LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 21704 Aralık 2014Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

BİLİNEN, BİLİNMEYEN: GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN

Hani bir söz vardır ya devamlı kullanılan, “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için.” Bu hepimiz birimiz için bölümü, herhangi bir vatandaşımıza yardım amaçlı olduğunda, mesela camilerde topladığımız para ile oluyorsa, bunu beceriyoruz. Ama herhangi bir vatandaşımızın mahkemelerde azınlık davaları için savaş verdiği anlarda maalesef sınıfta kalıyoruz. “Birimiz hepimiz için” bölümünü ise tartışmaya bile gerek duymuyorum, çünkü o birimiz, birinci konumlara geldiğinde sadece kendi biriciğini düşündüğünden, hepimiz kelimesi , artık ona ağır gelmeye başlıyor. Ha tatil ve eğlence organisazyonlarında birimiz hepimiz için cümlesi, hakikaten hala geçerliliğini koruyor, ona lafımız yok bak.
  
Nitekim bir bilinenler var bir de görünenler. Bilinmeyen ve görünmeyenler ise hala, acaba ne yapsam ne etsem soruları eşliğinde kıvranmaya devam ediyor.

Halk ise kendi bunalımını yaşıyor. Bir taraftan vergiler kapıya dayanmaya devam ederken, diğer taraftan evin ihtiyaçları aile reislerini kara kara düşündürüyor. Tam primler Aralık ayı içinde verilecek mesajları sosyal ağlarda paylaşılmaya başlanmışken, bir de bakıyorsunuz 2015 taşıt vergileri ödenmeye başlanmış. Taktiğe bakarmısınız? Verdiği gibi almak buna denir işte. Bir elinle ver, diğer elinle daha fazlasını topla. Hükümeti yönetmek için bile kumar hesabı yapılmaya başlandı maalesef bu kapitalist dünyada.

Batı Trakya’nın gariban insanı bu ekonomik sıkıntılarla çalkalanırken, diğer genel problemleri nasıl düşünecek? Cebi boş olan ve deli olmayan kaç tane cesaretli gördünüz siz bu güne kadar? Kaç tane başı dik insan gördünüz memurların karşısında? Göremezsiniz tabii ki. Çünkü yolu yordamı öğretmediler ki bu insanlara, dedelerden kalma korkuyla yaşadı hep bu halk. Daha yeni yeni herşeyi anlamaya başlamışken, ekonomik kriz deprem etkisi yarattı bu toplumda. Bir şoka ihtiyaç var da, bu şokun nereden geleceği hala belirsizliğini korumaya devam ediyor.

Yüzü verdiğinde elliyi beğenmez derlerdi eskiler, doğrudur. Eskilere oranla daha kritik bir dönemden geçmekteyiz. Kriz kimilerine yaradı tabii ki, çünkü çok iyi kullandılar. Ucuzken satın almayı öğrendiler parası olanlar. Olmayanlar ise satmayı öğrendiler, ya aç kalmasınlar diye, ya da lüks hayattan vazgeçemedikleri için. Eskiden bankalar tek bir kimlikle para dağıtırken harcamak  da kolaydı. Tatil için kredi, mobilya değiştirmek için kredi, evlenmek için kredi, balayı için kredi. Vay be, ne çok para dağıtmışlar adamlar bizleri dağıtmak için. Dünya üzerinde de böyle değilmi olaylar? Dünya bankası veya Avrupa Birliği baştan paraları dağıtıyor, istediği ülkenin insanını öyle bir yaşatıyor ve borçlandırıyor ki, sonunda iş almaya gelince, elindekilerin hepsini bir çırpıda alıveriyor. Yani verenler büyümeye devam ederken, hazıra almayı öğrenmiş olanlar, hala paralı tembellikte kalmaya devam ediyor. Paralar bitti şimdi sıra mallarda.

Geçmişi iyi bilmek, insanları tanıyabilmek çok önemlidir aslında. Bunlardan ders çıkarabilmek ise bir o kadar daha önemlidir. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Şair ne güzel söylemiş, “Türkü eski türkü, sazlarda tel değişti, yumruk eski yumruk, bir varsa el değişti.” Bizim de bunları görebilmemiz çok önmelidir. Çünkü bazen görünenler yüzeysel ve sahtedir, görünmeyenler ise derin ve gerçeklerdir.

Yukarıdakileri anlayabilmek için de gerçeklerle yüzleşmek artık bir mecburiyet haline gelmiştir. Bugüne kadar hayatı mahvedilmiş bir sürü gencin günahı, sadece diğerlerinin korkularından kaynaklanmıştır, onlar bu çocukları hayali korkularından dolayı dışlamış ve düşman muamelesi yapmıştır. Bizden olanlar bile ötekileştirilmiştir, çünkü bazılarının işine öyle gelmiştir. Bu bazıları veya bu arkadaki el ise bir türlü görülememiştir, ya da görülmesi istenmemiştir.

Dilerseniz bakmakla görmenin arasındaki farkı, veya görmekle görememek arasındaki farkı sizlere güzel bir hikayecikle anlatalım...

Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir.
Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne  olduğunu sorar ...
Juan, "Yalnızca kum" diye yanıt verince polis, "Aç bakalım çantaları" der. Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka  birşey bulamaz çantada!

Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur! Polis, çantalarını Juan´a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.

Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan´ı gene durdurur, didik didik arar, birşey bulamaz ve Juan´ı serbest bırakmak zorunda kalır.

Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder! Bir gün emekli polis Meksika´da bir barda otururken Juan´ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır; "Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım. Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağından emin olabilirsin."

Juan gülümseyerek yanıtlar, “Motorsiklet”

DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM :)

Bu haftalık bu kadar, Hoşça kalın Dostça kalın.

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech