LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
HAFTANIN İÇİNDEN KAHVE SOHBETLERİ 20327 Mart 2014Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

AĞAÇ YAŞ İKEN, İNSAN AÇ İKEN EĞİLİR

O ağaç büyüyünceye dek, bazen o seneler geçmek bilmez, bazen “yeter artık bunun meyvesini ne zaman alacağız” diye sabırsızlanırız. Ama ne ekersen onu biçersin dünyasında, ona nasıl baktıysak onun da bize öyle bakacağını hiç bir zaman varsaymayız. Bunu karşılıksız şekilde hiçbir şey beklemeden yapanlar sadece anne babalardır bunu da unutmayalım.

Çocuk da aynıdır bu milletin gözünde. Kız alınır aileye bakılır, damat seçilir ailesi araştırılır. Eskiden arabası var mı, işi var mı diye de araştırılırdı ama şimdi bu krizde bunlar da ortadan kalkmaya başladı. Gençler de sevinseler mi üzülseler mi bir türlü bilemediler. Çoğu, bırakın çocuk yapmayı evlenmeye bile çekindiler, korktular. Eskiden evde kalmalardan korkulurdu şimdi parasız kalmalardan. Resmen bellerini büktü bu kriz insanların. Hadi belirli bir yaşın üzerindekilerin işleri daha garanti belki ama, onlar da işsiz çocuklarını bakmak zorundalar, belki torunlarını da. Dedik ya ağaç yaşken eğilir diye, doğrudur, ama ya insan aç kaldığında ne olur? O filmlerde gerçekleşen banka soymalar, tren durdurmalar, eğlence merkezi basmalar bizim Trakyamızda yok arkadaşlar.

Bizim halkımız kaderine boyun eğmesini öğrenmiş, o yüzden de fazla ses çıkarmayan, olanları görmezlikten gelmiş bir azınlık. Bizim Azınlık, boğazına kördüğüm atmış, kara bahtına yanmış ama yine de her defasında sabırla hedefine ulaşacağına inanmış bir Azınlık. Biz hepimiz her ne pahasına olursa olsun pişmanlığını ortaya çıkarmamış, kendi yememiş yedirmiş, içmemiş içirtmiş, okumamış okutmuş ailelerin çocuklarıyız. Ama o zamanlar iş varmış, para bulmak zormuş belki ama, onlar için bu önemli değilmiş. Az yiyip az uyuyacaklar, azar kazandıkları paraları kenara koyabilmek için daha fazla çalışacaklarmış. Şimdi öyle mi ki? Zaten işler kesat, bir de duvarda asılı koskoca bir diploma, herkes o diplomanın başında o kağıt parçasının ne işe yaradığını düşünüyor. İstisna ailelerin çocuklarını koymuyoruz bu düşünme zorluğuna. Onlar düşünmeden zaten bir yerlere geliyorlar. Çünkü onların pazarlamacıları güzel. Peki ne olacak diğer pazarlamasını beceremeyen, kendini veya başkasını pazarlamakta zorlananların işi? Kriz alıp götürecek mi bir nesli? İşte üstünde durmamız gereken olay da bu zaten, çünkü onlar geleceğimizi tamamen değiştirebilecek olan bir nesil. Kimler değiştrecek peki bu nesli? Parası ve aklı olanlar tabii ki. Aç olmanın, çaresiz olmanın dezavantajları bunlar işte. Belki günün birinde onların istediği bir öğretmen, belki onların istediği camilerde bir imam, kimbilir belki de kendi halkına para uğruna ya da beyni yıkandığı için zarar vermeye çalışan biri olarak çıkacaklar karşımıza, kimbilir. Olur mu olur. O zaman nirden nire kelimesini iyi anlamda değil, kötü anlamda kullanmaya başlayacağız gibime geliyor, ta ki önlemimizi almaya şimdiden başlamazsak. Bu çocukları büyüyünce bu topluma yararlı olabilecekleri düşüncesi ve hırsıyla yetiştiremezsek yandığımız gündür arkadaşlar. O zaman baştaki dayılar, amcalar ve beyefendiler, sıra halalara teyzelere gelmeden önce önleminizi bir an önce alın. Gelen neslin sizin aleyhinize çalışmalarını ve bu topluma zarar vermelerini istemiyorsanız, o zaman hükümetlerin yaptıklarından ve verdiklerinden ne kadar yararlanırım diye düşünmeyip, kendi aramızda neler yapabileceğimizi, bu topraklarda nasıl bir arada çalışabileceğimizi, bu gençlere göstermemiz gerekiyor. Yeter ki paralar doğru yerlere ve doğru insanlara gidebilsin, zarar değil bu topluma yarar verebilecekler bu hizmetlerden yararlanabilsin...

HASSAS BÖLGELERDE YENİ NESLİ,  GÜVENSİZ VE İMANSIZ BIRAKMA POLİTİKALARI MI BAŞLIYOR?

Oha yani demenize hiç gerek yok arkadaşlar. Biliyoruz parasal gücünüz yok, ama iman gücüne de bu günlerde çok ihtiyacımız var. En azından kalplerimizde bulunan bu imanı satmayalım. Az da olsa o, o paralardan nasibini almasın, para pul için satılmasın. Çünkü bu, sadece kendini satma değil (Haşa) belki de Rabbini de satmaktır. Günün birinde hocalarımızı yolda gördüğümüzde destur demek istemiyoruz biz. Papaz görmüş gibi bakıyorsun derler ya hani bazen insana, öyle bakmak istemiyoruz camilerimizde görev yapan din adamlarımıza. Onların okulları, günün birinde bizim camilerimiz olmasın. Çünkü o okullar devletin. İstediği gibi kullanabilir, istediği öğretmeni atayabilir belki ama, o camiler bizim, sizin, hepimizin. Onlar sizlere atalarınızdan kalmış birer yadigar, korumak ve gelecek nesile, aldığınız gibi bırakmak sizin elinizde. Görevimiz tehlike filminde olduğu gibi, bazen 2 dakikalık bir ömrün kaldığını bile bile, bazen belanın üstüne gitmek, belki sizin hayatınızı kurtaracak, belki de zorlandıkça ne kadar güçlü olduğunuz ortaya çıkacaktır. Bu gücü, toplumun yararına kullanalım lütfen, çar çur etmeyelim, birbirimize girmeyelim, çünkü güvensizlik insanları ayakta tutan değil, tam tersi toplumları bile kendi içinde helak eden bir unsurdur. Dikkat ederseniz şu anda bunlar gerçekleşiyor. Ve böyle devam ederse Allah'ın bizi helak etmesine bile gerek kalmayacak... En büyük zararları, en büyük düşmanlıkları kendi içinde yaşayan bir toplumun çocukları olduğumuzdan dolayı, tarih bizi gelecekte utandırmaz inşaallah....

Bu haftaki yazımıza fıkra bulmak da zor tabii ki. Ama aramalarımıza deydiğini okuduğunuzda siz de anlayacaksınız. Aslında affetmenin ne kadar rahatlatıcı olduğunu, kırgınlıkların insanın üstünde büyük bir yük olduğunu siz de anlayacaksınız…

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: 'Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?' Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. 'O zaman' der öğretmen. 'Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin' Öğrenciler bunu da yaparlar. 'Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!' Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

-'Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.'

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine 'Peki şimdi ne olacak?' der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

- 'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.'

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: 'Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.' 'Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bize artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?'

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

-'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.'

Bu haftalık da bu kadar değerli dostlar. Haftaya inşaallah yerel seçimlerde oyumuzu nasıl kullanmamız gerektiğini, kullanırken nelere dikkat etmemiz gerektiğini biraz tartışırız. Her şeyin gönlünüzce olması temennisiyle Hoşça kalın Dostça kalın.

SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerAlman istihbaratı WhatsApp yazışmalarını okuyabilecekAvrupa ekonomisi ağır bedel ödüyor, riskler artıyorAB Kovid-19 aşısı için yeni sözleşme imzaladıNATO, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mekanizmayı güçlendirmek istiyorMeslekten ihraç edilen komiserler Yunanistan'a kaçarken yakalandı
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech