LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Hükümet SİRİZA, Trakya ve Adalar ANEL29 Mayıs 2015Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Yeni hükümet, paylaşmasını seven bir hükümet olsa gerek. Kendi isteklerine göre yaptıkları bölge paylaşımında, sorumluluklardan uzak, ikili ilişkilerden uzak bir görev üstlendiklerini ve bu görevlerini layıkıyla yaptıklarına inandıkları bakanları var.

Şimdilik belki de bu sorumluluklar için zamanları yok, çünkü ülkenin ekonomisiyle uğraşmak zorundalar eyvallah, ama şimdi yapılanlarla, ileride başlarına açılacak olan sorunlar, onların zamanlarını almayacak mı, onları yine Avrupa Birliği ile uğraşmaktan alıkoymayacak mı?

Bu durumda bir de bakıyoruz ki şu an itibarı ile, 4 aylık bir aradan sonra, Siriza hükümeti Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının problemlerini pek ele almak istemiyor gibi. Abilerinin yürüdüğü yollara baltık diyen Siriza, tüneldeki ışığı bulabilmek için çaba ve zaman harcıyor.

Ama görülen o ki, başında olan azınlık problemlerini, başkalarının yardımı ile bir kenara atmaya çalışıyor, ne de olsa kendileri insan hakları taraftarı. Bir pire için yorganı yakanlar çünkü onlar, işçi kesiminin yanında hükümete kafa tutanlar, göçmenlerin yanında bakanlara kafa tutanlar, ezilenlerin yanında başka devletlere kafa tutup kim sorarsa yardım ellerini uzatanlar. Evet, muhalefette iken yardım eli uzatmak kolay, iktidar olduğunda ise seni zora sokacak işleri yapmaktansa, onları geciktirmekten haz duyacak ve bu işleri gönüllü olarak yapabilecek kişilere devretmek herhalde en kolayı olsa gerek.

Sorumlu olmaktansa geciktirmek, suçlu olmaktansa kabahati başkalarında bulmak, devlet politikasına uygun bir şekil olsa gerek. Azınlıktan aldıkları binlerce oyun karşılığını vermek için, şu ana kadar elle tutulacak bir adım atılmadı. Hatta sanki birşeylerin ters gidebilmesi için uğraş veriliyor gibi. Hani bazen insanın sorası geliyor kendi kendine, acaba herşey bilinçli mi yapılıyor diye, çünkü buna ateşe körükle gitmek derler ki, her ne kadar şimdilik ateş sönük gibi gözükse de o uyuyan kıvılcımlar o körükle alevlenir.

Milletvekillerimiz de sanki bu durumlar için susturulmaya çalışılyor, sanki üzerlerinde büyük bir baskı varmış gibi. Daha çok Atina’dayken rahatlayan, Azınlık problemleri için görünüşte savaş veren, ama parti yapısındaki kararsızlıklar ve farklı düşüncelerden dolayı sonuca ulaşmaları sanki çok zormuş gibi bir izlenim veriyorlar. Sanki içlerine topluyorlar bir sürü şeyi, patladıklarında ortalığı ayağa kaldıracaklarmış gibi bir durumla karşı karşıyayız sanki. Sanki diyorum, çünkü bunlar bizlere hissettirdikleri, sanki diyorum çünkü, daha çok erken, sanki diyorum  çünkü, şu an bir durgunluk, bir duraklama dönemi hissi uyandırıyorlar insanın kafasında.

Eğitimden sorumlu kurumlar bağımsızlarda, Trakya dış işleri bağımsızlarda, savunma bağımsızlarda. Bu ülkenin problemi sadece ekonomi ise, o zaman daha sonradan doğabilecek her türlü probleme de hazırlıklı olmak gerek.

İnançlı bir adım atabilmek için, karşı tarafa da inanmak ve güvenmek gerekiyor. Özgüven sahibi olmayanlar, hep tarih kitaplarını karıştırarak sorularına cevap arayanlar, hiç bir zaman geleceğe farklı bir ideoloji ile adım atamayacaklar.

Bizde herşey, küçük bir çocuk misali sanki o çocuklarla uğraşırmış gibi bir şey yani. Süte maya katarsan yoğurt olur, hadi yap bakalım. Ne kadar kolay. Hadi bakalım şimdi de bu yoğurdu bu sütten ayır. Çocuk değil mi, ne zaman ne isteyeceği ne soracağı belli olmuyor işte. Mutlu edebilirsen et bakalım. İsteklerini yap da görelim bakalım.

Bir çok konuda geri adım atmak, onlara oy kaybettirir korkusuyla yaşamış her iki taraf da bugüne kadar, ülkesinin milliyetçileri ile karşı karşıya kalmaktan korkmuş. Onun için olsa gerek, kendi sorumluluklarından kaçar olmuş her defasında hükümetler.

Gerçi Türkiye, Azınlık konularında cesaretli denebilecek adımlar attı, ama insanoğlu nankör ya, hep daha fazlasını istemekten bıkmadı hiç. Tek farkımız, İstanbul’da Patrikhane ve  azınlık burdaki azınlığa kıyasla hükümetin yaptıklarından memnun, en azından hükümetin yapmaya çalıştıklarına karşı gelmiyor, kabulleniyor. Burda ise kim sorarsa azınlığın yararına çıkartılan ve uygulanan kanunlardan, içinde bulunanlar ve kazananlar haricinde, kimse memnun değil. Sizce bu kanunlar, azınlığın istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyler olsaydı, bu azınlık ileri gelenleri bu uygulamalara yine mi karşı gelirdi? Gelecekte azınlık kültür ve geleneklerini bitirmek isteyen bir zihniyet, herşeyi kontrol altında tutmak isteyen bir zihniyetin ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak o kadar da zor olmasa gerek. Asıl anlaşılması zor olan, (tabii ki bazılarına göre), hangi hükümet gelirse gelsin, hangi parti olursa olsun, iktidar olduklarında aynı politikaları devam ettirmeleri. Azınlık için sınıfta kalan iktidarlar belki başkaları tarafından sınıfları üçer üçer atlatılıyor. Devlet politikası yani, değişmesi de hayli zor.

Onun için siz, siz olun, daha fazla kazanım sağlamak istiyorsanız kendi inançlarınızın yolunda hep beraber ilerlemek zorundasınız. Bir şeyleri değiştirmek isteyen kişi, ilk olarak kendisini değiştirmek zorundadır.

Bu düzenin böyle kalmasını isteyenler olabilir, o zaman sizin de o kişilerle değil sizin gibi düşünenlerle bu yola devam etmeniz gerekir. Arkanızdan gelmek isteyen gelir, gelmek istemeyen zaten sizden değildir.

Peki özgüveni biraz anlatmaya kalksak ne çıkar? Sizce özgüven insanın sadece kendine güvenmesi midir? Bakın özgüvene ait yazılmış çok güzel bir yazıyı sizle paylaşalım.
Özgüven ile kendine güven duymak aynı şey değildir. Özgüven özümüze duyduğumuz güvendir. İç dünyamızı tanıyarak, kendimizi tanıyarak kazandığımız özgüven, içinde özsaygıyı, öz-değeri, öz-farkındalığı, öz-sevgiyi, öz-sorumluluğu barındırır.

Kenidimize belirli alanlarda, örneğin iş dünyasında duyduğumuz güven, bir şeyleri iyi yaparak kazandığımız dışsal bir güvendir. Ünvanın, diplomanın, paranın, başarıların getirdiği güven dışsal güvendir ve geçicidir. Özgüven herşeyini bir anda yitirsen bile geride kalan gerçek güvendir. Herşeye sıfırdan başlayabilme gücünün ve inancının ta kendisidir.

Özgüven ya da özgüvensizlik içimizdedir. Hiç kimse ya da hiç bir şey bizi özgüvenli ya da özgüvensiz yapamaz. Oysa geçici olarak kendimizi güvenli, güvende, güvenen bir olarak hissedebiliriz ya da birileri böyle hissetmemize neden olabilir.

Özgüvenli kişi kendine güvenir. Ama her kendine güvenen kişi özgüvenli değildir.

Özgüven pastanın keki, kendine güven pastanın kremasıdır. Kremanın güzel, süslü püslü görünümü, kekin tadı hakkında bize fikir vermez. Kekin tadını veren, yapımında kullanılan malzemenin kalitesi ve pişirilme şeklidir.

Kek sevmiyorsanız bunu başka tatlı ürünleri veya yiyeceklerle de değiştirebilirsiniz. Bizim için önemli olan kek değil, onu yaparken ne kadar istekli ve inançlı olduğumuzdur.

Haftaya görüşünceye dek, yüzünüzden gülücükler eksik olmasın. Başarı dolu ve sağlıklı nice haftalara. Hoşça kalın Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerMedrese-i Hayriye Okulu’nda da vaka tespit edildiDünden beri tespit edilen yeni vakalar açıklandıŞampiyonlar Ligi'nde ikinci hafta heyecanı başlıyorİslam dünyası, Hazreti Muhammed'e hakareti destekleyen Fransa'ya karşı tek ses olduGümülcine Meslek Yüksekokulu’nda 3 vaka tespit edildi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech