LogoAna sayfaHaberlerSporBatı TrakyaYunanistanTürkiyeDünyaKöşe YazılarıMillet NewsGiriş Yap
Senelerin Birlik Beraberliği Üzerine Birkaç Söz...10 Ekim 2015Necat Ahmetnecatahmet@gmail.com

Söylemesini öğrendik çok şükür, "Birlik Beraberlik". Ne de güzel geliyor kulağa. "Birlik Beraberlik"...

Bir olalım dediler, herkes kendini birinci olarak görmeye başladı. Beraber olalım dediler herkesle birader olduk. Diri olalım dediler kendimizi ölümsüz sandık. Nitekim bu iki kelimelik cümleden hepimiz ayrı bir anafikir çıkardık.

Geleceği bu kadar iyi tahmin edebilen bir toplumla, geçmişi görmek ve ders çıkarmak imkansız. Sadece bugünü yaşayanlar ise ayrı bir hikaye. Yani gidişatımız pek iyi görünmüyor olmasına rağmen, iyileştirmek için de hiç bir şey yapmıyoruz. Tabii haklısınız, bir şeyler yapabilmek için, ilk olarak birliğin sağlanması lazım. Evet aslında ben, biz olabildiğimiz zaman, benimdir. İyi günde tek başına olmak isteyenler, kötü günde nasıl yanlarında başkalarının olmasını istiyorlarsa, o zaman zorlukların üstesinden birlikte gelinebileceğini de çok iyi biliyorlar demektir,  ama iş icraate geldiğinde pek  istenmiyor gibime geliyor...

Öğretmenler bu konuda çocuklarımıza ne kadar yardımcı olabiliyor, hayat dersine ne kadar önem verebiliyorlar , bilmiyorum ama, Japonya’da ilköğretimde,  öğrencilerin dördüncü sınıfa kadar sadece hayat dersini ve görgü kurallarını öğrendiğini biliyorum. Hayata daha sıkı tutunabilsinler, kendi zorluklarında başkalarına ihtiyaç duymasınlar diye. Doğa bizlere her ne kadar acımasızmış gibi öğretilmiş olsa da, aslında en adil olanın da yine doğa olduğu kesin. Haksızlıkların pek yaşanmadığı, her sürünün başında en güçlünün olduğu bir tabiat düşünün, karnını doyurabilmek için takım halinde çalışmayı öğrenmiş hayvanlar veya değişik kabileler düşünün. Bu hayvanlar veya insanlar, yok olmamak için birlik içinde çalışmak ve yaşamak zorundalar.

Bizler ise ayrı kalabilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Çünkü herkes birbirinden korkar oldu, herkes asıl düşmanlığın yabancılardan değil, içindekilerden geldiğinin farkına vardı. Herkes birbirinden şüphelenmeye başladı. Bu durumda da tabii ki, gruplaşmalar, tarikatlar ve farklı dernekler ortaya çıktı. Kendi fikirlerini savunan bir sürü farklı gruplar peydahlandı. Herkes kendisinin de içinde bulunduğu topluluklara ayak uydurmaya çalışıyor, sonunu düşünmeden veya hayal edemeden. Çünkü beyinler yıkanmaya başlandı, beyinler bu kadar ilerisini göremiyor artık, beyinler sadece bir metre önünü görebilsinler diye yetiştiriliyor, daha ilerisi lazım değil çünkü. Gerekirse ot, içki kullansınlar, hem de bu kötü alışkanlıklara küçük yaşta başlasınlar, ama yeterki, hayal güçleri geleceği göremeyecek kadar körelsin, karanlıkta kalsınlar.

Yoksa siz de kendi çocuğunuzun böyle olmasını mı istiyorsunuz diye sorulsa, doğal olarak herkes hayır diyecek demesine ama, bu kahrolası sisteme de ayak uydurmak, bizleri çığırından çıkarıyor bazen. Çağa ayak uydurmak ise doğallıktan, insanlıktan, çalışkanlıktan ve sorumluluklardan uzaklaştırıyor belki de bizleri.

Hem çağa ayak uydurmak, hem de bu yukarıda yazdıklarımızı uygulayabilmek tabii ki çok daha iyi, ama bir yerde yanlış yaptığımız kesin. Biz bunları bir arada yürütmekten biraz aciz kalıyoruz. Gençlerimizi bu konuda bilinçlendirebilmekte aciz kalıyoruz. Geleneklerimizi unutmadan, sorumluluk sahibi olacak gençler yetiştirmemiz lazım. Aksi takdirde kolayına geldiğinden dolayı ne olduğu belirsiz kişilerin veya grupların yanında olacak ve onları takip edecekler. Haliyle her gelen yeni nesil günden güne bizden kopacak ve kendiliğinden asimile olmuş olacak...

Eğer amaç buysa o zaman kolaygelsin...

Birlik beraberliğin çok güzel anlatıldığı bir hikaye ile de bu haftaki yazımıza son verelim isterseniz.

Afrika’da yaşayan bir antropolog, yerli bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir.
Ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır. Onlara "Haydi, şimdi başlayın! Birinci olan kazanacak" dediğinde o an bütün çocuklar el ele tutuşarak koşmaya başlamışlar. Ağacın altına birlikte varmışlar ve tüm meyveleri birlikte yemeye başlamışlar.

Antropolog şaşırmış ve bu hareketlerinin sebebini sormuş doğal olarak. Çocuklar da şu cevabı vermişler kendisine: "Biz ubuntu yaptık, eğer yarışsaydık, yarışı kazanan bir kişi olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuz iken yarışı kazanan bir kişi o meyveleri yiyebilir? Oysa ubuntu yaparak meyveleri hepimiz yedik."

Ubuntu bu çocukların inanış tarzıyla, "Ben, Biz olduğumuz zaman benimdir" anlamına geliyor.

Ubuntu sözcüğü, Zulu dilinde "insanlık" anlamına gelir, aynı zamanda "başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever" olmak gibi insani değerlerin temel alındığı bir dünya görüşüdür.

Her zaman birlikte hareket edebilmek temennilerimle bu haftalık yazıma son veriyor, baş ağrılı değil başarılı bir hafta geçirmenizi diliyorum. Hoşça kalın Dostça kalın...

Mega Lighting
SakburYazarın Diğer YazılarıDiktatörlük dönemine mi dönüyoruz?Ortaya bir karışık lütfenTaktik hep aynı taktik, tutmasa da yine aynıMaskeli balolardan maskeli hayata geçişMendeburlar dünyasıGüncel HaberlerYüksek Tahsilliler Derneği'nden lise öğrencilerine yönelik çevirimiçi söyleşiFransa'nın İslam düşmanlığına Arap ülkelerinden tepkiler devam ediyorBatı Trakya'da koronavirüs vakaları artıyorYunanistan'da günlük vaka sayısı bine yaklaştıMilletvekili İlhan Ahmet iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi
© MİLLET MEDYA 2020 (Tüm Hakları Saklıdır)Design: GOTech