LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 13712 Ocak 2012Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Bu hafta Millet gazetesinin eski sayılarında yayınlanmış Kahve Sohbetlerinden bazı bölümleri yayınlamak istiyorum. En azından hep birlikte görebilelim ki, senelerden beri Azınlık Hakları ne şekilde korunmuş, ya da korunmuş mu? Seneler geçse de problemlerin aynı şekilde kaldığını gösteren bu bölümleri sıkılmamanız açısından özellikle seçtik, iyi okumalar...

Millet Gazetesi Sayı 264'ten bir alıntı...
ARAP SAÇINA DÖNDÜ TÜM HAYALLER
Takımlar, partiler, renkler derken arap saçına dönüştü tüm hayaller, tüm düşünceler. Acaba azınlık içinde de böl parçala ve yönet mantğı mı var diye sormadan edemiyor insan kendine? Mahalleleri köyleri bir tarafa bırakın, aynı anadan doğma kardeşleri bile birbirine sokabilen bir taktik bu takım ve particilik olayı. Peki bu akıllılar bunu nasıl becerdiler, yoksa biz de azınlıktan ve haklarımızdan kopmak için onlara bir nevi yardım mı ettik bilinçsizce? Bildiğimiz inandığımız ve peşinden koştuğumuz bir hakkımız için nasıl olur da farklısını düşünebilir veya farklı yapıldğında daha başarılı olabilir mantığını içimize sindirebiliriz? Amaç bir, hedef bir iken nasıl faklı yollarda ilerleyebiliriz? Biraz mantıksız değil mi bu azınlığımızda var olan gerçekler, ya da bazılarına göre gerçek olanlar? Yoksa tarih mi bize yanlış aktarılıyor ya da sevdiğimiz güvendiğimiz insanlar mı kötü gösterilmeye çalışılıyor? Ne dediğimi anlamanız açısından, kendi çapınızda küçük bir araştırma yapabilirsiniz. Herhangi birisine tanıdığı veya çok iyi tanıdığı bir insan hakkında bilgi istediğinizi söyleyin, size iyilikleri yanısıra, daha fazla kötülüklerini anlatacak, ya da siz onun bildiği bir kişiyi kendisine aşağılayın, nedense o da sizle aynı fikirde olacak. Bu da neyi göseriyor? Ya biz hakikaten birbirimizi hiç tanımıyoruz, ya da hiç birimiz diğerini çekemiyoruz. Birincisinde gerçekleri araştırmadan karar veriyor, ikincisinde ise zaten sadece kötü niyetimizi gösteriyoruz. Bunları şehrimize yeni gelen birisi dahi anlayabiliyorsa, senelerdir beraber yaşadığımız Yunanlılar nasıl anlamasın. Bizi birbirimize düşürmek için nasıl siyaset yapmasın, hem de dostça ve yardımsever bir görünüme bürünerek. Bir yardım perisi yani sizin anlayacağınız. Hadi bakalım öyle olsun, biz de bunları anlayabilecek kapasite olmadıktan sonra bize de ohlar olsun...

Millet gazetesi Sayı 293'ten bir alıntı...
BEŞİKTEN MEZARA KADAR
Doğuşunuzdan bugüne kadar neler yaptığınızı, neler becerdiğinizi sorguladığınız oldu mu hiç? Dedem buraya kadar, babam buraya, bende buraya kadar ilerledim diyeniniz oldu mu hiç? Yok yok iş konusunda değil vatan konusunda, azınlık konusunda. Her defasında seneler geçse de hep az gittik uz gittik bir buğday boyu yol gittik mi diyeceğiz hep? Çünkü olanlara baktığımızda bu buğday boyu yol, bizim için bayağı bir moda olmuş durumda. Sayın dışişleri bakanımız Druças'ın da dediği gibi, evet belki Türkiye ile ilişkilerin iyi gitmesini istemeyen ve önlemeye çalışan bir sürü insan var, olabilir ama acaba azınlık içinde de bu insanlardan da var mıdır diye sorası geliyor insanın? Her çorbanın içinde maydanoz rolünde oynayan kişiler mi var? Her problemin çözümüne çomak sokmaya çalışanlar mı mevcut? Beşikten mezara kadar bu azınlık aynı şeyleri yaşamak için mi var? Yeni güzelliklerin yeni nesille gelebilmesi için ne gibi yatırımlar yapıldı? Kapadokya veya İtalya gezileri ile bunların olamayacağı kesin. Yeni iş yerleri, yeni yatırımlar yapılmazsa işler sarpa saracak, azınlığın bel kemiği olan ekonomi çökmek üzere. Tarlası olan da aynı, hayvanı olan da. Sonuçta emeklerinin karşılığı ödenmedikten sonra onun gözünde herşey ve herkes aynı. Onun için genel problemler değil yerel problemler daha önemli. Onu can damarından vuran ekonomi. Rahat adım atamamakta, azınlığı ilgilendiren diğer konularla ilgilenememekte. Elinden tutan kişiler de bugüne kadar hep kendisini düşünmüş olanlar, onlara da nasıl güvensin ki? Kendisine yatırımcılık ruhunu, girişimciliği, ortaklaşa olarak şirketleşmeyi, kooperatifleşmeyi kimse öğretmemiş ki. Tam aksine başkalarına güvenmemesini, yalnız başına ne yaparsa kâr olacağını, başkalarını engellerse daha çabuk büyüyeceği öğretilmiş. Şimdi ben de soruyorum sizlere. Bu siyasetin içinde olmayan ama katkılarıyla içinde olanlara destek veren, olayların içinde olmayıp da sadece onlara anlatılanları doğru bilen bu insanlar mı suçlu, yoksa onları senelerdir böyle eğitenler mi? Seçimlerde birlik beraberliğe ihtiyaç var da, kendi problemlerimizi çözmekte yok mu? Çünkü dikkat ederseniz, biraz müsaade buyurun, kendi problemlerimizin çözüm yolunda bir türlü toplanamıyor ama konu seçim olunca köy ve kahvehaneleri gezmekte yüzlerce kişi toplanabiliyor, eğlencelerde binlerce kişi eğlenmeye gidebiliyor. Ne mutlu bizim gibi yeri geldiğinde mutlu, yeri geldiğinde ise kararsız ve zararsız olanlara. Ve ne yazık ki yine çok konuda kendine bile yararsız olanlara. Beşikten mezara kadar maalesef aynı olanlara... Ne mutlu!

Millet Gazetesi sayı 294'ten bir alıntı...
İKTİDAR OLUP DA MUKTEDİR OLAMAMAK
Düşünsenize, hep iyi niyetli olup da hiç bir şeyi pratiğe geçirememek, beceremedikten sonra da bunları istemeyenler var demek. Valla bu sözler ne kadar tarihi tartışılır. Tarih yazmak isteyen insan da fikirlerini açıkça ortaya koyar. Galile de dünya dönüyor diye öldürüldü ama dünya hala dönmeye devam ediyor, üstelik herkes de bunu kabullenmiş durumda. Aslında Yunanistan'da var ya çok kişi Türkiye karşıtı olup da Türkiye ile iş yapanlardır. Gerçek anlamda Türkiye karşıtlarının çoğalması da onların daha çok işine gelir, çünkü pastadaki dilimler onlar için büyük kalır, tabii kâr oranları da düşmanlar arttıkça çoğalır. İktidar da aynı oyunu oynamıyor mu sizce? En küçük bir zorlanmada “biz bunu bu kadar hızlı bir şekilde Yunan halkına nasıl anlatacağız” demiyor mu? Aslında burda da halk, kapısı açık bir kafesin içindeki kanarya misali serbest bırakılmış gibi gösterilse de, kafesin kapısı sadece dışarısı karlar altında kaldığında açıldığından dışarda yem bulmak imkansız oluyor, bu durumda da tabii ki kafesin içinde sıcacık bir oda ve hazır yemek daha kolay geliyor. Bu örneği tabii ki tersinden de alabiliriz. Bakın bir kaç gün önce öğretmenlerimiz azınlık okullarının birleştirilmesi söz konusu değildir derken, eğitim bakanlığı hemen sonraki gün basına gönderdiği duyuruda, çok yakında bunun olacağını teyid ediyor. Şimdi bu durumda kimler yalancı duruma düşüyor? Bir de aldığımız habere göre cemaat tarafından karşılanan okul binası ve çevresi masrafları sadece Gümülcine içi sınırları ile sınırlı, yani köy okulları bunun dışında ve büyük bir ihtimal bakanlık sadece köydeki okulların birleşmesi için kolları sıvayacak. Halbuki bir araştırılsa belki de İstanbul'da tek çocuk öğrencisi olan ve çalışmaya devam eden Rum Azınlık okulu bile vardır. Ama burda ekonomik kriz var diyeceksiniz olabilir, fakat bu durumda da hükümet sadece kendi çıkarını düşünmüyor mu? Kriz çocuklarını kilometrelerce uzağa götürecek olan aileler de yok mu yani? Bu okullardan dışarda kalacak olan öğretmenleri hükümet ödemek zorunda kalmayacak mı, yada başka yerlere atamayacak mı? Kısacası bir yerden kazanırken diğer yerden kaybetmek işte buna denir. Kaş yapayım derken göz çıkarmak yani. Hem Lozan'a aykırı, hem de kendi yetiştirdikleri öğretmenlere aykırı. Eğitime bir balta daha vurmak kolay olabilir ama son baltayı vurmazdan önce de o ağacın hangi tarafa düşeceğini çok iyi bilmek gerekir, çünkü düştüğü yerde muhakkak ki zararlar da yapacaktır, önemli olan o ağacın altında kalmamaktır. Azınlık okulları Kallikratis'e göre belediyelere devredildiğinden orada görevli olan arkadaşlarımız da zor durumda kalacaklardır. Bunlara dikkat etmek gerekir. Süslü püslü sözler ile basın karşısına çıkan bakanlara da fazla aldanmamak gerekiyor çünkü bu siyasette Nasreddin Hoca misali herkes ne yazık ki haklı... Söpa'lı öğretmenlerimiz de bu durumda, zamanında Yenicemahalle okulu misali devleti yanlarına değil karşılarına almış olacaklar çünkü hükümet şu an tartışmasını başlatmış olduğu birleştirme politikasıyla hem azınlığı hem de öğretmenleri ikiye bölmeye çalışmıyor mu sizce? 

Millet gazetesi sayı 294'ten bir alıntı...
DÜNDEN BUGÜNE GÜNLERİ GEÇTİ
Şimdi bugünden yarına günleri başladı Yunanistan için. Papandreu'nun aldığı kararlar neticesinde parayı üreterek kazanamıyorsak, kapatarak veya satarak kazanırız mantığı çıkıyor ortaya. Ama ne yazık ki her iki durumda da gelecekte olabilecekler hiç konuşulmuyor. Yapılacak olanlar sadece bugünü düşünerek yapılıyor, dezavantajları hiç bir yerde konuşulmuyor. Kışlalar kapatılarak her sene 900 bin civarında kâr edilmeye çalışılıyor, okullar birleştirilerek kâr edilmeye çalışılıyor, iş yerleri ve bankalar birleştirilerek kâr elde edilmeye çalışılıyor çalışılmasına da, bu işlerden ayrılan ve işsiz kalan kişileri kimin ödeyeceğini kimse konuşmuyor. Aslında bu kişilere işsiz kaldıkları durumda hükümetin kendilerine ne kadar para ödeyeceği bildirilmiyor, o paralar hesaba katılmıyor. Okulların birleşmesi sonucu bir sürü öğretmenin işsiz kalmaması için tam gün eğitim programlarını kullanacaklar büyük bir ihtimal ama yine kendi bütçelerini zorlayarak. Deniz boylarına Gümülcine de dahil olmak üzere tüm Yunanistan'da 7 yılda700 bin deniz manzaralı ev yapılması planlanıyor. İşin gülünç tarafı da bu evler yabancılara satılacak derken yabancı olarak da Alman ve Ruslardan bahsediliyor. Yani başka yabancılara ev yok. Belki de ev satın almak isteyen Bulgarlar'ı ve Türkler'i yabancı olarak görmüyorlar artık. Kimbilir? Merak ediyorum Alman vatandaşı olan Türkler gelse ev satın almak istiyorum deseler acaba ne olur? Yok kardeşim biz sadece etnik kimliği de has Alman ve Rus olanlara ev satabiliyoruz diyerek, meclisten kanun mu geçirttik diyecekler? Evler yaklaşık 200 bin evro tutarında olacak ve 100 ila 120 metrekare arasında değişecek. Bari bizden duymuş olmayın ama, Hollanda'daki gibi evi satıp da yerini 50 seneliğine kiralasak da, en azından ileride toprağımızdan olmayız diye düşünüyorum. Topla evini git nereye istersen deriz olur biter, tapusu da yine elimizde kalmış olur. Belli mi olur artık silah zoruyla hiç bir şey alınmıyor, ekonomi gücü ile her şey elde ediliyor. Muhakkak ki paranın geçmediği yerler de olacak sizin nezdinizde, aynen fabrikalar bölgesinde olan ve Türkler tarafından satın alınmak istenen fabrikalar gibi. Özel kanunlarla satışına izin vermeyen hükümet şimdi içine Gümülcine sahillerini de aldığı bölgelere yapacağı evlerle, bütçesine para koymaya hazırlanıyor. Bir taraftan paraya sırtını dönen Yunanistan bir taraftan da kucak açmaya çalışıyor, kendi insanını işsiz bırakma pahasına da olsa, kendi insanını aç bırakma pahasına da olsa, hedef Yunanistan'ı bu borç batağından çıkarabilmek. Kimse inanmasa bile hükümet buna inanıyor, onun için halka da çatışmak değil alışmak yakışır diyor uzmanlar. Nereye kadar?

Seneler geçse de doğruların hep yazılıp çizildiğinin bir örneğidir yukarıda okuduklarınız. Seneler geçse de düşüncelerin olaylar gibi değişmediğinin bir ispatıdır yukarıdakiler. Değişmeye karar verdiğinizde haber verin ben buradayım. Bu haftalık bunlarla yetinelim, yeni senenin yeni gelecek olan kanunlarını haftaya konuşalım. Şimdilik Hoşça kalın Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech