip Yunanca Türkçe bir kınama hazırlayarak anında toplantıya okunması için yetiştirmesi da takdire şayan bir olaydır. Çünkü burada aralarında ne kadar rekabet olursa olsun, bazı problemlerde birlik olunması gerektiğinin bir örneği verilmektedir.

3- İlhan Ahmet’in ardından sonraki gün Ayhan Karayusuf ve Mustafa Mustafa da konuşmama kararı almış ve konuşmamışlardır. Belki böyle tepki göstererek çok iyi yapmış olabilirler. Ancak, bunu yapmakla zaten oradaki konuşmacı yetkililer tarafından yapılması ve duyulması istenen olayların üzerine biz de acaba tam istedikleri gibi su mu serpmiş olduk? bunun da tartışılması lazımdır.

4- Acaba buraya ayağımıza kadar gelen yetkililer, Azınlığımızın karşısına geçip de tartışmak istemediklerinden dolayı, bu yasaklamayla zaten sırada bulunan konuşmacıların hepsinin veya birinin böyle tepki vereceğini daha önceden tahmin ediyorlar mıydı?

5- Hali hazırda milletvekili olan Ayhan Karayusuf ‘un ‘’ben de bu konferansta en doğal hakkımı kullanarak Türkçe konuşmak istiyorum” demesi salonda nasıl bir etki yaratırdı? En azından konuşması bildiğimiz kadarı ile Lozan’ın 90’cı yılı ve Azınlıktaki değişikler ismi altında olacaktı ve ne yazık ki olamadı. Orada bilgi almak için hocaları tarafından gelmeleri tavsiye edilen öğrencilere de güzel bir malzeme verilmiş olmaz mıydı? Şimdi demezler mi insana, demek Lozan’ın 90’cı yılında Azınlığa yapılmak istenen buymuş. Dilini, dinini bundan böyle kullanırken dikkatli olun mesajı mı verilmek istendi demezler mi insana? Dokunulmazlığı olan bir kişinin Lozan’daki haklarından yararlanarak ve resmi bir tercümanı olan bu konferansta konuşmasını Türkçe yapmak istemesinden daha doğal ne olabilir ki? Kendisine zaten partisindeki Hıristiyan milletvekili arkadaşlarının da destek vereceğine adımız gibi eminiz.

6- Kristakis hocamız, kitabından alıntılarla sunduğu slayt gösterilerinde nedense hep İskeçe tayinli müftülüğünden örnekler verdi ve bu örneklerle şeriatın ne kadar yanlış olduğunu ispat etmeye çalıştı. Zaten Yunan mahkemelerinin de suçlu bulduğu yetkililerin, yaptıkları bazı yanlışları şeriatın yanlışlarıymış gibi göstermek ne kadar doğrudur? İnsana sorarlar hoca efendi, yalnız başına hakim, yalnız başına karar merceği deyip de, ikinci bir mahkemenin onun kararlarını yargılayamayacağını savunduğunuz bir insan, kötü olursa bu şeriatın suçumudur? İslâm’da kadının yerini bilmeden, miras konusunu anlatmak ne kadar doğru olabilir? Hem öyle bir şey ki 3 ayrı konuşmacının şeriatı farklı şekilde anlatmaları orada bulunanların da kafalarını iyice karıştırmıştır.

7- Gelelim Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Genel Sekreteri Kalancis beyin konuşmasına ve Kuveyt Büyükelçisi sayın Theodoru’nun hakimiyeti sağlamak için kendisine nasıl destek vermeye çalıştığına. Danışma Kurulu’muzun çıkarttığı kınamada,( bence daha sert olmaları gerekirdi), sayın Kalancis’in söylediklerine karşı olunduğu dile getirilirken, sayın Evripidis’ten hiç söz edilmemiş. Neden? Çünkü sayın Evripidis Azınlığa verilen hakların o kadar çok olduğunu iddia etti ki, biz bile hayretler içinde kaldık. Hani hakikaten Ekrem ağabeyimin de dediği gibi, yarısını bari almış olsaydık diğer yarısına zaten ihtiyaç duymayacaktık. Sonra kendisine yöneltilen “Madem ki tek kişi olarak birinin kendini istediği gibi tanımlayabildiğini kabul ediyorsunuz ve ben Türküm diyebilen bir insanla probleminiz yok, öyleyse bu insanların bir araya gelip de dernekleşmesine veya kurumsallaşmasına neden izin vermiyorsunuz dediğimizde, Yunanistan ve Türkiye’nin bu konularda geçmişte büyük yanlışlar yaptığını kabullenen bir milletvekilinin konuşması eleştirilir mi demeyin, eleştirilir, çünkü sadece yapılanlar ballandıra ballandıra anlatılırsa yapılmayanları ve verilmeyenleri oradakiler nerden bilecek? Onlar verdiklerini ve yaptıklarını tabii ki de söyleyecekler ve iddia edecekler, önemli olan biz, bize verilmeyenleri ve yapılmayanları anlatabildik mi? Eksikliklerimizi sunabildik mi? Hangi konularda haksızlıklara uğratılıp, bunları ispatları ile oradaki meraklı halka anlatabildik?

• Yani biz de bir araya gelip de bu konuları tartışabilecek konuma ne zaman gelebileceğimizi çok merak ediyorum. Biz kendi aramızda bunları çözemiyorken, Avrupa’dan gelen yardım paraları ile Frangudaki programı sayın Kalancis’in buradan memnun ayrılmasından sonra devam edeceğe benziyor. Kimlerin bu olaydan yararlanacağını da ilerleyen günlerde göreceğiz inşallah….

SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerAvrupa ekonomisi ağır bedel ödüyor, riskler artıyorAB Kovid-19 aşısı için yeni sözleşme imzaladıNATO, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mekanizmayı güçlendirmek istiyorMeslekten ihraç edilen komiserler Yunanistan'a kaçarken yakalandıFenerbahçe Beko, Panathinaikos OPAP'ın konuğu olacak
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech