LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
HAFTANIN İÇİNDEN KAHVE SOHBETLERİ 19813 Şubat 2014Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

HERKES COK MUTLU, HERKES YARINLARDAN UMUTLU
Böyle bir şeyi duymak, yaymak ve bunlara inanmak bugünün şartlarına göre ne kadar komik olurdu değil mi? Olurdu da hayatımızı daha mutlu yapabilmek veya gençlerle elele olabilmek, kendi problemlerini hep birlikte çözmeye çalışabilmek gibi bir huyumuz da yok maalesef. Bir insanın kendi hayallerinin peşinde koşamamak kadar kötü olan daha ne gibi şeyler var bilmiyorum ama, şu anda bu hayallerin başkaları tarafından engellenmesi, herhalde gençlerimiz açısından da büyük bir hayal kırıklığı. Sizce, herkes o kadar mutlu olduğu için mi genel problemleri takmıyor, yoksa diğerlerine güvenmediği için mi? Yarınlardan umutlu olduğu için mi sadece kendini düşünüp haksızlıkların peşinden koşmuyor, yoksa birlik ve beraberliğe inanmadığı için mi? Eskisi gibi hain olarak gösterilmekten korkmadığı kesin, eskisi gibi koruculardan ve polislerden korkmadığı kesin, eskisi gibi dil bilmiyorum yer bilmiyorum meselelerinden korkmadığı kesin. O zaman ne oldu da bu halk kendinden koptu, kendi isteklerinden, gelenek ve adetlerinden koptu, kendi davasından koptu? Onu bunlardan koparan olay neydi? Bu hiç araştırıldı mı? Acaba teknoloji sayesinde herşeyi tüm çıplaklığı ile öğrenmesi, onun bazı şeylerden nefret etmesini mi sağladı? Yoksa güvendiği dağların aslında onu sellerden ve güçlü rüzgarlardan korumadığını mı farketti? Bunların cevabını hep birlikte inşaallah çok kısa zamanda artık konuşmak isteyen, artık yattığı kış uykusundan uyanarak içindeki canavarı dışarıya salmaya hazır insanlarla hep birlike görecek, hep birlikte yaşayacağız.

ŞİMDİLİK KRİZDE KALALIM VE EKONOMİK DARBELERDE:
Eskiden askeri darbeler meşhurdu, diktatörlüğün önünü açıyordu, şimdilerde ise ekonomik darbeler. Çünkü bunlar tamamı ile demokratik. Demokrasiden hiç bir zaman ödün vermeyiz, bizim tek amacımız serbest bir piyasa ve serbestçe yaşayan bir topluluk. Globalleşmiş bir dünya. Parası olan güzel, diğerlerinin ise kobay gibi yaşadığı bir dünya. Zenginlerin kral, fakirlerin köle gibi yaşadığı bir dünya. Ama modern, ama her ihtiyaca cevap verebilen, ama herkese hitap edebilen demokratik bir dünya. Kardeşi kardeşe düşman eden, ama bunu demokratik yalanlarla yapan bir dünya. Güçlünün ayakta kalabilmesi ve neslini devam ettirebilmesi için, diğerlerini sağlık sunma politikası ile zehirleyen bir zihniyet, kendi kimyasal bombalarını denemek için diğerlerinin hayatına kıyabilen bir zihniyet, doğal kaynakların sahibi olabilmek için, dinleri, ırkları, renkleri hiçe sayabilen bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Ekonomik darbelerden bahsetmiştik, açıklayalım. ''Kendi otomobilini üretemeyen ülkelere borç verirler hep diğer büyük ülkeler ve yeni yepyeni otobanlar yaptırırlar, daha fazla araba, daha fazla yedek parça satabilsinler diye. Sonra bankaları satın alırlar, halka ucuz krediler verip daha fazla borçlandırsınlar diye. Sadece devlet değil halk da borçlansın diye. Dağıtılan paralarla millet daha fazla araba alır ya, işte o zaman verilen kredi miktarlarının daha fazlası geri alınır o büyük ülkeler tarafından. Ondan sonra Dünya bankalarından krediler ayarlanır, ama ayarlanan o krediler asla o ülkenin hazinesine gitmez, o ülkede projeler üreten ve yine o büyük ülkelere ait şirketlerin kasalarına gider. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Böylelikle o ülke, daha fazla borcun içine de sokulmuş olur. Plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler belirir aniden ve ödenilemeyen borçlara karşılık o ülkenin petrolünü isterler, doğal gazını isterler, askeri üstlerini en güzel ve en hassas yerlere getirip koymak isterler, devlete idare kurumlarını özelleştirmesi için baskı yapıp onları çok uluslu şirketlere satılmasını sağlarlar. Ve bu böyle devam eder gider. Peki bu darbe değil de nedir? Bu askeri bir darbeden çok daha tehlikeli, insanların evlerine kadar giren, onların özel hayatlarını bile etkileyen bir darbedir aslında. Ve biz hepimiz görüldüğü gibi aynı yolun yolcusu, aynı ülkelerin kurbanı iken, o zaman bu kendi aramızdaki farklılıklar neden? Türk müsün Yunan mı? Bana ne kardeşim, sen ilk olarak komşunla birlikte problemlerinin üstüne birlikte gitmeyi öğren, paylaşmayı öğren. Paylaştıkça çoğalır dostluklar, paylaştıkça azalır problemler, paylaştıkça her şey yeter de artar bir insana...

HER ŞEY BİR HİÇ UĞRUNA:
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce, sormuş Hoca: “Sen kimsin?”
“Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiiiç.” Demiş
“Daha niye kabarıyorsun be adam, demiş Hoca, ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım:
‘hiçlik makamı’ında

Varmı daha şimdiden bizim buralarda hiçlik makamında olan? Var mı Allah'ın karşısında kendini bir hiç gibi hissedeceğini bilen bizlerin içinde daha şimdiden kendini o makama hazırlayan? Yok tabii ki? Neden? Çünkü herkes bilmem ne başı olmak için çalışıyor, bu halka yardım etmek için çalışıyor, hizmet etmek için yarınlara koşuyor, makamların peşinde koşmaya da devam ediyor. Gün gelecek yorulacak, koştuğuna belki de pişman olacak. Olsun, bu uğurda koşmak bir şerefti, bu uğurda bir eser bırakmak güzeldi, öbür tarafta da veremeyeceğim bir hesabım yok diyebilecek kaç kişi var içimizde? Başkalarına sormak istediğimiz soruları sorduk mu hiç kendimize? Başkalarının yerine koyabildik mi hiç kendimizi, onları daha iyi anlayabilmek, onların problemlerini daha ykından görebilmek için... Hiçlik makamına varmak o kadar kolay değil arkadaşlar, bu dünyada toprak olup da bir hayvanın gübresi ile çimen olmak da var veya bu dünyada faydalı olup da yaptıkları ile ölümsüz olmak da, seçip seçip kullanın...

Darısı böbürlenmeden hizmet edenlere, karşılıksız hizmet verenlere. Ben buyum değil de biz buyuz diyebilenlere...

Gazetemizin uzun bir ayrılıktan sonra yine sizlerin yanında olabilmesinin sevinci ile, bu hafta konularımızı daha bir genel tutalım dedik. Bu, sadece bu haftaya özel olsun. Haftaya inşaallah daha detaylı, daha net bir köşe yazısı ile sizlerle birlikte olacağız. Millet gazetesine de bu arada uzun ömürlü bir yayın hayatı diliyorum. Şimdilik hoşçakalın gönül dostlarım.

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerKarabağ'da PKK'lılar Ermenistan'ın ilk savunma hattında görevlendiriliyorBrezilya'da Oxford'un Kovid-19 aşısı deneylerine katılan bir gönüllü doktor öldüErmenistan Başbakanı: Dağlık Karabağ konusu diplomatik olarak çözülemezAzerbaycan ordusu 21 köy ve 1 kasabayı daha işgalden kurtardıYunanistan Kovid-19 vakalarında en yüksek seviyeyi gördü
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech