LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Haftanın İçinden Kahve Sohbetleri 23330 Nisan 2015Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

BİR GARBİ TRAKYA HATIRASI...

Zenginliklerin içinde fakir, medeniyetlerin içinde haksız, eşitliklerin içinde çulsuz mu yaşayacağız hep?

Neden olmasın! Alıştıklarımız, isteklerimizle bağdaşıyorsa, fikirlerimiz ve cesaretimiz sadece kendimiz içinse, hangi yolu katetmekten, hangi hedefe ulaşmaktan bahsediyoruz? Hedefe  ulaşmak zor olabilir. Önemli olan biz o hedefi koyduk mu? Zor hedefler olmasına da gerek yok hani. Küçük hedefler koyup, onları gerçekleştirdiğimizde nasılsa büyük hedeflere doğru da yelkenleri açmış olacağız, hem de hiç farkına varmadan... Sadece biraz fedakarlık, biraz cesaret, hepsi bundan ibaret.

Sizlere tatlı dille vaat edilenleri bırakın bir kenara. Çünkü tatlı dil, gayenizin amansız düşmanıdır. Onun çağırdığı mekanik zevkler, gayenize duyduğunuz büyük aşkı, basit bir cilvelenme seviyesine düşürür. O mekanik zevkler, benzin bidonuna düşmüş küçücük bir kıvılcım gibi bütün maddi ve manevi kuvvetlerinizi infilak ettirerek bir daha işe yaramayacak kadar yakar. O mekanik zevklerin her davetinden biraz daha güçsüz, biraz daha aptal, biraz daha sönmüş olarak dönersiniz.
 
O zaman hedefe kilitlenmek için ne bekliyoruz ki? Yüreklerimizin kan ağladığı günler yetmedi mi yoksa?

Evet biliyoruz bu toplum, bedeninden hiç eksilmeyen yaralarla yaşıyor... Bu toprakların insanları, daha çocukluğundan "çocuk düşe kalka büyür" sözüyle yetişiyor. Ve günün birinde de bazıları tarafından "düşenin dostu olmaz" korkunç gerçeği ile karşı karşıya kalıyor... Bu toplum, bu sebeplerden dolayı herkese eşit şekilde dağıtılmamış yaralar taşıyor. İşte şimdi bu yaraları dindirmek ve yeni gelen nesile iyi bir gelecek miras bırakabilmek, yine bizim elimizde.

Umutlarımız, hayallerimiz, istek ve arzularımız en önemlisi de hedeflerimiz!

1980'lerden sonra başlayan beyin göçü, ilk tohumlarını 1990'lardan sonra vermeye başladı. Başladı başlamasına da, geri dönenler çok azdı. Onlarda zaten okul yıllarında hakim olan idealist ruh ve beyin gücünü burada gerektiği gibi kullanamadılar, dolayısıyla umutları yıkıldı, koltuk sevdasında, parti sevdasında olan abileri de onlara yardım edemediler veya etmek istemediler. Ya da kibarca yanlarından uzaklaştırmak için değişik entrikalara başvurdular. Savaşını verip hayallerini gerçekleştiremeyen gençler de, böylece onların yolunda gitmeye başladılar veya kendi yollarını seçtiler. Çünkü anladılar ki zaferleri başkalarına bağlı olduğunda zafer kendilerinin değil. İşin ilginç yanı da bu zaten, çünkü kendi zaferlerini kendileri kazanmak isteyenler de, yine istediklerini yapamadılar. Neden mi? Burasının Batı Trakya olduğunu ve Trakya'da herşeyin gözetim altında olduğunu, herkesin aslında sadece kendini düşündüğünün çok geç farkına vardılar. Gümülcine'de geçmişin yoksa, tanıdıkların az ve ailen de varlıklı değil ise, oyunu zaten baştan kaybetmişsin demektir. Ya da seni öyle inanmaya mecbur ederler. Bir nevi psikolojik baskı ya da beyin yıkama taktiği...

Bunlara rağmen, neden o iç dünyamızın güzelliklerini su yüzüne çıkaramıyor ve neden diğerlerine benzemeye çalışıyoruz? Yoksa biz (biz) oluşumuzdan memnun değil miyiz? Neden işinde başarılı olan bir arkadaşımızı gördüğümüzde kıskanıyoruz? Daha iyi olabilmek mi, yoksa daha iyi görünebilmek mi önemli? Bu nedenler sizlere çok basit geliyorsa o zaman yolunuz açık olsun!
 
Unutmayın ki, en kötü alışkanlıklardan bir tanesi de, isim ve koltuk sevdasıdır. İnsanı büyük yanlışlar yapmaya sevkeder ve her şeyi inandırarak yaptırır. İnsan yaptığı yanlışların artık doğru olduğuna inanmaya başlar ve başkalarını da, o kendi inandıklarına inandırmaya çalışır. Aynen fıkramızda olduğu gibi!!
  
Bir köylü kadın, bir danayı doğduğu gün kucağına alıp sevmiş. Küçücük bir dana işte kucağına sığmış. Bu hareketi adet edinmiş kadın. Danayı her gün kucağında taşımaya başlamış. Sonunda buna o kadar alışmış ki, dana büyüyüp de koskoca  bir öküz olduğunda da, kucağında taşıyabilmiş hem de hiç altında kalabileceğini düşünmeden. Ona, (BU DANA DANALIKTAN ÇIKMIŞ SEN ARTIK BUNU TAŞIYAMAZSIN, VAZGEÇ BU SEVDADAN) diyenlere de, ne olacak KÜÇÜCÜK BİR DANA İŞTE cevabını vermiş her defasında.

Hayattan ve halktan örnek alan tüm liderlerimize ithaf edilir!

Bu haftalıkta bu kadar. Hoşça kalın, Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerUEFA Avrupa Ligi'nde 12 karşılaşma yapıldıUEFA Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçlarıAvrupa Parlamentosu Milletvekili bütçe nedeniyle açlık grevine başladı29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Türkiye'nin Avrupa'daki birçok dış temsilciliğinde kutlandıKoronavirüs salgınında son 24 saat
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech