LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
İslam, Sevgi Barış ve Kardeşlik Dinidir -2-30 Ağustos 2015Prof. Dr. Osman Eskicioğlu

İslam, insanlara karın kardeşliği, sütkardeşliği, din kardeşliği, vatandaş kardeşliği ve insanlık kardeşliği getirmiş olan bir dindir. Konumuz açısından burada vatandaş kardeşliği ile insanlık kardeşliği çok önem kazanmaktadır. Kuranda Nisa suresinin başında “Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan Rabbinizden ittika ediniz.” (Nisa 4/ 1) buyrularak bütün insanlığın kardeşliği hükmü getirilmiş bulunmaktadır. (Bak, Elmalılı III, 496). Şu halde bundan böyle bütün insanlar kardeş olup birbirlerine karşı bir kardeş gibi davranacaklardır.

İslam ayrıca bir kavimde, bir toplumda ve bir devlette yaşayan kimseleri de kardeş olarak nitelendirmiştir. “Hani kardeşleri (vatandaşları) Nuh onlara sakınıp korunmaz mısınız, demişti:” (Şuara 26/ 106) “Hani kardeşleri(vatandaşları) Hud onlara sakınıp korunmaz mısınız, demişti.” (Şuara 26/ 124). Salih peygamber (Şuara 26/ 142), Lut peygamber (Şuara 26/ 161) ve Şüayb peygamber (A’raf 7/ 85) de böylece hep kendi kavimleri ile yani vatandaşları ile kardeş olmuşlardır. Böylece tüm insanları ve vatandaşları kardeş ilan eden bir dinden hiç korkulup kaçılır mı? Bu bir yanlış propaganda olup bunun arkasında başka bir şey var. Ama bunca bilgi birikimi, iletişim araçları, yazı, çizi ve görüntü, artık bugün dün değil, onun için insanları aldatamayacaklardır. Bu konuda onlara verilecek cevap senin sözüne mi yoksa kendi gözüme mi inanayım sorusu olacaktır.

Belki dün bu aldatma, korkutma vur, kır ve öldür metotları fesat odağı müfsitlere fayda vermiş olabilir. Onlar insanlar arasında fitne ve bozgunculuk yaratmada başarılı olmuş olabilirler. Bu odak hakkında rahmetli Muhammed Hamidullah aynen şöyle diyor: “Bilindiği gibi, Hz. Osman'ın hilafetinin sonu acıdır. Bu hususta birçok yanlış anlaşılmalar mevcuttur. Ben, bütün bu meseleleri hallettiğimi iddia etmiyorum; fakat uzun zaman bu meseleyi araştırdım. Sonuçta edindiğim kanaat şudur ki bütün bu hadiseler, Yahudilerin çevirdiği bir oyun, bir komplodan başka bir şey değildir. Hz. Osman'ın katli, Hz. Ali ile Hz. Aişe ve daha sonra Hz. Muaviye ile olan savaşların hepsi, bir Yahudi oyunu (komplo) idi. Bu komplonun idarecileri, kendilerine müslüman diyen Yahudilerdi. Taberi tarihinin bu mevzudaki rivayetleri, dikkatlice okunacak olursa mesele daha iyi anlaşılır.” Onun için bizim insan kardeşimiz olan Hıristiyanlara tavsiyemiz, sakın ola bizim dün düştüğümüz hatalara siz bugün düşmeyin, oyuna gelmeyin ve çok dikkatli olun demekten başka bir şey değildir. “Elbette müminlere karşı düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve bir de müşrikleri bulursun. Müminlere sevgi bakımından en yakın olan ise “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulursun” (Maide 5/ 82). Ama önümüzdeki onlu yıllardan sonra bu entrikaların başarılı olacağını sanmıyorum. Çünkü akıl, mantık, sağduyu ve bilgiyi kullanma gücü ve yetkisi inşallah galip gelecektir.

İslam demek kanun demek, kural demek, nizam ve düzen demektir. Eğer bir yerde kanun ve kurallarsa varsa ve gerçekten bunlar çalışıyorsa, orada hevalar, süfli istek ve arzular olmayacağı için, kutsal olan yöneticilerin veya şer odaklarının görüş ve istekleri değil, kanun ve kurallar olacağı için asıl korkular ve endişeler orada yok olur. Bu konuya Buhari’nin rivayet ettiği bir hadisi örnek vererek Hz. Peygamberin Din geldiği zaman korkuların nasıl ortadan kalkacağını dile getirdiğini nakletmeye çalışalım. Sahabeden Ebu Abdullah Habbab b. el-Eret r.a. ten rivayet ediliyor ki, o şöyle dedi: Hz. Peygamber Kâbe’nin gölgesinde hırkasına yaslanıp yatarken ona halimizden şikâyet ettik. Bizim için Allah’tan yardım dilemez misiniz? Bizim için Allah’a dua etmez misiniz? dedik. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem:
“Eskiden bir mümin adam yakalanır, onun için kazılan bir çukura konur, sonra testere ile baştan aşağı ikiye ayrılır ve demir taraklarla etleri ve kemikleri taranırdı da bu işkence onu dininden çeviremezdi. Allah’a yemin ederim ki, Allah-ü Teala bu dini kemale erdirecektir. Hatta atlı bir kimse ve çoban, San’a’dan Hadramavt’a kadar (Yemende İzmir- Ankara uzaklığında iki şehir) gidecek, o Allah’tan ve koyunlarına kurdun saldırmasından başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Fakat siz sabırsızlanıyorsunuz”, buyurdular.

İslam dini affetmeyi ve merhameti esas almış bir dindir. İslam’a inanıp onun yolundan gidenler kendilerine düşman olanlarla bile aralarında bir sevgi doğacağını ümit ederler. Müslümanlar kendileriyle din mücadelesi yapmayan ve onları bulundukları topraklardan çıkarmayan kimse ve devletlere karşı adil davranır ve hatta iyilik yapmak isterler. Çünkü bu onların inanç temellerini oluşturan Kuran-ı Kerim bir emridir: “Umulur ki Allah sizinle düşman olduklarınız arasında yakında bir sevgi ve dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.” (Mümtehıne 60/ 7–8)

Eğer İslam’ın ceza hukuku ve devletler hukukunda getirdiği bazı esaslardan korkuluyorsa bunlar bugün hemen hemen bütün hukuklarda zaten vardır. Bugün dünyayı yöneten en modern devlet benim deyen ABD de bile ölüm cezası vardır. Eğer denirse ki, dünyada savaş, kavga ve terör olan yerler daha çok İslam ülkelerindedir. Bu savaşlar iki sebeple olmaktadır. İslam’da savaş sebepleri vardır; onları sizlere anlatalım. Ancak bugünün savaş sebebi ile Kuranın savaş sebebi saydığı olaylar birbirinden çok farklıdır. Savaşın birinci sebebi silah üreten fabrikalardır. Üretilmiş olan bu silahların satılması lazım ve bunun için pazarlar yoksa bile silah pazarları kurulması gerekir. Yani bu silah tüccarı ülkeler barış barış derler ve barış taraftarı kesilirler ama diğer taraftan da silah üretir ve savaş ateşini yakarlar. Bunların hep böyle savaş ateşini yaktıkları, Allah’ın ise bunu söndürdüğü hakkındaki ayet yukarıda geçmişti.

Savaşın bugün ikinci sebebi ise genel anlamda petroldür. Yani elinde ve toprağında doğal gaz ve petrol gibi enerji vasıtası olan ülkeler suçludurlar. Ellerinde silahı topu ve tüfeği olan ülkeler bu suçlulara bunun için saldırıp savaş açarlar.
İslâm’da ise savaş üç nedenle yapılır:
1- Nefsi Müdafaa: Düşman tarafı çarpışmayı başlatırsa onlarla savaşmak. “ size harp açanlarla Allah yolunda, sizde dövüşün. Ancak aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırı gidenleri sevmez”.(Bakara 2/ 190 )
2- Anlaşmayı bozan düşmanla çarpışmak: Beni Kureyza-Nadir Yahudileri Müslümanlarla yaptıkları anlaşmayı bozarak arkadan vurmaya çalışıp, entrikalar yapınca onlarla savaş yapılır. (Enfal 8/:58)
3- Düşman grup saldırmamış, fakat saldırıya hazırlık için toplanıp, gruplaşma yaptıkları zaman ( Tevbe 9/: 36; Bakara 2/: 194 ). İslam’ın ve Müslümanların saklayıp gizledikleri bir şey yoktur. Hz. Peygamberin savaşa gidecek askerler yaptığı tavsiyeler bütün hadis ve İslam tarihi kitaplarının altın sayfalarında yer almaktadır. “Savaşla alakası olmayan kimseleri öldürmeyin… Kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve din adamlarına dokunmayın…”

Müslümanların bu konuda gösterdikleri titizlik insanları hayretler içinde bırakacak derecededir. Hz. Peygamberin on senelik Medine hayatı boyunca bizzat katıldığı 27 gazvede ve ashabından birinin komutasında gönderdiği 60 kadar seriyyede, (yani Peygamberimiz zamanındaki 90 civarındaki savaşlarda) toplam 150 kişinin ölmesi bunun kesin ispatıdır.(Bkz. M Hamidullah, Hz. Peygamber'in Savaşları, s. 11; A. Önkal, Resûlüllah’ın İslâm'a Davet Metodu, s. 125).
İslam, insana değer veren dikkat edilirse müslüman demiyoruz, insanın dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumayı bir zaruret bilen dindir. Manastırları, kiliseleri, havraları ve mescitleri korumak İslam’da ayet ile sabit olmuş bir husustur. (Hacc 22/ 40)

İslam, fıtratın tabiatın ve doğanın ve doğallığın ta kendisidir. Tek kelimeyle İslam insanın kendisidir. Onun için kim olursa olsun ve hangi kültür ve düşünceye sahip olursa olsun ya da hangi dine ve dinsizliğe müntesip olursa olsun, kendisini yaşamak isteyenler İslam demelidirler. Eğer bugün müslümanlar İslam’ın önünde bir duvar gibi engel olarak durmasalar ve temsil ve tebliğ olarak onu insanlık âlemine ulaştırabilseler, benim kanaatime göre Yahudi, Hıristiyan, Brahman, Budist ve hatta ateistler bile kora halinde İslam! İslam’ İslam! diye tempo tutacaklardır.

Şu anda bütün kalbimle Rahman ve Rahim olan Rabbimiz Teala’dan tüm insanlık için ve hepimiz için hidayetler diliyorum.

Yazarın Diğer YazılarıNamaz bizlere ne öğretiyor?‘Ne yapalım, alın yazım böyleymiş…’Millet ve ümmet bilinciKültür hala geçerli midir?Para karşılığı din satan kişileri dinlemeyinGüncel HaberlerAtina'da "17 Kasım" kutlamaları bir kez daha olaylı geliştiKilise, din adamlarının memurluktan çıkarılmasına itiraz ettiVaroufakis 'Ayyıldız Tim' tarafından hacklendiPKK AB'nin terör örgütü listesinde kalmaya devam edecekGrönland'de buz tabakası altında dev krater keşfedildi
© MİLLET MEDYA 2018 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech