LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 22413 Şubat 2015Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

UMUDA IŞIK YAKMAK

Azınlık insanı tarih boyunca korkularla yaşamış,korkutulmuş, farklı politikaların kurbanı olmuştur. Yeri geldiğinde toplu halde cevabını vermiş, yeri geldiğinde de kendi kabuğunun içinde kalmayı tercih etmiştir.

Kaybetmekten korktuğu için, sevmekten, güvenmekten de kendini uzak tutmuştur. Aramızda satılıklar olduğunu gördüğü andan itibaren, kendi insanına da güvenemez olmuştur.

Sorumluluklarını yüklenmemek için düşünmekten korkmuştur, kendi düşüncelerini ifade etmekten çekinmiş, çok serbest ve cesaretli olanlardan da korkmuştur aynı anda.

Eleştirilmekten korktuğu için, konuşmaktan korkmuştur, konuşanlara da hep şüpheli gözle bakmıştır her nedense.

Reddedilmekten korkmuştur, eleştirelere maruz kalacağını sandığından. O yüzdendir zaten kendinden üstün gördüklerinin dediklerini yapması.

Yaşlanmaktan korkmuştur, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Zamanını nasıl değerlendireceğini önemsemediği için.

Gün gelecek unutulmaktan korkmaya başlayacak, dünyaya ve kendi insanına bir şey veremediği için.

Vee ölmekten korkmaya başlayacak, aslında hiç yaşamadığı için.

Bu mu bizim insanlık anlayışımız? Bu mu bizim farklı oluşumuz?

Muhakkak ki bu özellikleri taşımayan,hatta tam tersini yapan bir sürü arkadaşımız da var, ama yetermi? Bu kadarcık mı bizim ciğerimiz? Bu kadar mı?

AMA haklısınız bükemedikleri elleri ısıran bir toplumda yaşıyoruz. Bir dedikodu üzerine kurulmuş, gerkektiğinde sevilmiş gerekmediğinde itilmiş insanların içinde yaşıyoruz. Durum böyle olunca da kendimizde topluma ayak uydurma mecburiyetini hissediyoruz.

Böylece devam edin. Nasıl olsa bizler yerimizde saymaya alışığız. Nasıl olsa bizler, bize karşı  yapılan politikalarla güvensiz olmayı ve sadece kendimizi düşünmeyi öğrenmişiz.

Ordan ötesi masal zaten. Toplum ne haldedir ne yapar, geleceğimiz ne olacak bize ne? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

Yoksa bizleri birbirimizden koparma politikası artık meyvelerini vermeye başladı mı? Hem de kendi aramızda gerçekleşen ve farklı kişiler tarafından yürütülen hatta azınlığımıza bile mensup olmayan bu insanlar sizçe yavaş yavaş, kendileri için başarılı bir sona ulaşıyorlar mı? Eğer böyleyse durum ciddi demektir.

O zaman İsrailoğullarının politika sistemine teslim olmaya başlamışık demekki.

Bu sistem, kendisini bir anda Nuh’un gemisinde kaptan görüp de diğer yandan denize attıran bir sistem. Bu sistem, bir yandan kanayan yaraya merhem sürmeye çalışılırmış gibi gösterilip de diğer yandan canice öldürten bir sistem. Bu sistem, çaya su içmeye götürüp de su içmeden getirten bir sistem. Ama serbestlik varmış gibi gösteriliyor mu? Evet. Peki millet bu sistemin içine ister istemez sokturuluyor mu? Ona da evet. Yani sizin anlayacağınız hepimiz bu tepsinin içinde oynuyoruz arkadaşlar. Sadece bazılarımızın alanı büyük daha rahat oynuyorlar. Çünkü paraları var ve tepsinin içinden daha fazla yer satın almışlar. Peki parası günden güne azalan ve bir çıkmaza itilen rençperimiz ne yapacak? O  fazla yere sahip kişiler birazcık daha sıkışıp da onları da yanlarına alacaklar mı, yoksa tepsinin içinde ne kadar az insan var o kadar rahat yaşarız mı diyecekler? Muhtemelen ikincisi galiba.

Böyle bir dünyada, böyle bir sistemin içinde karamsar olma derler hep. Kaç kişi içindeki güce, cesarete inanıp ön safa gelebilecek? Kaç kişi korkusuzca doğrularından yılmadan, kötülüklere ve bunların gerçekleşmesinde yardımcı olan kişilere ödün vermeden birlik beraberliği kurmak için ilk adımı atacakalar? Kaç kişi, ne zaman nerde? Biz varız. Siz de varmısınız?

Yazıma küçük bir şiircikle son vermek istiyorum,

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki 'söz ver kendine'
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundandı
Anladım...

Bu haftalık da bu kadar. Farkındayım biraz felsefi bir yazı oldu ama bu yazılanların her zaman hayatımızda yer alması artık bizi biraz düşündürmesi lazım, bu olumsuzlukları hayatımızdan çıkartmamız lazım, yepyeni bir hayata artık adım atmamız lazım. Unumuz, suyumuz, tuzumuz var iken artık bu yufkaların açılması lazım, tepside pişirip bu milletin doyurulması lazım. Kenarda duran hiç bir şey tozlanmaktan kurtulamaz. Bu tozları ortadan kaldırma zamanı artık geldi.

Hoşça kalın, Dostça kalın değerli dostlar.

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerUEFA Avrupa Ligi'nde 12 karşılaşma yapıldıUEFA Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçlarıAvrupa Parlamentosu Milletvekili bütçe nedeniyle açlık grevine başladı29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Türkiye'nin Avrupa'daki birçok dış temsilciliğinde kutlandıKoronavirüs salgınında son 24 saat
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech