LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 21918 Aralık 2014Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

BAŞKASINA ZARARSIZ, KENDİSİNE YARARSIZ BİR AZINLIĞA DOĞRU

Bir çok yerde duymuşsunuzdur zaten, ‘’Bu Azınlık Dünyanın en uysal Azınlığı, bu Azınlık vergilerini, harçlarını devletine en önde ödeyen bir Azınlık” diye. Uysal olduk da ne oldu, diye sorası geliyor insanın kendine? Hakikaten ne kazandık bu halimizle? Her şeye evet demeyi mi, yoksa büyüklerimiz bilir mantığını mı kazıdık herkesin kafasına?

100 yıldır aynı tas aynı hamam. Sadece eğitim değişti, giyinişler değişti, insanların birbirine karşı davranışları değişti. Karakter aynı karakter, sadece biraz modernleşti. Korku aynı korku, cesaret sadece sosyal ağlarda kaldı.

İnsanlar yanlış yapa yapa hayat tecrübesine sahip olur bildiğimiz kadarıyla, hatta gerektiğinde zarar yaparak. Ali topu tut, Ayşe topu at mantığı ile yetiştirilen nesiller başkasına karşı tabii ki zararsız olacak. Mantık aynı, suyu koyduğumuz tas aynı. Kendisine ve halkına yararlı olmayan şahısların zararsız olması ne işe yarar ki?

Seneler boyu denendi bu Azınlık. Kendi başına bir şeyler yapabilmesi için fırsatlar tanındı kendisine. Olmadı. Kimileri olmasını istemiyordu, kimileri de etrafında ona güvenen insanları bulamıyordu. Herkes kendi çemberinin içinde rahattı. Yunanlı arkadaşlarının yanında Yunan Müslümanı, Türklerin bulunduğu mekanlarda en büyük Türkçü.

Nitekim tarih gösterdi ki, meğerse bu toplum için hiç kimse gerektiği gibi savaş verememiş, gerektiği yerde dik duramamış. Astığım astık, kestiğim kestik mantığı ile hareket eden ve istemediği veya hoşlanmadığı kişilerle muhatap olmayan bir mantık doğmuş böylece. Bu mantık bunlar bizden, bunlar diğerlerinden görüşleri ile istemediklerini hep dışlamış, Azınlık yararına gösterdiği şeylerin ilk olarak kendi şahsi çıkarlarına karşı olmadığını araştırmış ve ona göre adım atmış.

Amerika’da zenci, Türkiye ile Yunanistan’da Azınlık olmayacaksın derler ya hep, haklı olabilirler.

Böylelikle hayaller hiç bir zaman gerçek olamamış, bir arpa boyu yol ilerlenilmemiş. Burası benim de ülkem mantığı ile ilerleyemeyen, ana dilinin haricinde yaşadığı vatanının dilini bile öğrenememiş kişilerin, bu Azınlığın çobanlığını yapmaları ne kadar aşikardır biraz araştırılması lazım.

Fakat  maalesef, iki devlet arasında kalan bir Azınlık olarak gerektiği gibi davranamadık, bizden beklenilenleri yerine getiremedik. Şimdi kalkıp Anavatan’a suçu yükleyemeyiz. Kınamadan öte gidemediğimiz, gerekli organizasyonları yapamadığımız bir alemde suçu başkalarına yüklemek için çaba harcayamayız.

Tabii bunu gören yetkililer doğal olarak yetkiyi ellerine almayı yeğlediler. Devletler bazında bazı şeylerin olabilmesi, artık başkalarının elinde. Bu sebepten dolayı da, Lozan’da Garantör ülkelerden Türkiye artık bizi sildi diyemeyiz. Başaramadıysan çık bu işi ben başaramadım de diyebilirsen. Senelerden beri Anavatan yetkikililerine yalan yanlış raporlar sunanlar utansın. Halkın suçu olmamasına rağmen, en fazla sıkıntıyı yine onların çekmesi de biraz vicdanlarına dokunması lazım bazılarının. Hakikaten biraz vicdan kaldıysa tabii ki. Şu an belki bunu kimse kabul etmez ama, vicdan para olsaydı, çok kişinin ne kadar zengin olduğu da ortaya çıkardı.

Bizim iş de Temelin işine benzedi. Hakim  Temele sormuş ilk duruşmada. “Temel davacıyı merdivenden sen mi ittin?”

“Ben bir basamak ittim hakim bey, diğerlerini kendi düştü”

Biz de böyle değil miyiz işte. Başarı sağlandığında kendimize pay çıkarmaya çalışırken, yanlış bir şeyler olduğunda suçlu aramaya çalışmıyor muyuz her defasında? Sorumluluk üstlenmeyi beceremedik bir türlü. Yenilgiyi kabullenmektense, suçu hep başkalarında aramayı  denemedik mi? Sanki suçladığımız insanlar bizden değil, sanki muhatap olmak istemediklerimiz bizden değil.

Biz zaten yaptıklarımızla Yunan’a bile fazla iş bırakmadık geride. Aleyhimize olabilecek her şeyi çok iyi beceriyoruz alimallah. Başkalarına ihtiyacımız bile yok o konuda. Sıkıştığımızda yanımızda olmadıkları zaman kızıyoruz sadece, çünkü yalnız başımıza da bir hiçiz. Bu merdivenleri ya birlikte çıkmayı denemeliyiz, ya da aşağı ittiklerimizi yere kakılacak bir şekilde itmemiz gerekiyor.

Azınlığa, seçim öncesinde adaylara gösterdiğimiz özeni gösterseydik, onların arkasında koştuğumuz kadar bu insanların arkasında koşabilseydik, şimdiki halimiz aynada şu anda görünen olmayacaktı.

Farklı bir tablo çizmek bizim elimizdeyse eğer, ilk olarak ikiyüzlülükten vazgeçilecek, ıskartaya kalanlar kendi kümeslerinde yumurtlamaya devam edecek ve horozlar da artık sadece kendi çöplüklerinde değil, haklı oldukları halde her çöplükte ötebilecekler.

Bu haftalık da bu kadar olsun bakalım. Yazılacak çok şey olsa da, sayfalar yetmiyor. Az ve öz olanlar kalıcı olanlardır. O yüzden şimdilik bu kadar yeter, haftaya da inşaallah Yunanistan’daki erken seçim dedikodularının nereye kadar varabileceğini, Azınlığın bu seçimlerden yararlı mı zararlı mı çıkacağını biraz tartışırız.

Gönül dostlarına mutluluk, sağlık ve başarı dolu günler diler, kararsız ve zararsız olmaktan vazgeçerek, bu topluma biraz da yararlı olmalarını temenni ederim.

Hoşça kalın, Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerUEFA Avrupa Ligi'nde 12 karşılaşma yapıldıUEFA Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçlarıAvrupa Parlamentosu Milletvekili bütçe nedeniyle açlık grevine başladı29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Türkiye'nin Avrupa'daki birçok dış temsilciliğinde kutlandıKoronavirüs salgınında son 24 saat
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech